VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
11 Ocak 2017 Çarşamba | Anasayfa > Haberler > Şiddet, sanatın giremediği yerlerde serpilip yayılır
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Şiddet, sanatın giremediği yerlerde serpilip yayılır

MÖ. 540’lı yıllarda altın madeninde çalışan, eli çizime yatkın yetenekli genç adam Halludas… 1980 dönemi Tükiye’sinde bir resim atölyesinde üniversite yıllarını yaşayan Sadullah… İskender Pala, “Karun ve Anarşist”te farklı çağlarda yaşamış bu iki gencin öyküsünü paralel bir çizgide, ustaca kurgulamış.

YONCA BOZTUNALI



İskender Pala, yine bir solukta okunacak, nefes kesici bir dönem romanı ile karşımızda. Anadolu’nun coğrafi kaderini, Lidyalılar döneminden günümüze yansıtan bir perspektifle sunarken bin yıllar öncesinin acımasız, vahşi savaş meydanlarını, aşklarını, şiirlerini usta kalemiyle, içinde bulunduğumuz yüzyıla getirmiş, durup düşünelim diye bırakıvermiş.

Pala’nın “Karun ile Anarşist” adlı bu yeni romanının, terörle boğuşan Türkiye ve dünya gündemine bu denli uygun olması üzerine insan zaten düşünmeden edemiyor: Bin yıllardır savaşıyoruz ve durmuyoruz... Peki, neden durmuyor, bitmiyor bu amansız mücadele?
Pala, doğum yeri olan Uşak’ın geçmişine ve arkeolojik kazılarla da tescillenen kültürel mirasına ışık tutan bir macerayla başlıyor romana. MÖ. 540’lı yıllarda altın madeninde çalışan, eli çizime yatkın yetenekli genç adam Halludas ile 1980 dönemi Tükiye’sinde bir resim atölyesinde üniversite yıllarını yaşayan Sadullah’ın öyküsünü paralel bir çizgide ustaca yapılmış bir kurguyla okuyacaksınız “Karun ve Anarşist”te. Daha önce antik dönemleri anlatan bir roman okumadıysanız, Pala’nın bu son romanı ardından lahitlere, bir müzeyi gezerken karşınıza çıkacak eski çağlara ait bir kolyeye, broşa epey farklı bakacak, ardındaki hikâyeyi, belki aşkı merak edeceksiniz.

Pala, insanoğlunun binlerce yıldır devam eden iktidar mücadelesinde, “cultura”nın ne kadar da önemli olduğunu vurguluyor özünde. “Cultura”sı olan toplulukların dağılsa bile yeniden bir araya gelebilecekleri ve sonsuza kadar sürdürebilecekleri bir yaşantıları olacağını aktarıyor. Ve işte bu yüzden, “Şiddet, sanatın giremediği yerlerde serpilip yayılır,” diyor.
“Karun ve Anarşist”le ilgili merak ettiğimiz konuları İskender Pala’ya sorduk.

Hangi dönemi yazacağınızı belirleyen ne oluyor? Sizi Lidyalıları araştırmaya, hikâyeye onlarla başlamaya iten ne oldu?
İnsanlık zevki bilgiye, eğlenmeyi öğrenmeye tercih edilen bir çağı yaşıyor. Eğlence için para harcanıyor, emek harcanıyor, zaman harcanıyor da öğrenmek için hiç emek harcanmıyor, para veya zaman harcanmıyor. Ben böyle bir çağda, bilginin eğlence tarzında verildiği takdirde öğrenmeye vesile olacağını düşünüyorum. Bu yüzden romanlarımda okuyucuyu eğlendirirken onlara bazı şeyleri öğretmeyi, onları eğitmeyi ön planda tutuyorum. Yani roman konularımı seçerken insanların ne tür konularda bilinçlenmeye, bilgilenmeye ihtiyaçları olduğunu tespit edip yazmaya başlıyorum. Lidya’yı yazma amacım biraz Anadolu’daki kültürel mirasın zenginliğini nazara vermek, Anadolu’nun kadim tarihinden eserler üretilmesi adına genç yetenekleri uyandırmak, dünya kültür ve sanat yarışında öne geçebilmek adına üzerinde yaşadığımız coğrafyanın zengin birikimine dikkat çekmekti. Eski Lidya yurtlarında doğup büyümüş biri olarak toprağıma borcumu ödeme gayretimi de buna siz ilave edin lütfen.

İnsan hep aynı insan

İnsanoğlu eskiden daha mı barbardı, yoksa günümüzde daha mı alçak ve sinsi?

Tarihin bütün zamanlarında insan hep aynı insandı bana göre. Belki biraz daha bilgili ve kültürlü, belki biraz daha şık ve zengin ama mutlaka ihtirasların, hırsların, kinlerin, düşmanlıkların, açgözlülüklerin elinde tutsak olmuş bir insan. Elbette sevinçlerin, kahkahaların, gözyaşlarının, ayrılıkların da harmanlandığı bir insanlıktan bahsediyoruz. Orta Çağ’a kadar insanlar hep “bezm” ile “rezm”, yani eğlenmek ve savaşmak arasında bir hayatı yaşadılar. Savaştılar iyi yaşayıp bol eğlenebilmek için, kendilerini eğlendirdiler daha sonra iyi savaşabilmek için. Modern zamanlar görünüşte demokrasi, insan hakları, barış, hürriyet gibi kavramlarla hayatı düzenlemeye çalışıyor ama perde arkasında hâlâ çok acımasızca savaşıyor. Yalnızca silahlar değişti. Eskiden ellerindeki kılıç kalkan idi; şimdi füzeler, dijital saldırılar, algı yönetimleri, endüstriyel casusluk vs. Eskiden er meydanında gücü yeten yeteneydi, şimdi bel altından ve gizliden gizliye… Tüfek icat oldu mertlik bozuldu mu demeliyiz!..

Kitapta çok eski zamanlarla günümüzü inanılmaz bir kurguyla birleştirmişsiniz. Geçmişteki her sözün, insanın, duygunun bugün de bir karşılığı var gibi... Peki, eskiden kâhinlerin savaş sonucunu ve hatta başlangıcını belirleyen kehanetlerinin yerini yaşadığımız yüzyılda ne aldı?
Eskinin kehanet ocakları ve kâhinlerini şimdilerin falcıları, tarotları yahut medyumlarıyla karıştırmamak gerekiyor. Hz. Musa öncesinde kehanet çok güçlü idi ve isabetli sonuçlar gösteriyordu. Hatta Hz. İsa zamanına kadar etkisini sürdürmüştür. Dolayısıyla eski kâhinler pek çok bilgiye sahip olurlarmış. Şarlatan tipleri bir yana bırakırsak bazılarının, mesela şamanlıkta olduğu gibi, ruhen kendilerini arıtma sürecinden geçtiklerini de kaynaklar söylüyor. Böyle bir adamın bugünkü karşılığı elbette bulunamaz ve bence bulunmasına da gerek kalmamıştır. Savaşların süper güçlerin oturduğu masalarda başlatılıp sonlandırıldığını, tröstlerin ve holdinglerin savaş kazandığı veya kaybettiği bir çağda kehanete gerek kalmıyor zannederim. Eğer öyle olsaydı kâhinler Suriye’de bunca masum kanının dökülmesine göz yummaz, insanlığın bu derece sancı çekmesine razı olmazlardı.

“Karun ve Anarşist”te; “Üniversiteye gidip devrimi bilimde yaparak, ülküyü sanata yükleyerek, dini ruhlara yerleştirerek ülkeye çağ atlatıp ileri taşımak yerine çatışmaya giderek ülkeyi geri bırakmak küresel bir oyunun piyonu olmaktan başka bir şey değilmiş,” diyen karakter, hâlâ günümüzde de yaşadığımız kargaşayı ve fikir ayrılıklarını ifade ediyor aslında. Bu farkındalığa ne zaman ulaşılacak, içimizdeki bu aydınlanmaya, gelecek güzel günlere, barışa bizi ne götürecek sizce?
Bunun için güzel yurdumuzda birlik beraberlik ruhunun devam ettirilmesi gerekiyor bence. Şu anda Türkiye benim romanda anlattığım 12 Eylül döneminden daha büyük bir kuşatma altında bulunuyor. 12 Eylül’ü küresel güçlerin içimizde bizi birbirimize kırdırma planı sayarsak, bugün yalnızca içeriden birbirimizi kırmamızla yetinmeyip dışarıdan da kuşatarak bizi boğmak istiyorlar. Ama bu millet asil bir kan taşır ve yüce ideallerde kendini bulur. Hayır, bizi alt edemeyecekler…

Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayı : 163