VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
11 Ocak 2017 Çarşamba | Anasayfa > Haberler > Şiir, “İnsanlık Hali”dir
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Şiir, “İnsanlık Hali”dir

Osman Serhat şanslı bir şair. Şiir için seçilmiş biri. Şiirin ona geldiğini düşünüyorum. Bunu düşündürtecek pek çok şiiri ve dizesi var çünkü. Ayrıca Akatalpa dergisinde yıllardır sürdürdüğü günlükleri de buna eklemeli. Hem Osman Serhat şiirinde yeri var hem de bu şiirin kaynaklarını, köklerini sezip anlamamızda bir kılavuz bu notlar.

HAYDAR ERGÜLEN


Yakınlarda yayımlanan bir söyleşimde, yazdığım şiirlerle yazılarım arasındaki bağlantılara ilişkin bir soruyu, “Yazı dünya hâli, şiir insanlık hâli” diye yanıtlamıştım. O günlerde Osman Serhat’ın yeni kitabı “İnsanlık Hali”ni (Komşu Yayınları 2016) henüz okumamıştım. Adını duymuştum. Muhtemelen şiirin insanlık hâli olduğunu söylerken ondan esinlendim.
“İnsanlık Hali”, Osman Serhat şiirindeki gülümsemenin tanımıdır. O gülümseyiş, dünyaya bakmanın yollarından ve şiirin hâllerinden biridir. Edip Cansever’in “Gelmiş Bulundum” kabulünün akrabası, aslında şiirin de varlık nedenlerinden, gerekçelerinden biri, belki de başlıcasıdır. Hatta başlangıcı demekte de yarar var.

Osman Serhat şiirini ilk okuduğum günden beri, demek ki kırk yıldır, onun başka bir yerden, damardan, iklimden, hatta alfabeden geldiğini düşünürüm. Hem “imtiyazsız, sınıfsız” bütün bir insanlığı ilgilendiren hem de adeta kendi kendine mırıldanıyormuş izlenimi veren dizeleriyle dopdolu şiirleri, bu doluluğun doğal biçimi olarak da yalınlığı bulmuştur.

Bir ateş bin türlü yanar
Yalınlık, doğrusu bir biçim olmaktan çok, onunla en yetkin şiirlerini yazan hemen her şairde başka bir vücut bulmuştur. Orhan Veli’nin yalınlığında onun kalpten gelen yaşama sevinci dururken, Osman Serhat’ın yalınlığında insanın hem ilahi hem dünyevi macerası bulunur. O bize gönlünden geçenleri bir bir duyurur. Hem kutsal metinlerdeki vecizlere benzer onun sözleri hem de sanki gündelik işlerden söz ediyormuşçasına bir sadelik içinde konuşur.

Daha kitabın ilk şiiri, “Rüzgarla Savrulan Bir Kadın İçin Sone”de, olağan benzetmelerle dile getirir sitemini, “Bir ateş bin türlü yanar ama her zaman için ateştir/Sen bir odunla tutuşturuyorsun ateşini/Ben bir gül arıyorum sulamak için”. 1998 tarihli bu şiirden sonra, 2002 tarihli şiiri “Susarak Söylenen Sevgi”de çok şey söyler. Bir klasiktir bu şiir. İlk aklıma gelen akrabası ise, mevzu da sevgi olduğu için, Orhan Veli’nin “Anlatamıyorum” şiiridir. Serhat’ın şiirinden birkaç dize: “Bir karıncanın bir karıncaya söylediği/O sessiz şiiri/sana söylemek isterdim/.../Tanrının kainata söylediği/o ilk şiiri/sana söylemek isterdim/.../Binlerce yıl dikenin güle kuşun gökyüzüne/söylediği o şiiri/sana söylemek isterdim/.../Ama sen yine de susmamdan/anlamalısın/seni ne kadar sevdiğimi”.
Birkaç dize dedim ama şiir kendiliğinden tamamıyla çıktı geldi, aktı geldi. İyi ki geldi. Şiir böyle doğal akışa uygun bir biçimde akıp gelince, bu şiirin ne kadar da “kendiliğinden’ olduğunu düşünmeme de vesile oldu. Yazının başına dönüyorum öyleyse. Şiirin ona geldiğini düşünüyorum, demiştim. Şiirin onda doğal ve kendiliğinden bir hâl olduğunu da eklemeliyim buna.

Büyük şeylere temas eden, onları dert edinen, onlarla uğraşan bir şiirdir Osman Serhat’ın şiiri. Tanrı insan, varlık yokluk, ölüm yaşam, iyilik kötülük, aşk gibi insanı hem insan eden hem de bazen şiir kılan şeyler. Bunlarla ilgilenen ilk şair değildir elbet, fakat bunları, bu büyük meseleleri şiirine bunca içselleştirmiş, adeta onlarla, tıpkı şair arkadaşlarıyla, genç şairlerle bir kahvede söyleşir gibi söyleşen, abartmayan, küçümsemeyen, sakinliğiyle sezdiren, doğruluğuyla fark etmemizi sağlayan ve farkına varmadan şiirden düşünceye doğru yol almamızı sağlayan bir şairdir o. Bir şiirdir desem daha doğru olur, Osman Serhat’a da yakışan budur.
Kitaptaki şiirleri sırayla okumayı sürdürelim. Felsefe demeyelim ama şiir düşüncesinin yetkin bir örneği olan Osman Serhat şiirinde, düşüncenin şiirini de en saf, en açık ve en anlaşılır hâlinde okuduğumuzu bir kez daha belirtelim. Adıyla da bir gerçekliği taşıyan, “Sevmek bir kez olmuştur” şiirinin sonu: “Mutluyum/sevdiğim için/zaten sevmek/bu dünyada bir kez olmuştur.”

Genç şairlerimizden Aykut Nasip Kelebek’in “Slogandan Metafiziğe” yazısında dediği gibi, Osman Serhat’ın bazı mısraları “bir Hölderlin, bir Rilke çapında”dır. (Kanlı Canlı Şiir, Uç Yayınları s.69). Kitaptaki “Öldükten Sonra Konuşma” şiirinin son dizelerine bakalım: “Ama, ben ölsem de unutmayın:/Kimse Tanrı kadar sevemez.”

“Yeni bir algı ve duyuş dünyasıyla Türk şiirinde yer alan” Osman Serhat, “Geçmiş ve gelecek inşasına girişmiyor, iddialar ya da ütopyalar ortaya atmıyor, bütün zamanları çocuksu bir merak duygusuyla ele alıyor.” (agy. s.73) Kelebek, Serhat’ın “güçlü bir tabiat ve insan irdelemesine girişmiş”olduğunu da ekliyor. Edip Cansever’in kendisi için “insan araştırmacısı” dediğini hatırladım.

Görür görmez inanıyorsunuz
5 Kasım 2003’te yazdığı ve “peki ama neden yalnızız” dizesiyle, görünüşte biten gerçekteyse başlayan şiirinin ardından, “içiçe geçmiş kuşlar”a daha çok inanıyoruz. Bunu da Osman Serhat’ın “inandırıcı” şiirine borçlu olduğumuzu duyumsuyoruz. 31 bölümlük “Kuşlar” şiirinden istediğiniz ikiliğe inanabilirsiniz. Sözgelimi “Su ve ekmek ve sevgi/Kuşlar felsefe yapmıyor”, “Ekmeğin ve suyun kanatları vardır” dizeleri benim görür görmez inandıklarımdan.
Sevgiliye yazılan şiirler unutulmamalı. Osman Serhat’ın şiir tarihinde sevgiliye yazılan şiirler, ki bazen kitaplarına da ad olur, değerlidir, etkileyicidir, gereklidir. Tıpkı bu kitabın adandığı Sevil Avşar’a yazdığı şiirler gibi. Bunlardan biri, “Sana kalbin için papatya getiriyorum/Ayakların için çorap/-ki kış daha tam geçmedi/ve ellerin için de ellerimi/Sonsuzluk için kendini, kendini...”

Dağlarca’dan Sedat Umran’a, Sait Faik’ten Ahmet Erhan’a pek çok şaire dizelerle, dipnotlarla, şiirlerle selam verir Osman Serhat. Ahmet Erhan’ın ameliyat olduğu günün şiirini yazar. Harika bir şiirdir bu, bir o kadar da samimi ve dokunaklı. Gerçek bir şairin gerçek bir şaire olan dostluğudur: “Kalktı yükselen güneş Osman’ın gözlerine vurdu uyandırdı/Uykusunda yattığından beri bu şiirle meşguldü/Sanki bir yengeç sığınmak istiyordu kumda bir kulübeye doğru/Ada, çaybahçesi, postane, eski arkadaşlar rüyada/bir türlü kağıt bulamamak/Garip olan şu ki hiç tanışmamıştı Ahmet Erhan’la/işte o sabah Ahmet Erhan ameliyat oldu.” Günlerden 19 Kasım 2011’dir.
Osman Serhat, Türk şiirinin gizil gücü ve gizli sularından. Neredeyse her şiiri için ayrı birer yazı yazmayı gerektiren bir şair. Onu uzaktan ama çok yakın duygularla seviyorum ve bence şimdiden bir efsane olan bu şairi hayranlıkla selamlıyor, bir okuru ve bir şiir yazarı olarak da övüyorum. Ey şiir okuru ve yazarı, şiirin internet öncesi döneminden kalma bu adamı okuyunuz, okutunuz, kadrini kıymetini biliniz, kendinize bir güzellik yapınız, iyilik ediniz.

Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Ağustos 2017 Yıl : 13
Sayı : 162