VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
14 Ağustos 2014 Perşembe | Anasayfa > Haberler > Şiir yazan padişahların şairlerle imtihanı
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Şiir yazan padişahların şairlerle imtihanı

Tuba Işınsu Durmuş’un kaleme aldığı “Osmanlı’nın Sürgün Şairleri” kitabı, padişahların hayatı, eşleri, zaferleri ya da yenilgileri ile gündeme gelen imparatorluğu bu kez hiç konuşulmayan bir yönü ile ele alıyor: Düşünce ve ifade özgürlüğüne yaklaşımıyla.


Devlet adamları isimlerini yaşatmak için tarih boyu sanatçılara ihtiyaç duymuş. Ancak sanatçıların özgür ruhlu, kurallara boyun eğmeyen kişiliği yüzünden bu ilişki hep gerilimli olmuş, dahası sanatçılar sık sık devletin gücünü üzerlerinde hissetmiştir. Tuba Işınsu Durmuş’un kaleme aldığı “Osmanlı’nın Sürgün Şairleri” isimli kitabı adından da anlaşılacağı üzere Osmanlı İmparatorluğu döneminde yaşayan şairlerin devletle olan ilişkisini, devletin sanata ve sanatçıya olan yaklaşımını ve baskısını konu alıyor. Yani bu kitabı, şairlerin Osmanlı’da karşılaştıkları zorlukları öğrenmek için okuyabileceğimiz gibi aynı zamanda, hep savaşlar, zaferler ya da padişahların hayatları ile gündeme gelen Osmanlı Devleti’nin düşünce ve fikir özgürlüğüne olan yaklaşımını anlamak için de okuyabiliriz.

Tuba Işınsu Durmuş, kitapta şairlerin sürgüne gönderilme nedenlerini “Eserleri Yüzünden”, “Ahlaki Sebeplerden Dolayı”, “Düsmanlarının Gözden Düşürmesi Sonucu” ve “Görev Başarısızlığı Sebebiyle Sürgüne Gönderilenler” olarak ayırmış. “Eserleri Yüzünden” sürgüne gönderilen şairlerin başında ise elbette Nef’i gelmiş:

HİCİV TUTKUSU

“Nefî, hayatının yaklaşık otuz yılını İstanbul’da geçirir. İstanbul’a gelişi, I. Ahmed’in (1590-1617) saltanatının ilk yıllarına rastlar. Devlet kapısında ilk görevi Divan-ı Hümâyun’da maden mukataacılığıdır. Sadrazam tarafından Sultan Ahmed’e tanıtıldıktan sonra kısa bir süre içerisinde şairliğiyle kendisini gösterir. Ancak özellikle sınır tanımayan yergileri sebebiyle sadrazam, vezir ve diğer devlet adamlarının öfkesine hedef olur. Nefî, sanatının ve şöhretinin zirvesine Sultan Murad Dönemi’nde ulaşır. Ancak hicivleri dolayısıyla yakın çevresi ile ilişkileri kesintiye uğramış, bulunduğu görevden uzaklaştırılmıştır. Gürcü Mehmed Paşa’yı hicvettiği kasidesinde şairin üç kere görevinden azledildiği anlaşılmaktadır.

Şair, hayatının son yıllarını sürgüne gönderildiği Edirne’de geçirmişir. Şair, affedilmesini talep eden kasideler yazmış, sultanın himmetini yeniden kazanmayı beklemiştir. Hüsrev Paşa’nın Bağdat Seferi vesilesi ile Edirne’den Sultan Murad’a gönderdiği kasidesinde Sultanın bağışlayıcı vasıflarını öne çıkarır ve bir daha hiciv söylemeyeceğini ancak kendisini devlet kapısından uzaklaştıranları da hicvetmeden duramadığını dile getirmektedir: ‘Bugünden ahdim olsun kimseyi hicv etmeyem illâ/ Vereydin ger icâzet hicv ederdim baht-ı nâ-sâzı/ Beni dûr etdi zîrâ dergeh-i devlet-penâhından/Nice hicv etmeyim bir öyle gaddâr u çep-endâzı’ (Bugünden itibaren hiç kimseyi hicvetmeyeceğime söz veriyorum; bunun istisnası eğer iznin olsaydı kötü talihimi hicvederdim. Beni İstanbul’dan uzaklaştırdığı; böyle gaddar ve hilekâr kaderi nasıl hicvetmeyeyim.)

Bir süre sonra Sultan Murad’ın iltifatını yeniden kazanan şair, Muradiye mütevelliliği görevinin ardından İstanbul’a döner ancak hicivlerine devam eder. Kaynaklar, yasaklandığı hâlde yergiye devam etmesinin şairin öldürülme sebebi olduğunu söylemektedir. Şair, 1635 yılında öldürülür.”
Eserleri yüzünden sürgüne gönderilen, cezalandırılan şairlerden bir diğeri ise Yahya Bey. Onun “suçu” ise, Muhteşem Yüzyıl dizisinde babasının emriyle katledilen Şehzade Mustafa’nın idamı üzerine söylediği mersiye olmuş.

ŞEHZADE MUSTAFA İÇİN

Oysa Osmanlı şiir geleneğinde şehzade Mustafa’ya gelene kadar taht kavgalarında hayatlarını kaybeden şehzadeler için mersiye yazılmazmış. Ama işte söz konusu çok sevilen bir şehzade ve onun ölümü için türlü entrikalar çeviren Sadrazam Rüstem Paşa olunca bu gelenek değişmiş: “Klasik şairlerimiz, ölene karşı besledikleri duygu ne olursa olsun, katl emrinin dayandığı fetvanın isabeti dolayısıyla padişahın emri hususunda şüpheli görünmemek için böyle hadiselere mersiye yazmaktan kaçınmışlardır. Bu yüzdendir ki şehzade Mustafa için hem bu manada mersiyelerin yazılmış olması, hem de bunların tüm şehzadelere yazılan örneklerden daha büyük bir sayıya ulaşması, üzerinde durulması gereken bir husustur.

Bu mersiyelerin toplamı on beştir. Onların da en tanınmışı, Taşlıcalı Yahyâ Bey tarafından yazılan ve yedi bendden oluşan terkib-i bend tarzındaki mersiyedir. Yazıldığı dönemden itibaren bu mersiye üzerinde çok konuşulmuş ve rivayete göre bu mersiyeden dolayı olayın düzenleyicilerinden biri olan Rüstem Paşa, kendisine yöneltilen açık suçlamalardan dolayı şairi öldürtmek istemiştir fakat padişah, Yahyâ Bey’in öldürülmesine rıza vermemiştir. Bazı şairler tarafından şehzade Mustafa’nın öldürülmesi olayında zaten suçlanmısı olan veziriazam Rüstem Paşa, Yahya Bey şehzade Mustafa Mersiyesini söyleyince bazı beyitlerinde kendisine imalarda bulunmuştu.

Yani, ‘Ey padişahlık makamında oturan cihan sultanı; bu düzenbazlığı yapan hayatta, bu hak mı?’ beytiyle yetinmedi, ‘şehzade Mustafa’nın hayatına Rüstem’in hilesi ile zarar verildi’ beytini söyledi. Adı geçen vezir tekrar eski görevine iade edildiğinde, Yahya Bey’i defalarca teftiş ettirdikten sonra vakıf yöneticiliği görevinden uzaklaştırdı. Normalde defterdar olması gerekirken Izvornik sancağında otuz bin akçalık bir zeamet görevi verip ustalıkla başkentten uzaklaştırdı.”

FATİH’İN DANIŞMANI

Ahlaki nedenlerle sürgüne gönderilen şairlerin başında ise Fatih Sultan Mehmed’in veziri ve danışmanı da olan Ahmed Paşa’yı görüyoruz. Sebebi ise pek bir mahrem: “Paşa, bilindiği gibi dönemin önemli bir devlet adamı ve Osmanlı şiirini kuran büyük şairlerden birisidir. Babası, Sultan Murad’ın kazaskerlerinden olan Molla Veliyüddin’dir. Padişah’ın veziri olduğu sırada rivayet ettiklerine göre Ahmed Paşa, Padişah’ın hususi haremine ait olan hizmetlilerinden birine âşık olmuş, durumu fark eden padişah da bu hâli imtihan etmek istemiş ve ipeğe misk sarıp gizler gibi güzelin zülfünü külâh içinde saklamış.

Güzel, her zamanki gibi hizmette iken Ahmed Paşa’nın gözü ona düşmüş, saçını görmeyince orada şu beyti söylemiş: ‘Zülfün gidermiş ol sanem kâfirliğin komaz henüz/ Kesmiş veli zünnârını dahi müselmân olmamış’ (O putu andıran sevgili zülfünü saklamış ama kâfirliğini elden bırakmamış; her ne kadar belindeki Hristiyanlık alameti olan kuşağı çıkarmışsa da henüz Müslüman olmamış.) Sultan Mehmed durumu anlayıp şüphesini giderince önce Ahmed Paşa’yı öldürmek istemiş ve şairi Yedikule’de hapsettirmiştir. Ancak sonra ‘Bana bir harf öğretenin kölesi olurum’ sözünün anlamını düşünüp hocalık hakkını zayi etmek istemeyerek öldürmekten vazgeçmiş ancak onu veziri olarak sarayda tutmak da istememiştir. Ahmed Paşa bir süre hapiste kaldıktan sonra Muradiye tevliyeti ile Bursa’ya gönderilmiştir.

Paylaş

Bir VatanKitap’ın perde arkasıBu ay üç özel röportajla çıkıyoruz okur karşısına. Bunlardan ilki Türk tiyatro tarihine sahneleye çıkan ilk kadın oyuncu Afife Jale'nin yaşamını romanlaştıran Osman Balcıgil'le bu büyük değer üzerine Ece Erol'un yaptığı şöyleşi oldu. Diğer bir özel röportajımızı Cemre Nur Meleke, Aslı Perker'le yeni romanı Flamingolar Pembedir üzerine gerçekleştirdi. Sinemaya da uyarlanan Kocan Kadar Konuş kitabıyla büyük çıkış yakalayan Şebnem Burcuoğlu ise özlenen sıcak mahalle özlemimizi, Cemal Süreya'ya gönderme yaparak Cemal ve Süreyya aşkı üzerinden giderdiği yeni romanı Süreya Kuaför Salonunu anlattı.

Devam