VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
14 Mart 2016 Pazartesi | Anasayfa > Haberler > Şiire posta koymak
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Şiire posta koymak

Her şey Birhan Keskin’de şiir olabilir, ama daha da iyisi şiir onda hayat bulabilir. Hayati, damardan, küfrün gül gibi açtığı ve taş gibi oturduğu bir şiir bu.

HAYDAR ERGÜLEN



Şiir bir tavırsa, Birhan Keskin net davrandı, tavır koydu.
Şiir bir mesafe istiyorsa, Birhan Keskin mesafesini koydu.
Şiirin bir meselesi varsa, Birhan Keskin meselenin ne olduğunu dan dan dan açıkca koydu. (Dan dan dan sözün gelişi değil, sahiden öyle. Ama bazen de son kitabı “Fakir Kene”de olduğu gibi ‘tram tram’ dediği de oldu.) Şiir taraf olmaksa, Birhan Keskin tercihini ‘fakir’den yana koydu.
Şiir bir derdin karşılığıysa, Birhan Keskin derdini ortaya koydu.
Şiir kesilen ağaçların öcüyse, Birhan Keskin o ağaçları yerine koydu.
Şiir bir mesajsa, Birhan Keskin hepimizin kapısına birer ‘Kargo’ koydu.

SERTLİK, YALINDIR

Şiir bir... diye uzar gider bu liste. Son cümleyi başlıkta söyledim: Birhan Keskin şiire de posta koydu. Bu, şiire de eyvallah etmeyen bir tavırdır. Birhan, onca teori, onca karışıklık, onca dolaylılık içinde yapılamayan şeyi de ‘sert bir yalınlık’ ya da ‘yalın bir sertlik’ içinde yaptı ve adını koydu: Şiir yalnızca şiir değildir. Ya da her şeyin adının şiir olması şart değildir.

Birhan Keskin’in yaşarken bir ‘efsane’ye dönüşmesinin ardında, şairlikten uzaklaştıkça şiire yaklaşmasının da payı vardır. Murathan Mungan bir söyleşisinde sanırım, her kuşak tarafından okunup sevilmesinin nedenlerinden biri olarak ‘gençliğin dili’ni yakalamış olmasını gösteriyordu. Taze, işlek, hızlı bir dil. Birhan Keskin’in görünmeden, ama şiirinin arkasına da saklanmadan, yalnızca aradan çekilerek, okuru yazdıklarıyla başbaşa (iç içe, karşı karşıya, yan yana, nefes nefese...) bırakmasının da çok etkili (ve etkileyici) olduğu düşüncesindeyim. Birhan Keskin’in şiirinde neredeyse baştan sona bilinmedik bir şey yok gibidir. “Fakir Kene”deyse bu bilindik şeyler neredeyse adlı adıncadır: Tokilerden betonlara, köprülerden hızlı trenlere, ağaçlardan Esenler otogarına. ‘Sıfır nostalji’yle ama ‘sonsuz vefa’ duygusuyla, bu ‘hatırasız’lara karşı, adeta bir Gülten Akın tavrı ve ama onun çekingen dilinin, ölçülü söyleyişinin tersine çevrilmiş bir hali olarak Birhan Keskin şiiri duruyor şimdi. Bir ‘gelenek’ten söz edilebilirse, elbette kadim bir kadın geleneğinden ve bu geleneği hem gözeterek hem de onu dönüştürerek yenileyen, yepyeni, sivri, ‘müdanaasız’, ‘eyvallahsız’, ‘posta koyan’ bir kadın dilinin varlığından da söz etmek gereklidir. Türk şiirindeki siyasal devrimci mirasın ihmal ettiği, eksik bıraktığı bir alanı, Gülten Akın, Sennur Sezer, Melisa Gürpınar, Türkan İldeniz gibi sayılabilecek azlıkta şairle temsil edilen bu dili adeta yoktan var eden bir şair kuşağı çıktı ortaya. Elbette bu yalnızca kadınlar vardır, kadınların şiiri de vardır demekle kalmadı, yazılmakta olan şiirin tümünü zenginleştiren, yükselten, derinleştiren, değiştiren, yenileyen, eskiyi soyunan yepyeni bir dil oldu.

AĞZI GÜZEL

Birhan Keskin şiiri bazen dilsizliğe, kekemeliğe, suskunluğa vararak, bazen de şiiri, şiirselliği hiç iplemeden ‘kafa bi dünya’ bir dünyaya, topluma, ülkeye ‘ağzı güzel’ itirazını başlattı, sürdürdü ve “Soğuk Kazı“ kitabının ikinci bölümünden sonra da ‘manifesto’sunu bütünleyecek bir şiire yöneldi. Ne de olsa o manifestonun ipuçları daha 1991’de yayımlanan ilk kitabı “Delilirikler”de mevcuttu: “Betonun hüznünden doğdum/suyun isyanından”. Sonra da “Sana söz yakışır, ağzını hazırla” diyordu.
‘Ağzı güzel’ deyişim elbette sokak diline, argoya, doğal dile ilişkin bir niteleme. ‘Ağzı bozuk’ bir şiir değil çünkü Birhan Keskin şiiri. Kasıtlı bir dil değil. Şiirdeki küfürler, o dizenin devamında başka bir şey söylenemeyeceği için, o itirazdan, tespitten sonra küfürden başka ne söylese ‘müstehcen’ olacağı için var. Küfretmese müstehcen olacak çünkü. Küfrün koruduğu bir dil ya da şiir diyelim buna bazı hallerde. O yüzden ‘ağzı güzel’ diyorum, o yüzden kimi zaman ‘sana küfür yakışır, ağzını hazırla’ diye okuyorum şiirini: “Bu medeniyet denen şeyin naylon poşetine/koyayım.” ‘Ağzı güzel’ bir şiire ‘ağzına sağlık’ demek gerekir: “Dünya küfrün kendisi olmuşken/Beni küfür bilmez sanma”. “Allahım bunlar tokileri seviyor, betonları, hızlı trenleri./ Oysa ne acelemiz var, ben ki bunca agnostiğim yine de biliyorum/ordaysan nasılsa geleceğiz yanına geri.” Birhan Keskin, bir söyleşisinde dediği gibi ‘Tanrısı değil, Allah’ı olan’ ve bir inşaat iskelesinde Allah’ıyla konuşan bir çırağın şiirini yazarken ikili ve iç içe bir konuşma tutturuyor.

Yalnız “İskelede Bir Çırak” şiirinde mi, hayır, Aslı Serin’le ortaklaşa (karşılıklı) yazdıkları ‘antisayaç‘ şiiri de var, ama onun dışında da sanki tüm şiirleri ‘kahraman’ları ve ‘antikahraman’larıyla birlikte yaşamış, düşünmüş ve yazmış gibi. ‘Toplumsal doku’, kadın cinayetleri gibi kadın şiirlerinin de ‘politik’ olması ve elbette şairin de tüm bu ‘betonarme’ devrimden etkilenip bu zihniyete karşı çıkmasının hem nedeni hem de sonucu olan bir ‘ortaklaşma’dan söz etmek de mümkün. ‘Karşı ortak dil’i de mümkün kılan bir şey bu. Adeta okurlarıyla ortaklaşa yazmış gibi şiirlerini. Onlara rağmen değil. Bu yüzden “Fakir Kene”de daha konuşkan, daha çok konuşan şiirler var. Ama bunların hepsi de isteyerek yazılmış şiirler olmayabilir, şairin yazmak zorunda kaldığı şiirler de olabilir. “Bir balığın yaralı ağzıyla konuşuyor olmamız bundan”dır.

KARGA MANİFESTO

Kitabın ilk şiiri “Kargo”, yukarda sözünü ettiğim manifestonun şiir hali. Hem kendi şiiri için, hem de bana kalırsa ‘bir şiirde bunlar şart’ diyebileceğimiz gereklilikler. Cümle, acı,tabiat, ağaçlar, su, dağlar, güneşler, inanç, inat, yol ve yokuşu, nefes, umutlu günler, çay, sabır, müzik ve ‘silkintiotu’... “Şuraya bir cümle koydum. Bırak, acımızı birileri duysun. Hem/ zaten şiir niye var?Dünyanın acısını başkaları da duysun!” diyerek şiirin varlığını insanın iyiliğiyle buluştururken, “Buraya bir silkintiotu koydum. Kırk dert bir arada canına/ yandığım, kırkına birden deva olsun.” diyerek, şiirin hıdrellezini de müjdeliyor. Her şey Birhan Keskin’de şiir olabilir, ama daha da iyisi şiir onda hayat bulabilir, yalnızca dile, güne değil, damarlara ve hayata karışabilir. Hayati, damardan, küfrün gül gibi açtığı ve taş gibi oturduğu bir şiir bu. Ne taşı, Sabırtaşı tabii. ‘Kargo’nun manifesto olmasına ek olarak, şu şiirin de Birhan Keskin’in sabrını ve taşını taşıdığını düşünüyorum: “Taşta saklandım ben yıllarca taşta /Bu yüzden anlamıyorsun öfkem nasıl sert/ Nasıl taze, nasıl bozulmadı taşıdığım aşk/ Ağır bir taşla yaşadım nasıl,/Beni esirgeyen taştı da öyle söküldü sabrım/ Nasıl benzedim taşa, ya da taş bana nasıl,/ bilemezsin.”
Her şey Birhan Keskin’de şiir olabilir, ama daha da iyisi şiir onda hayat bulabilir, yalnızca dile, güne değil, damarara ve hayata karışabilir. Hayati, damardan, küfrün gül gibi açtığı ve taş gibi oturduğu bir şiir bu. Ne taşı, Sabırtaşı tabii. ‘Kargo’nun manifesto olmasına ek olarak, şu şiirin de Birhan Keskin’in sabrını ve taşını taşıdığını düşünüyorum: “Taşta saklandım ben yıllarca taşta/ Bu yüzden anlamıyorsun öfkem nasıl sert/ Nasıl taze, nasıl bozulmad taşıdığım aşk/ Ağır bir taşla yaşadım nasıl,/ Beni esirgeyen taştı da öyle söküldü sabrım/ Nasıl benzedim taşa, ya da taş bana nasıl,/ bilemezsin.”



Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayfa : 163