VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
13 Mart 2014 Perşembe | Anasayfa > Haberler > Şiiri canından sızdıran şair: Yunus Emre
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Şiiri canından sızdıran şair: Yunus Emre

Beşir Ayvazoğlu, yeni kitabı “Yunus, Ne Hoş Demişsin”de Cumhuriyet’in ilanından günümüze Yunus Emre hakkında yapılan yorumları derlemiş. Bununla da sınırlı kalmayıp Yunus Emre’nin şiir, roman, tiyatro, sinema ve plastik sanatlar alanlarında nasıl anlatıldığının ipuçlarına da yer vermiş.

ENİS KISMET

Yaradılanı severim, Yaradan’dan ötürü” sözleriyle özdeşleşmiş bir şair Yunus Emre. İçindeki Yaradan sevgisi onu yaradılanları sevmeye yönlendirmiş. Bugüne kadar Necip Fazıl Kısakürek’ten tutun da Salah Birsel’e kadar pek çok edebiyatçı Yunus Emre’ye göndermeler yapan eserler kaleme almış. Cemal Süreya “Yunus ki Sütdişleriyle Türkçenin” adlı şiirinde “Canından sızdırmıştı şiiri” der Yunus Emre için. Araştırmacı yazar Beşir Ayvazoğlu usta kalemiyle Cumhuriyet sonrası yapılan Yunus Emre yorumlarını “Yunus, Ne Hoş Demişsin” adlı yeni kitabında bir araya getirdi. Ayvazoğlu’yla Yunus Emre’yi konuştuk.

Yunus Emre insanlığın bütünü için şüphesiz ortak bir değer. Ancak pek çok kişinin farklı bir Yunus Emre’si var. Her okuyan zihninde farklı bir Yunus Emre çizebiliyor. Sizce bunun nedeni nedir?
Yunus Emre, kendi zamanını aşarak bugüne ulaşmayı başarmış, şiirinden günümüze hitap eden mesajlar da çıkarabildiğimiz büyük bir şair. Ancak kalın sis perdesi ardındaki hayatının ve farklı yorumlara elverişli şiirinin onun arkasına saklanarak ideolojik kavga vermeyi kolaylaştırdığını da söylemek isterim. Her ideolojik grup Yunus’un şiiriyle kendi düşünce dünyasını tahkim etmek istemiştir. Hatta daha da ileri gidilerek bizde olmadığını düşündüğümüz ne varsa, kim varsa, onda arayıp bulduğumuzu söyleyebilirim. O bizim Sokrates’imiz, Dante’miz, Petrarca’mız, Erasmus’umuz, Villon’umuz, Pascal’ımız, hatta Freud’umuz oldu. Mübalağa etmiyorum; Yunus, hem hümanistti, hem sosyalist, hem Türkçüydü hem İslamcı, hem Alevi idi, hem SünniÖ Sözün özü, yakın tarihimizde, geçmişimizin kısm-ı a’zamını beğenmediğimiz, yok saydığımız için doğan büyük boşluğu Yunus’la doldurmaya çalıştık.
Yahya Kemal, Peyami Safa, Tarık Buğra gibi yalnızca yaşadığı dönemle sınırlı kalmayıp eserleriyle adını gelecek kuşaklara bırakan kişilerin hayatlarını yazdınız, yaşadıkları dönemlerin analizlerini yaptınız. Sizce bir yazarı ya da bir şahsiyeti ve eserlerini değerlendirirken ölçütümüz yalnızca onun yaşadığı çağın şartları mı olmalı?
Bir şahsiyeti, yaşadığı çağın şartlarından tecrit ederek anlamak ve anlatmak imkânsız. Tabii hayatını yazmak istediğiniz kişinin eserleri, fikirleri ve aksiyonuyla yaşadığı çağı herhangi bir şekilde etkilemiş olması gerekir; kıstas bu. Bununla beraber, tarihçilerin ve biyografi yazarlarının anlattıkları çağlara ve kişilere, bugünden ve kendi şartlarının içinden baktıklarını unutmamak gerekir. Ne kadar objektif, ne kadar titiz, ne kadar belgeci olursanız olun, yaptığınız son tahlilde bir çeşit inşadır.
HİÇ ESKİMEYEN ŞAİR
Peki sizce Yunus Emre şiirlerinin “daha dün yazılmış” gibi hissettirmesinin en önemli nedeni nedir?
Büyük şairler, büyük sanatkârlar bütün insanlar ve zamanlar için geçerli olan hakikatleri sezer ve dile getirirler. Yazdıkları eskimez; her dem taze kalır. Yahya Kemal, gerçek sanat eserinin, dolayısıyla halis şiirin hiç eskimeyeceği söyler, Chamberlain’in “Sanat daima yenidir” ve Charles PÈguy’nin “Bu sabah Homeros yenidir ve bu sabah gazetesi kadar eski bir şey yoktur” sözünü sık sık zikrederdi. Yunus da hem Türkçesinin şaşırtıcı güzelliği, kendiliğindenliği, samimiyeti, beşerî olanı sezip ifade etmedeki mahareti ve içinden çıktığı toplumun inançlarına, hayallerine, duygularına, özleyişlerine tercüman olması bakımından hiç eskimeyen bir şairdir.
Yunus Emre hakkında yazılan romanlardan biri İskender Pala’nın “Od” adlı eseri. Romanın bir bölümünden Yunus Emre’nin hamlıktan pişmeye geçip dervişliğe ulaşması da anlatılıyor. Hakkında yazılan pek çok eser göz önünde bulundurulduğunda Yunus Emre’nin “hamlık ve pişmişlik” ifadelerinden kastı tam olarak nedir? İkisi arasındaki Yunus Emre’de nasıl bir fark var?
Yunus Emre gibi bir sufiden söz ediyorsak, hamlık ve pişmişliğin tasavvufî manalarına bakmamız gerekir. Her sufinin hedefi “insan-ı kâmil” (olgun insan) mertebesine ulaşmaktır. Bunun için geçilmesi gereken zorlu merhaleler var. Bu merhaleleri aşarak ruhen olgunlaşanlar, yani kalplerini kirden ve pastan arındırarak ilahi hakikatleri yansıtacak parlaklığa eriştirenler, Allah’a daha yakındırlar. Pişmek budur; hamlar, bu sürecin başında olanlardır. Tasavvufî eserlerin hemen hepsinde bu pişme süreci anlatılır. Bir de yanma merhalesi vardır; bu merhale, Allah’ın varlığından da fena bulmak, yok olmaktır (fenafillah). Mevlânâ “Hamdım, piştim, yandım!” derken bu kastediyor ve Mesnevi’nin on sekizinci beytinde “Pişmişin halinden hiç anlar mı ham?” diyor.
Yazdığınız biyografilerden sizi en çok hangisi zorladı?
Önce şunu ifade etmeliyim: “Yunus, Ne Hoş Demişsin”, alt başlığından anlaşılacağı üzere, bir biyografik bir eser değildir. Ağırlıklı olarak Cumhuriyet devrinde Yunus Emre’nin nasıl yorumlandığını ve onun etrafındaki tartışmaları ele aldım, ayrıca şiire, romana, tiyatro ve sinemaya, musikiye ve plastik sanatlara nasıl yansıtıldığını irdeledim. Yazmakta en zorlandığım biyografi Peyami Safa biyografisidir. Çünkü on beş yaşından itibaren ölünceye kadar sürekli yazmış, neredeyse yazmadığı gazete ve dergi kalmamış çok yönlü, kavgacı, polemikçi, hayatının çeşitli dönemlerinde dünya görüşünde ciddi değişmeler yaşamış bir yazardır. Ayrıca irili ufaklı yüzlerce kitabının bulunduğu düşünülürse, Peyami Safa’yı kuşatmanın ne kadar zor olduğu daha iyi anlaşılır.


Necip Fâzıl Kısakürek’in Yunus Emre’ye olan hayranlığının derin bir arayış ve onu keşfetme boyutunda olduğunu görüyoruz. Necip Fazıl’ı Yunus Emre’ye böylesine hayran eden neydi? Sizin Necip Fâzıl’a bakışınız ne yönde?
Necip Fâzıl, Yunus Emre’nin değerini ilk fark edenlerdendir. Şiirinde de onu Yunus Emre’ye bağlayan bereketli bir damarın bulunduğunu söyleyebilirim. “Yunus Emre’ye” adlı şiirini 1929 yılında yazmıştır ve Burhan Toprak’ın onu kendisi vasıtasıyla tanıyıp sevdiği iddiasındadır. Kudretli bir şair ve cesur bir aksiyon adamı olan Necip Fazıl’a hayranlık duymamak imkânsızdır. Benim neslim üzerinde onun büyük etkisi vardır.


Yunus, Ne Hoş DemişsinYunus, Ne Hoş Demişsin

Beşir Ayvazoğlu

Detay için tıklayın

Paylaş