VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
15 Haziran 2017 Perşembe | Anasayfa > Haberler > Şiiri özgürleştiren şair
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Şiiri özgürleştiren şair

İkinci Yeni’nin kurucuları arasında yer alan, 2009’da kaybettiğimiz şair Kemal Özer’in 1959-2008 yılları arasında kaleme aldığı 50 yıllık verimi olan toplu şiirleri “Yaralı Karanfil” adıyla yayımlandı.

HAYDAR ERGÜLEN



Kemal Özer de tüm iyi şairler gibi -çoğunlukla arayan, deneyen, değiştiren, sürdüren şairlerdir onlar- sözcüklere bağlılığını baştan bildirmiştir. Daha ilk kitabı “Gül Yordamı”nın (1959) ilk şiiri “Meryem”in başında o alıntı durur: “elini tutmadı onların da hiç kimse/kelimelerden başka”.

Sonra da elini tutan sözcüklerle çeşitli yolculuklar yaptı, poetik ve politik yolculuklar. Ayırmamalı, politik yolculuklarda da poetik olandan hiç kopmadı. İkinci Yeni’nin öncü kitaplarından birini yazdı “Gül Yordamı” ile, bunu “Ölü Bir Yaz” (1960) ile sürdürdü ve “Tutsak Kan” (1963) ile tamamlayarak yol ayrımına geldi. Bir İkinci Yeni üçlemesidir bunlar ve o şiiri bir olanak olarak değerlendiren ürünlerdir. Ali Püsküllüoğlu’nun “Uzun Atlar Denizi” (1962), Özdemir İnce’in “Kargı”sı (1963) gibi. Üç şair de bu başlangıçtan sonra, kendi özgün şiirlerini yazmak üzere yolculuklarını sürdürdüler. Özdemir İnce, tümüyle kendi sesini duyuran özgün şiiriyle, Türk şiirinin de ustaları arasındaki yerini aldı.

“Gül Yordamı”, toplamında önemli bir ilk kitaptır ve içindeki bazı şiirlerse Türk şiirinin ve İkinci Yeni’nin unutulmazları arasındadır. Benim de çok sevdiğim şiirler olduğunu söylemeliyim. “Leyla” şiiri unutulur mu? “taşlığına uzanmış zayıf terliklerinin leyla/ay gibi leyla gibi ay gibi leyla/arkası budala memeleri orta budala/kimsenin kimseye git demediği leyla”. Şiir, sonraları 80 Kuşağı’na suçlama malzemesi olan kelime oyunlarının harika bir örneği olan dizelerle biter: “gözlerine kadar yorgun adamlar/gözleri ne kadar yorgun adamlar”.
Fahri Erdinç’e adadığı “Ağıt” şiirinden çok esinlenen bir şiir yazdığımı hatırlıyorum, yıllardan ortaokul. 1969. Babam Almanya’ya işçi olarak gitmişti, onunla ilgiliydi şiirim, Özer’in şiiri de bir İkinci Yeni klasiğidir her bakımdan: “annem mi bir kadın/geciken bir kadın gece yatısına/ölüm kendini göstereli babamın saçlarından/günübirlik bir kadın/üsküdar’la istanbul arasında/…/ babamdı sakalıydı babamın/bir akşam göle batırdı/çıkmamak üzere bir daha/hepsi de ekmek kokardı/sayısı unutulan parmaklarının/…/akşam bir attır bütün ülkelerde/serin esmer bir attır/terkisine çocukların bindiği”. 13-14 yaşımdaydım bu şiire bakarak şiir yazdığımda. En çok babanın parmaklarının ekmek kokması etkilemişti beni, babam da Almanya’ya ekmek için gitmemiş miydi?

Ilıman iklim, güneşli söyleyiş
Öyle bir iddiada bulunacak değilim ama, Kemal Özer’in yolculuğundaki toplumcu sürecin ilk izleri, kokusu, İkinci Yeni döneminde ve ilk kitabı “Gül Yordamı”ndaki kimi şiirlerinde bulunabilir. Yukarıda andığım dizeler gibi. “Seni anmakla artıyorum” şiirinde de hissedilir bu ‘artış’.

Görsel olarak da havaya, boşluğa, kağıda, sözcüklerin arasına küçük küçük resimler çizer bu şiirlerde Özer. Ilıktır sözleri, çizgileri, Onat Kutlar’a adadığı “Günün sonunda hiçbir şey” (bkz. Ahmet Haşim “Bir Günün Sonunda Arzu”) şiirindeki ılıman iklim ve güneşli söyleyiş gibi: “her güneş bir avcı çantasında gelmeli/kıyısında ormanın nasıl çiçeklenmişse/getirmek bir adamdır çünkü getirdinizse/her sabah bir masaya o değişmez öğleyi”.

İncecik, özenli, titreşimli, ürperişler getiren dizeleri de az değildir: “sen beni suya iten incecik yaz öğlesi”, “yarım kalan bir güneş sanki biz öpüşürken”. İlk kitaptaki cesaret, ikinci kitapta, “Tutsak Kan”da yoktur, tüm şiirleri klasik sone biçiminde yazmıştır. İlk kitaptaki o açıklık, gençlik yerini daha güvenli olanın belki de alışkanlığına bırakmıştır. Biteviye güzel, neredeyse kusursuz. İnsan bir kusur arıyor işte, hele gençlikte, hakiki bir şey olarak.

İnsanı savunan şiirler
1963 basımı “Tutsak Kan” da tıpkı “Gül Yordamı” gibi atak ve yenidir. Hem geçişi hissettirir hem de şiirin coğrafyası genişler, ‘dilsiz harita’ya nehirler, ırmaklar, dağlar, gökler işlenir sanki. Kitap yer yer İkinci Yeni’dir artık. “yol boyunca” sürecektir arayış: “kimbilir nerde olacaksın/varır varmaz yola çıkan/göğe açık rüzgara inanmış/bütün kalabalıklara duyarlı”.
Kemal Özer’in şiir serüvenindeki görsel dikkatinin en güzel örneklerinden olan “Yazıt”ı okuyalım: “atımı/bir yerde durmamanın/güzelliğine bağladım” der, ve usul usul “Kavganın Yüreği”ne doğru yol alır şiir. Usul usul dedim, çünkü aradan tam 10 yıl geçecektir.

Ve ‘geçiş’i “Üzgünüm ama övünüyorum” şiiriyle, hayata ve kağıda da geçecektir: “Bunca geç kaldığıma üzgünüm/bulanıklıktan sıyırıp yaşamı/ açmakta çalışkan ellere” dizeleriyle başlayan şiir, “Üzgünüm, insanın dağdan yüreğini/bir dizeyle birleştirmek için/bunca geç kaldığına şiirlerimin./ …/Ama övünüyorum gene de kardeşler,/kavgaya girmekte geciksem bile/ yanınızda olacağım yaratırken zaferi.” diyerek Kemal Özer’in yeni dönemini net olarak bildirir.
Kitapların adları da bu netliği taşır: “Yaşadığımız Günlerin Şiirleri”, “Sen de Katılmalısın Yaşamı Savunmaya”, “Geceye Karşı Söylenmiştir”, “Kimlikleriniz Lütfen”, “Oğulları Öldürülen Analar”, “Temmuz İçin Yaralı Semah”… Yaşamı, insanı savunan şiirlerdir tümü de. Tanıklıklardır, ‘poelitik müdahale’lerdir. Politik şiir için, politik ve poetiğin bir arada olduğu böyle bir sözcük kullanıyorum.
Kemal Özer’in 1959-2008 arası, 50 yıllık verimi olan toplu şiirleri “Yaralı Karanfil” adıyla yayımlandı. Şair Efe Duyan, Kemal Özer’in “toplumculuğu özgürleştirici bir şekilde yorumladığı”nı belirtiyor ki, bu tanımda asıl olanın ‘şiiri özgürleştirmek, şiirde özgürleşmek ve şiirle özgürleşmek’ olduğunu düşünüyorum.


Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Ağustos 2017 Yıl : 13
Sayı : 162