VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
19 Nisan 2017 Çarşamba | Anasayfa > Haberler > Şiirin ‘aşık çeşidi’: İnce Ayar Lalezar
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Şiirin ‘aşık çeşidi’: İnce Ayar Lalezar

Aşk, Salih Ecer şiirinin bilinci. Ve rüyası. Belki de ironik görünecek kadar gerçek olması bundan. İmkansızlığı bile bir imkan olarak var eden, öneren ve durmadan yenileyen bir yordam hali.

HAYDAR ERGÜLEN

Şiiri sevmek kadar şairleri sevmek halleri de var. Ortanca Anadolu’nun aşk tanımına benzeterek “seversin, anlayamazsın, şiir olur”da diyebileceğimiz haller gibi, “şairdir, erken gider, kardeşin olur” dediğimiz haller de var. Var da geride kalanı halsiz bırakan haller bunlar. Üstü kalsın bir hal.Üstü şiire kalan bu halle ilk 30 yıl önce karşılaşmıştık. 1987’dekızkardeşimiz Nilgün Marmara, kendisini haline bırakmayanlardan kendisini kendisine bıraktığında başlamıştı kardeşkayıpları. Kan kaybından ölür insan, ama kardeş kaybından dünyada cehennemi yaşar.Ölümüne yaşamak böyle bir şeydir belki.

Sonra hepsinin adını anmak; yanmak, kanamak olan kardeşler, en son Seyhan Erözçelik, Ahmet Erhan, Adnan Azar, Salih Ecer ve benim kibar bir şiir gibi yaşayan canım kardeşim Halil… Çok yaşasın kardeşler!

Aşk mı unutuştan çaldığımız yoksa şiir mi? Belki de kardeşliktir. Onların “üstü kalsın” diye bıraktıkları şeyler, yani anılar, yazılar, notlar, şiirler, hepsi de üstümüzde kardeşlik hakkı olarak durası nice armağanlardır. Durası, okunası, bakılası, gülünesi, sevilesi, yazılası, anılası, hatta olunası.

Salih işte, ‘görülesi’ kardeşlerden biriydi. Nasılsa yolu bizim buralara düşmüş birisi.“Neremdesin Beni Üzenler”demişti demesine de, Salih şiirin neresindeydi, bilmezdi. Bilmezdi, çünkü sormazdı, merak etmezdi, ilgilenmezdi. Biz işte böyle bir durumdaki kişiye, şair demiyoruz Salih diyoruz. Şair çok Salih yok çünkü.

O bizim kardeşimizdi, şiir de onun kardeşi. Şairler şiirleriyle kardeş olmazlar çünkü, en sıcakkanlı şair bile istemeden de olsa bir mesafe bırakır şiiriyle arasına. Öyle ya gerektiğinde onunla didişecek, çarpışacak, küsüşmeyi göze alacaktır. Oysa Salih bir kardeşlik hali içinde tatlı tatlı söyleşir şiirle. “Su Payı” şiiri bu cümlenin ardından iyi gider: “Eau sırada/Sabah saatleriydi banyodan çıkıp sabun kokuyor/ellerini öpsem demek geçiyor gövdemden/kavgaya alışmayız biz/ saçlarımı okşayıp, tatlılarla kesiyor şiiri/koca bir mahalle biliyor nasıl sevişmek istememi/yoksulluk şarapla iyi gidiyor-geliyor”.
Salih Ecer’in verdiği duygudan söz ediyorum. Telaşlı gözüken ama yavaşça yaşanmış bir hayata eşlik edebilecek üç beş ‘kalem’den biridir şiiri de. Bazı arkadaşlar, Işıl, Ilgın, Rauf, Mehmet, Alper, kardeşler, Sedef, Sinan, çocuklar, Maya, Ali Ejder, bazı şairler, Refik Durbaş, Süreyya Berfe, Turgut Uyar, Erdal Alova, Barış Pirhasan, Cemal Süreya, Edip Cansever, bazı bağlılıklar, Türkiye İşçi Partisi, Nihat Sargın,Behice Boran, Sadun Aren, Mehmet Ali Aybar, Ruhi Su ve bazı aşklar, bu kitabın yazıldığı Lalezar. Bazı yerleri, mekânları, bazı tarihleri de ekleyince bazı şiirlerin de aslında daha yazılırken, “dur geçme zaman, ne güzelsin!” duygusunu var ettiğini buruk bir biçimde okuruz. Uçurtması usulca elinden kaçan bir çocuğun onu hem serbest bırakmak hem de biraz daha onunla koşmak, yaşamak duyguları arasındaki hüznünün şiirleri.

Kederi ve gamı alan şair
“Kimselere benzemeyen…” diye başlayınca söze, benim aklıma keder gelir nedense. Sevinçte birbirine benzer insanlar da, kederi sanki kendine özgüdür her insanın. O kendine özgülük, Salih’in hem kişiliğinde hem de kişiliğiyle elele şiirinde bir başka kendine özgüdür. Bu kitaptan konuşalım örneğin, “büyük bir başarı”yla yazının yarısına kadar adını anmadığımız “İnce Ayar Lalezar”dan. Salih Ecer’in 23 Şubat 2013’te sevdiklerini ve sevenlerini terk etmesinin ardından yayımlanan ilk kitabı. Salih “şiir yaz denize at” diye düşündüğü için, bıraktığı şiirlerin toplanması biraz zaman alıyor. Tez zamanda yenilerini dileyelim.
Kederden söz ediyorduk, ve tam şöyle diyecektim: “Felek ile şu cihanı bölüştük/köşkü aldı hanı bana bıraktı/yeryüzünü karış karış dolaştık/zevki aldı gamı bana bıraktı”. Böyle bir Erzincan türküsü vardır, Aşık Daimi’nin. Salih, bu bölüşümde gamı alan adamdır ama onu sezdirmez, sezdirmek ne kelime sanki zevki almış gibi davranır. İşte bu yüzden de şair demiyoruz, Salih diyoruz. Şair çok Salih yok çünkü.

Aşk halinde yazmış bu kitabı diyeceğim, tıpkı seyir halinde der gibi. Ama Salih yazmadığı zamanlarda da aşk halinde olduğu için, Lalezar’ı da onun doğal hali olarak görelim, bilelim, kısmetse okuyalım, nasibimizi alalım.İnsanlar da tıpkı bardak örneğindeki gibi, yarısı dolu yarısı boş, Salih’in aşka bakışında ise kedere yer yok, aşkla dopdolu ve hoş. Şiiri yazanın zarafeti, inceliği, iyiliği, kalbi, görüşündeki keskinliği ve bakışındaki açıklığı, duyuşundaki derinliği ve bağışlayıcılığındaki genişliği, bir şiire bu kadar rengini, kokusunu, ruhunu verir ve bir şiiri bu kadar canlı,organik, samimi kılabilir. (Mümkünse ‘sahici’ demeyelim, tam tersini, ‘sahici değilmiş’ duygusunu fazlasıyla uyandırıyor.)

Şiire kalan saflıktır
“Güzel sayılabilecek/bir tabağın saffetiyle/seviyorum seni.” dizesine yalnızca Salih Ecer’de rastlıyorsunuz ya, işte bu onun aynı ‘saffet’le yaklaştığındandır her şeye. Bir başka anlamda, ‘saf şiir’ diyesim var bu şiire. Salih’in ‘saffet’i de en çok şiirde kendini gösteriyormuş meğer, söz uçar ama yazı da uçar, şiire kalan saflıktır.Zaten adı “Lal” olan o şiir de şöyle biter: “Acemi bir aletsem solak/rıza gösterebilirim yanlış yontmaya/zayıf, çelimsiz ellerim/uzun uzadıya aşık kalacak.”

İnce Ayar Lalezar: Aşkın yordamı. Tam da adının söylediği gibi, “ince ayar”. Aşkla kalmak, şiirle kalmak. Ve insanı aşka yormak. Her şeyi aşka yormak. Sözcükleri de. Sözcüklerin de, yorulsalar da, sevdiği bir şiir olmak, o şiire aşk olmak. Aşk olsun diye şiir, şiir olsun diye aşk olmak. Öyle olunca da yarışmamak, önde olmamak, birbirinden geri durmak.

Aşk, Salih Ecer şiirinin bilinci. Ve rüyası. Belki de ironik görünecek kadar gerçek olması bundan. İmkansızlığı bile bir imkan olarak var eden, öneren ve durmadan yenileyen bir yordam hali. Güzel bir ülke gibi aşk, dağları var, patikaları bilinir, küçük ırmakları sessiz, yatağından taşan nehirleriyle akışlı, sevimli köyleri, özlemle anılan koyları, yıldızlı geceleri, bulutlu günleri, kış sevişmeleriyle Lalezar’ın yamacına kurulmuş.
Diyor ki: “Aşk öğütlerini/gül, kum, ten, yoksulluk, kardeşlik/saç, boyun, deniz, dağbaşları/kokuları senden öğrendim. Ben, senden.”
Diyor ki: “sevişmek/kol kırılır yen içinde/gibi sükünettir/yavaşça bir omuzda/zeytin dalı gibidir/ huzurlu/bir de galiba kırılgan”.
Diyor ki: “yaz hafızasız bir mevsimdir./…/Kış vakitleri sarılmak iyidir./ben sarılırım/sen eve döner pilav yaparsın kocana/kış/ümitsizliğin yağmurlu halidir.”

Diyor ki: “Bir gün içimden geçen rüzgarlar/bahçemizin kapısında da susar durur/Merasimler tasarlamıştık oysa/Rüzgarda çamaşırlar kurutmaya.”

İnce Ayar Lalezar. Sezai Karakoç’un çok sevdiğim “Kar” şiiriyle söyleşir, halleşir, dertleşir, ara sıra sessizleşir, bakışır gibi bir kitap. “Ben bu şiiri yazdım aşık çeşidi/Öyle kar yağdı ki elim üşüdü/ Ruhum seni düşününce ışıdı/Her şeyi beni anlayınca anlayacaksın” diyordu Sezai Bey.
Lalezar’ın sonunda “Bir çuval incir biriktirmiştim senin için/Ah Lale”yazıyor. Çünkü Salih Ecer şiiri, ‘aşk olsun’ diye yazıyor.


Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Mayıs 2017 Yıl : 13
Sayı : 159