VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
09 Şubat 2011 Çarşamba | Anasayfa > Haberler > Sinema yazarlığı bir kez bulaştı mı çıkmayan bir leke gibi...
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Sinema yazarlığı bir kez bulaştı mı çıkmayan bir leke gibi...

“Çağı Yaşamak, Önyargıları Yıkmak”, Atilla Dorsay’ın tam 44’üncü kitabı

Sayım Çınar

Herkes sizi daha çok sinema yazılarından tanıyor. Bu kitaptaki yazılar hem politik
hem de güncelliğini korumayı başarıyor. Seçerken daha çok nelerle dikkat ettiniz?
Sinema yazarlığı bir kez bulaştı mı, çıkmayan bir leke gibi!.. Şaka şaka, elbette
sinema yazarlığımdan memnunum. Bakir bir alanda neler yapılabileceğini gösterdim.
Ama hayata geniş bir perspektiften bakışım, beni hep başka konularda yazmaya da
yöneltti. Belli ölçüde politik konular dahil: belki gündelik siyaset değil, ama onun
ötesindeki daha temel şeyler. Bu tarz çabalarım Cumhuriyet’deki son yıllarımda
başlamış ve oradan ayrılınca, bunları “Ajda Pekkan’ın Yüzü” ya da “Değişimler
Çağı” adıyla kitaplaştırmıştım. Aynı tarz yazılar, 1995’ten itibaren Yeni Yüzyıl’da,
1998 sonrası ise Sabah’ta sürdü. Önsözde anlattığım gibi. Sonunda, geçen yılın
sonlarında İstanbul Kültür Üniversitesi’nden gelen “farklı yazıları kitap yapma”
önerisinden cesaret alarak bu yazıları toparladım. Seçerken temalara göre sıralayıp
ancak güncel bir anlam ifade edenlerini aldım.
Cumhuriyetle rejim olarak demokrasi esas alınmıştır. Ülkemizde
sizce tam olarak nasıl bir demokrasi anlayışı var?

Benim üzerinde en çok durduğum konulardan biri bu. Cumhuriyet tamam, ama gerçek
anlamda bir demokrasi kurabildik mi? Çok kötü bir yerde de değiliz, etrafımızdaki
birçok ülkeye bakılınca... Zaten Batı da demokrasiyi kolay mı öğrendi ki? Yine
de örneğin azınlıklarla ilişkilerimiz, kadının toplumdaki yeri, eşcinsellere karşı
tutumumuz, aydınlar üzerinde kolayca uygulanan linç psikolojisi, farklı fikirlere
tahammül gibi konularda oldukça ham ve de ilkel bir demokrasimiz var. Bu konularda
da hayli yazmışım doğrusu...
Bir yazınızda Taksim’den bahsediyorsunuz. Son otuz yıl içinde Taksim de nasıl
değişimler oldu? Taksim’e hayatın uçlarda yaşamanın, sınırları zorlamanın mekanı
olarak gösterilmesinin nedeni nedir sizce?
Ben buraya giren yazılarda Taksim’i şehircilik açısından değil, kolayca şiddete
kayabilen toplumsal bir merkez olarak ele aldım. Bu en büyük meydanımız artık ne
yazık ki toplu ölümler, hatta kıyımlarla anılıyor. Taksim’i şiddetten arındırıp yeniden
sivil toplumculuğun güvenli bir merkezi haline getirmek, sanki demokrasimizi
iyileştirmenin bir simgesi oldu.
Türkiye’de Töre cinayetleri devam ediyor. Sahi Türkiye’de kadınlar tam olarak
nerede duruyorlar?
Bunu iki satırda anlatmak bana düşmez. Ama kadının özellikle ülkemizde her fırsatta,
her türlü davanın, ideolojinin ve ahlakın konu mankeni gibi öne sürülen bir simge-
varlık olmasının yanı sıra, bireysel ve kitlesel şiddetin de kurbanı olduğu açık. Ben
kadınımıza büyük saygı ve hayranlık duyuyorum, aynı zamanda da ona acıyorum.
Kitaptaki bu konuda yazılar (bu arada türban üzerine olanlar) sanırım en içten olanlar
arasında ve gerçek bir empatiyi, bir acıyı paylaşma çabasını taşıyor.
Yaşar Kemal, Orhan Pamuk, Can Dündar, geçen yıl Antalya Altın Portakal’da
protesto edilip neredeyse
kovulan Emir Kusturica yazılarınız da ilginç.
Umarım öyledir. Onlar veya Zülfü Livaneli, hatta Roman Polanski üzerine kopan
fırtınalar, yine toplumca ilk fırsatta kuşandığımız hoşgörüsüzlük zırhının ve en
üretken kişilerimizi bile punduna getirince harcama, hatta çarmıha germe özeliğimizin
utanç verici dışavurumlarıdır. Bu öylesine güçlü bir ulusal özellik olmaya dönüştü ki,
hedefin dünyaca ünlü bir yazar veya yönetmen olması ya da bize en güzel şarkılar,
filmler, heykeller sunmuş, hatta yıllardır özlemini çektiğimiz bir Nobel (bir Oscar
da olabilir) ödülü getirmiş yetkin bir sanatçı olması hiç fark etmiyor. Biz zehrimizi
kusmaya bayılıyoruz. Bunları hep eleştirmek gerekmiyor mu?
Siz yazdıklarınızı aynı zamanda sesli ve anlamlı bir şekilde anlatabilen bir yazarsınız.
Yeniden bir televizyon programı yapmayı düşünüyor musunuz?
Evet, düşünüyorum. Bu 44’üncü ve yakında çıkacak 45’inci kitaptan sonra
(“Sinemamızda Değişim Rüzgarları” adını taşıyor), biraz görsel medyaya ağırlık
vermek istiyorum.
Son olarak iyi bir köşe yazarına başarı getiren en önemli kaynak nedir?
Türkçeyi çok iyi bilmesi, tüm dünyayı günü gününe izlemesi, içindeki yazmak ve
olabildiğince çok şeyi kitleyle paylaşmak içgüdüsünün hep var olması.

Paylaş