VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
13 Eylül 2013 Cuma | Anasayfa > Haberler > Şişhane’deki eski bir apartman dairesinin içine sıkışmış kocaman bir dünya
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Şişhane’deki eski bir apartman dairesinin içine sıkışmış kocaman bir dünya

Şişhane Yokuşu’ndaki eski apartmanın bir köşesinde okuyordum kitabı. Güvercin gurultuları kitabın beynimde yarattığı görüntülere eşlik ediyor; o yılların görsellikten kısır dünyasında bir akşamüstü ışığında eski mahalleden sızan seslerin arasında okuduğum Monte Kristo Kontu, beni akıl almaz hayallere sürüklüyordu.


Nazlı Eray

Çocukluktan gençliğe geçiş yıllarım... Bir akşam babam elinde iki ciltlik bir kitapla geldi. Bana armağan getirmişti. Kitabın adı “Monte Kristo Kontu” idi. Yeşil ciltli kapağın üstünde hapishanedeki yaşlı Rahip Farya’nın belleğime kazınmış beyaz dağınık saçlı resmi vardı.
Bu iki cilt hala kütüphanemde durur, onları İstanbul’dan Ankara’ya büyük bir özenle getirmiştim.

İstanbul’da, odamın derinliklerine çekilip o eşsiz serüven kitabının sayfaları arasına daldığım zamanlar, saatlerin nasıl geçtiğini anlayamaz, kitabın o tuhaf gizemli dünyasından bir türlü ayrılmak istemezdim. Ne tuhaf şey, büyüyünce okuduğum onca kitap belki de beni bu kadar etkileyemedi hiçbir zaman.

Şişhane Yokuşu’ndaki eski apartmanın bir köşesinde okuyordum kitabı. Güvercin gurultuları kitabın beynimde yarattığı görüntülere eşlik ediyor; o yılların görsellikten kısır dünyasında bir akşamüstü ışığında eski mahalleden sızan seslerin arasında okuduğum “Monte Kristo Kontu”, beni akıl almaz hayallere sürüklüyordu. İçerideki odada oturan babamın sesi hala kulağımda, annem mutfakta bir şeyler hazırlıyor. Belki ertesi gün için okul ödevlerimi yapmam gerek ama ben “Monte Kristo Kontu”na yapışıp kalıyorum sanki.

Neydi beni bu kitapta bu kadar cezbeden? Bilmiyorum. Belki de kitaplar dünyasına attığım ilk adımlardan birini oluşturduğu için önümde sonsuz bir ekran açmıştı bu yeşil ciltli kitap. İçinde tek tük çizimler de vardı. İncelerdim onları. Kitabı ya bir ilkbahar ya da bir sonbaharda okuduğumu tahmin ediyorum. Geçmiş zaman…

Şimdi bile düşündüğümde bu kitap bana tuhaf bir mutluluk veriyor. Çünkü o küçük apartman dairesinde o zamanlar annem ve babamın varlığı beni her şeyden koruyordu. Elimi uzatsam içerideydiler.

Yıllar sonra yazdığım “Monte Kristo” öyküsü bir anda çok ünlü oldu. Bütün antolojilere alındı. Şu anda da dokuz yıldır İtalya’da Floransa’da kapalı gişe oynayan bir oyun.

Neydi benim Monte Kristo’m?
Ev kadını Nebile’nin mutsuz olduğu ve adeta bir hapishaneye dönüşmüş olan evlilik hayatından ve evinden, gizlice yan duvarı kazarak başka bir odaya; yan dairedeki Selahattin Bey’in karanlık odasına geçişini ve hayatının geri kalan kısmını bu karanlık odada onun metresi olarak yaşadığını anlatır bu hikaye.

Şimdi size Monte Kristo Kontu’nun asıl hikayesini veriyorum:
“(Le Comte de Monte-Cristo) Alexandre Dumas Père’in romanı (1844). Romandaki olaylar 1815-1840 yılları arasında Fransa ve İtalya’da geçer.
Genç bir denizci olan Edmond Dantès, güzelliğiyle tanınan Mercédès ile evlenmek istemektedir. Düşmanlarının ve kendisini kıskananların iftirasına uğrar; Napoléon’un ajanı olmakla suçlanır ve İf Şatosu’nda bir hücreye kapatılır; 14 yıl hapis yatar.

Hapisteyken yine kendisi gibi tutuklu olan İtalyan rahip Faria ile ilişki kurmayı başarır.
Faria, hükümete, Monte Kristo Adası’nda büyük bir hazinenin gömülü olduğunu bildirmiş, ancak deli zannedilerek hapse atılmıştır. Faria ölürken sırrını Edmond’a açıklar.

Edmond rahibin yerine tabuta girerek hapisten kaçar. Monte Kristo Adası’ndaki hazineyi ele geçirerek ülkesine geri döner. Kendisine iftira eden hasımlarıyla kıyasıya bir mücadeleye girişir ve başarıya ulaşır. Bu romanda da A. Dumas Père’in öteki romanlarındaki gibi masal ve efsane ögeleri oldukça boldur.”

Kitabı unutmuşum ama kitabın ruhumdaki etkisi hiç azalmamış. Taptaze, coşku ve heyecan dolu, bu güne kadar gelmiş benimle.

Paylaş

Öyleyse ‘Yaşasın edebiyat!’ Geçen ay Grand Pera Emek Sineması’nda çok önemli bir edebiyat davetine katıldım. Davet önemliydi çünkü,Türk edebiyatının “yaşayan” 50 şairinin/yazarının, kendini, edebiyatını ve hayata bakışını anlattığı “Yüz Yüze Konuşmalar, Yaşayan Edebiyat” projesi tanıtıldı.

Devam