VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
14 Aralık 2014 Pazar | Anasayfa > Haberler > Siyah perdenin çekiciliği
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Siyah perdenin çekiciliği

“Gırnatacı” romanıyla Everest Yayınları 2012 İlk Roman Ödülünü alan Ercüment Cengiz, yeni romanı “Çellocu”da Abdülmecit döneminde İstanbul’a gelen bir İtalyan müzisyenin bir Paşa’nın genç eşine ders verişini ve ortaya çıkan iç gıcıklayıcı müziği anlatıyor

İlk romanı “Gırnatacı”da caz müziğinin peşine düşmüştü Ercüment Cengiz. İkinci romanı “Çellocu”da ise, adından da anlaşılacağı üzere bir çellocunun yani yine bir müzisyenin ve müziğin hikayesini anlatıyor ve bunu tarihi bir romanla yapıyor.

Zaman: Osmanlı İmparatorluğu, Abdülmecit dönemi. Şehir: Elbette İstanbul. Romana hakim olan duygu: Kıskançlık. 19’uncu yüzyılın en önemli ve ünlü bestecilerinden piyanist, müzik öğrentmeni ve senfonik şiirin yaratıcısı Franz Liszt bir dizi konser için İstanbul’a gelecektir. Onun için hummalı bir şekilde orkestra hazırlanmaktadır. Yani kentin üst tabakasında konuşulan tek şey bu konser ve klasik müziktir. Bu sırada genç ve yetenekli bir İtalyan çellocu da şehre davet edilmiştir. Kahramanımız, İstanbul’da hem konserler gerçekleştirecek hem de Maliyeci Mustafa Ali Paşa’nın, güzel karısına özel çello dersleri verecektir; elbette arada siyah bir perde gerili olarak. Malum, paşanın genç ve güzel karısının maprem olmayan bir erkekle baş başa bulunması tasvip edilecek bir durum değildir. Ancak, toplum ve Maliyeci Mustafa Ali Paşa, bir siyah perde ile önlem aldığını sana dursun, sayfalar ilerledikçe siyah perdenin bizzat kendisi şepveti simgelemeye başlayacaktır. Bir cihayete kadar uzanan kıskançlıkla biz de Doğu ve Batı kültürlerinin aşka, ilişkiye, kıskançlığa olan yaklaşımlarını, benzerliklerini ve ayrışmalarını görüyoruz. Kıskançlığın, aldatma için kanıt aranıp bulunamamasının, insanın içini yiyip bitiren, ruhunu kemiren şüphenin her sayfaya hakim oluşu ile de “bu neyin iktidarı, birinin diğeri üzerindeki hakimiyeti nereye kadar” soruları ile muhattap oluyoruz.

Ercüment Cengiz, bir müziyen ve onun bambaşka bir kültürden öğrencisi arasındaki ilişki üzerinden kıskançlığı anlattığı romanında, aynı zamanda Osmanlı Dönemi’ne, Batılılaşma hareketlerinin toplum ve birey hayatına olan etkisine, duyguların şekillenişine, insanın iç dünyasında yanattığı çelişkilere de yer vermiş ve tüm bunları da bir müzisyenin ve bir müzik aletinin sesiyle duyulur kılmış.

Peki neden müzik? Önceceki romanı “Gırnatacı”da da aynı motifi kullanan yazar için müzik ve edebiyat arasındaki ilişki nedir? Bu soruları şöyle yanıtlıyor Cengiz: “Dikkat edin, bütün büyük yazarlar öncelikli olarak değilse bile resimle mutlaka ilişkilidirler. Yahya Kemal, Bedri Rahmi, Nazım Hikmet ilk akla gelenler. Yakın zamanda Yaşar Kemal’in de resimle ilgilendiğini öğrendim. Yani şair ve romancılar bir resmi kelimelerle resmederler. Burada ihmal edilen bir şey var. Müzik veya müzik parçası. Öyle bir noktaya gelirsiniz ki sizi ancak bir şarkı anlatabilir. İşte bu roman da bir ezgiyi anlatma derdine düşmüştür.”

Paylaş