VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
15 Aralık 2017 Cuma | Anasayfa > Haberler > Soğuğa, yokluğa ve çaresizliğe direnişin romanı 40 yaşında
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Soğuğa, yokluğa ve çaresizliğe direnişin romanı 40 yaşında

Türk edebiyatının usta kalemi Ferit Edgü’nün beyazperdeye uyarlanarak toplamda 5 ödül alan ve pek çok dile çevrilen kült eseri “Hakkâri’de Bir Mevsim”, 40 yılına özel baskısıyla okuyucuyla buluşuyor.

LEVENT TÜLEK



Geçtiğimiz günlerde bir sohbette 70’li ve 80’li yıllarda yazılan metinlerin farklılığı ve ne kadar ufuk açıcı olduklarından konuşuyorduk. Sanki sınırları belirsiz gibi görünse de o yıllar biçim, dil ve kurgu olarak yeni bir dönemin müjdecisiydi adeta. Yalınlaşmış, sadeleşmiş ve bir o kadar da derinleşip lezzetlenmiş bir edebiyatla karşı karşıyaydık. Tezer Özlü, Demir Özlü, Ferit Edgü, Yusuf Atılgan, Sevgi Soysal, Füruzan, Vedat Türkali ve daha niceleri bu akımın öncüleriydiler. İsimsiz, adsız, sınırsız bir yazar topluluğu yepyeni bir çağ açıyorlardı edebiyatta aslında, şimdi bakınca daha net fark ediliyor sanırım.

Üstelik de gerçekçi toplumcu denilen bir türün gümbür gümbür ortalığı salladığı bir dönemde beylik ve didaktik tuzaklara, klişelere düşmeden saf ve duru bir okuma sundular edebiyatseverlere bu yazarlar. Oldukça zor, sıkıntılı, karışık ve kısır bir dönemde pırıl pırıl parladılar desem abartı olmaz sanırım. Benim orta okul-lise dönemlerime denk gelen ve her meraklı genç gibi dergileri, kitapları ve bulduğumuz her yayımı talan ettiğimiz zamanlardı ve yeni bir dil ve dünyayı keşfetmek ve onun peşinden gitmek şahane bir maceraydı.

Dönemin edebiyatına bakmak
Sel Yayıncılık’ın 40’ıncı yılında tekrar bastığı Ferit Edgü’nün “ Hakkâri’de Bir Mevsim”’i ise işte tam da bu anlattığım dönemin en parlak işlerindendi. İlk yayınlandığında çarpıldığımı ansıyorum. (“Ansıma”yı Ferit Edgü’den öğrenmiştim, bu vesile ile yine kullanıyorum) Ancak itiraf etmeliyim, bir kez daha okuduğumda lezzetini daha çok aldım. Kırk yıl geçtikten, bir sürü şey yaşadıktan, okuduktan, gördükten, öğrendikten sonra bir metnin bu kadar taze, diri ve çarpıcı olmasına bir kez daha vuruldum. Ve dostlarımla yaptığımız sohbette neden dönüp dönüp o dönemin edebiyatına bakmalıyız ve okumalıyız sorusuna canlı kanlı yanıtı bu kitapta buldum.

“Hiç çocuklarla yaşamamış ben
Gözyaşlarım utancım değil.
Daha önce de ağladığımı ansıyorum
Ama bir düşünce:
Ya öbür çocuklar da ölürse
O zaman ne yaparım
Ama saçmalık bu
Saçmalık mı, değil mi bilmiyorum
Birden ölüveren bu bebe
Saçmalık mı değil mi bilmiyorum
Bir tek şey istiyorum
Çaresizliği yenmek.”


Manzum yazılmış bir kurgu edebiyatta hem dili bu denli saf kılıp, hem dönemin atmosferini bu denli etkili kılmak ve aynı zamanda sıkıntılı, gerilimli bir serüvenin heyecanını bir an olsun elden bırakmamak nasıl bir ustalıktır? Kendim de başta olmak üzere tüm okuyucuların ve günümüz genç yazarların dönüp dönüp bu metinlere bakması lazım diye düşünüyorum. Sanırım kütüphaneler bunun için var.

“Hakkâri’de Bir Mevsim” güçlü dünyasıyla sinemacıları da cezp etmiş ve Erden Kıral 1983 yılında romanı perdeye aktarmış. Öykünün geçtiği yer olan Hakkâri’nin coğrafyası, atmosferi ve o yıllardaki sosyal-toplumsal resmi ustalıkla verilmişti. “Romanı mı daha iyiydi yoksa filmi mi?” tartışmalarına girmeden şunu söylemeliyim ki metnin sağlamlığı her ikisinde de hem okuyucu hem de izleyiciyi derinden etkilemişti. Bilhassa 80’li yıllarda aydınlar, entelektüeller ve sanatçılar kente sıkışmış ve onun hikayesinin peşindeyken Ferit Edgü’nün ve Erden Kıral’ın unutulmuş, dışlanmış, yok sayılmış ve kanıksanmış dertli bir bölgedeki insanları, olayları anlatmaları gerçekten önemli bir çabaydı. 70’li yıllarda Yılmaz Güney’in ve ardından bir çok toplumcu-gerçekçi sinemacının (edebiyatçının) estetik, dil ya da biçim gibi temel meselelerde fazla takılıp kalmadığı düşünülürse “ Hakkâri’de Bir Mevsim” ve başta Ferit Edgü olmak üzere yukarıda bahsettiğim yazarların kurduğu estetik dünya başka bir algı ve lezzet sunuyordu.

Ölmemeyi başarmış çocuklar
“Önemli bir iftiradır bu, okuyucu, öyle okuyup geçme! Birincisi bir denizci için bu söylediklerim utanç vericidir. Bu korkuyu bir kez daha duyanın artık denizi bırakması, kendine karada, rahat bir yaşam seçmesi gerekir. Oysa ben, bu korkuyu yaşadığım halde, devam ettim buraya düşene değin denizciliğe. İkincisi, en büyük, en korkunç itiraf, bir işkence altında yapılan itiraf değildir, (çünkü işkence altındaki gerçek bir itiraf değildir) insanın kendi kendine, artık dayanamayıp yaptığı itiraftır. İşte ben bunu yaptım. Denizde değil de karada, böyle bir dağ başında yaptımsa itirafımı, anla ve bağışla beni okuyucu. Çünkü kazazede de bir insanoğludur…”

Anlatıcımız aslında bir denizcidir. Nedenini bilmediğimiz bir şekilde Hakkâri’nin bir köyüne sürgüne gönderilir. Nedeni önemli değildir. Kendini de temize çeker zaten kahramanımız anlatı boyunca. Bir kış boyunca iki bin küsur rakımlı, onun deyimiyle “cennet” ama korkutucu, çırılçıplak, yoksul, tekinsiz ve çaresiz bir yerdir burası. Öyle bir resim çizer ki yazar burası sanki dünyada bir yer değildir. Çaresizlik romanın temel izleğidir. Hem o insanlar hem de anlatıcımız için. Burnumuzun dibinde ama sonsuzluğun ucundadır orası. Lavaş, otlu peynir, çay, sobada tezek, hastalıktan kırılan bebeler, kaçakçılar ve yirmi bir tane “ölmemeyi başarmış” çocuk vardır orada. O kadar. Eksi yirmi derecelerdeki soğuğa, yokluğa ve çaresizliğe direnişin de bir hikayesidir “Hakkâri’de Bir Mevsim”. Kahramanımız, sürgün, öğretmen, denizci, küskün, çaresizdir. O hem öğretmen hem de öğrencidir zorlu bir kış boyunca geçen öyküde. Süryani bir kitapçının verdiği el yazmalarını okuyarak ve biraz da o başka dünyaymış gibi görünen yerin haritasını çıkarır bütün kış boyunca, geceleri, gaz yağı lambasının altında.

“Kar kapamış yolları.
Ziyanı yok biz açarız
Eski yolları değil, yeni yolları açarız
Çocuklarımızla birlikte.
Ama şimdi sen yarınki dersine hazırlan.
Yarınki dersin ise tarih ve coğrafya ve
Hayat bilgisi, biliyorsun.
Bak, hem ışığın, hem de ateşin var, hadi bakalım…”


Ve bu klostrofobik beyaz dünya yazarımıza yaşamı, cesareti ve en önemlisi de umutlanmayı öğretir, öğrencileri ile birlikte.

“Hakkâri’de bir Mevsim” 40’ıncı yıl biterken bizlere harika bir sürpriz oldu diyebilirim. Yeni yıla girerken yakınlarıma ne armağan edebilirim diyenlere şiddetle tavsiye edebilirim. Sert kapağı (tabi ki beyaz) ile tam da yılbaşı kitabı diyebilirim. Bu sert havalarda bize bir kez daha kendi coğrafyamıza bakmayı, insanlığı ve cesareti ansıtması açısından bu kitabı ıskalamayın. Mutlu, sağlıklı ve barış dolu bir yıl dilerim.



Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayfa : 163