VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
15 Mayıs 2018 Salı | Anasayfa > Biyografi > Sonsuz bir Haziran
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Sonsuz bir Haziran

Selahattin Nehir yeni romanı “Haziran Senfonisi” ile insanlığı, anıları, özlemi, memleket sevdasını, tarihi, sevgiyi ele alarak okura sürükleyici bir serüven sunuyor.

ELİF GÜNAY


On yıl önce çıkardığı ilk romanı “Gökkuşağı Kırıntısı Binlerce Kelebek” ile hayatımıza giren İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi İngilizce İktisat Bölümü mezunu Selahattin Nehir, ikinci romanı “Cambaztepe”nin sonrasında 2015 yılında üçüncü romanı “İstanbul Yalnızları” ve geçen sene çıkardığı dördüncü romanı “Kalemkâr” ile ününe ün katmıştır.
Şimdiler de yeni romanı “Haziran Senfonisi” ile insanlığı, anıları, özlemi, memleket sevdasını, tarihi, sevgiyi ele alarak bizlere unutulmaz bir serüven yaşatıyor.

“…Kuşaklar sonra biri çıkar ve rivayetleriyle hayalleri iç içe geçirmeyi başarır, böylece hayat denen kısa hikayecikler bir işe yarar. Tanrı bunu ister gibi gelir bana yoksa sıkılır; hikayesi olmayan insanı ne yapsın?” zaten bu sözle kitabı anlatıyorsunuz. Birbiri ardına dizilmiş bir neslin hikayesi. Şimdiler de E devletten herkesin merak sarıp soy ağacına baktığı bu süreçte muhteşem bir hikaye ile karşımızdasınız. Nereden esinlendiniz böyle bir döngü için?
Ben Haziran Senfonisi’ni yazmayı bitirdiğimde henüz ülkemizin gündeminde e-devlet ve soyağacı bilgileri yoktu. Bahsettiğiniz durum benim için de tesadüf oldu ve kitabın konusunun ilgi uyandırabileceğini kanıtladı bana. Haklısınız insanlar nereden geldiklerini, geçmişlerini merak ediyorlar ve ben bunu çok haklı buluyorum. Tıpkı büyük anlamıyla insanlığın geçmişini merak ettiğimiz gibi bireysel olarak da kendi ailemizi ve köklerimizi de merak ediyoruz. ‘Merak etmek’ her alanda en büyük motivasyon ve gelişim kaynaklarımızdan biridir. Haziran Senfonisi de Göksel’in bireysel ve kolektif belleğin yardımıyla kendi köklerini aramasının hikayesini anlatıyor. Romanımda bir aile; bu ailenin nesiller boyu süren hikayesi; mitleri, gelenekleri, doğası ve kültürüyle bir şehrin tarihi; değişen ve dönüşen bireyler ile hayat tüm detaylarıyla yer alıyor. Benim başlangıç fikrim şuydu; dünyaya ve insana duyduğum merak ve şaşkınlıkla; zaman, özlem ve ölüm hakkında büyük bir roman yazmak istiyordum. Ve bu eser hayat dolu, serüven, mizah, duygu dolu olmalıydı. Göksel’in öyküsüne edebiyatın uçsuz bucaksız imgesel alanı da eklenince, romandaki tabirle Tanrı’nın seveceğini umduğum güzellikteki çok sayıda karakterin gerçek, hayal ve rivayetlerle iç içe geçen büyük bir anlatısı meydana çıktı…



Nazım Hikmetin de dediğini anımsıyorum. “Haziranda ölmek zor.” Şimdi karşımıza çıkan bu kitapta haziranın sonsuzluğu ele alınıyor. Neden haziran sonsuzdur? Ve bu isim nereden aklınıza geldi?
Romandaki anlatıcı karakter Göksel için “Haziran” kelimesinin anlamı çok önemli. Hayatını, kişiliğini etkileyen Kırkgöz Çiftliği ve oradaki aile büyüklerine kavuşma ayı olmasının yanı sıra Simge ile yaşadıkları açısından da çok önemli haziran. Haziran ayını ben de çok severim; yaz başlangıcıdır, hava nefistir, doğa güzeldir, çocuklar ve gençler için tatili müjdeler, tüm topluma iyimser ve mutlu duygular yayılır, yaseminler açar, denize girilir ve bunun gibi birçok özelliğiyle yılın en güzel aylarından biridir. Romanıma Haziran Senfonisi adını vermemin en önemli nedeni, bu ayın anlatıcı karakter Göksel için önemidir ama benim en sevdiğim ay olmasının da payı vardır kuşkusuz, hem Haziran’ı kim sevmez ki ?


Kitap 1800’lü yıllarla başlayıp, Cumhuriyet döneminin bir çok inkılap ve devrimini yaşatıp, Gazi Mustafa Kemal Atatürk, İsmet İnönü, Adnan Menderes, Turgut Özal’a kadar bizi her döneme götürürken, bir yandan da çağın getirdiği değişimleri de ele alıyor. Bu tarihi ve beşerî yolculuğu düşünürken ne hissettiniz?
Evet Haziran Senfonisi bahsettiğiniz gibi oldukça geniş bir devri kapsıyor. Karakterleri ve içeriğiyle çok zordur edebiyatta böyle bir yapıyı oluşturmak. Sağlam bir araştırma ve bilgi gerektirir ki bunun için çok emek verdiğimi kitabı okuyan herkesin anlayacağını sanıyorum. Tüm bu toplumsal, ailevi ve bireysel dönüşümün yanı sıra tutkuyla sevdiğim edebiyat sanatında bana yaratıcılığımı kullanmam için harika bir alan sunması nedeniyle kendimi mutlu hissettim diyebilirim. İnsanların zaman karşısındaki çaresizliği, şaşkınlıkları, hayatlarına anlam katma çabaları, varoluş sancıları, renklilikleri ve adaptasyon becerileri üzerine çok düşündüm. Romanın içindeki tüm karakterlerin duygularını yaşadım, onlarla bütünleştim, çok zor ama harika bir yolculuktu benim için.

Kahraman ne kadar Göksel olsa da Baki Dede, Simge ve Şiir karakterleri herkesi o kadar büyülüyor ki. Siz en çok kimden etkilendiniz?
Bu romanın hikâyesi ve karakterlerinin iz bırakıcı olduğunu düşünüyorum ben de sizin gibi. Benim onları yazan kişi olarak aralarında keskin ayrımlar yapmam çok zor ama sorunuzdaki inceliği anlıyorum. Aklıma şunları getiriyor sorunuz: Edebi yapıtları yazarken bazen eksizsiz planladığınızı düşündüğünüz bir karakter yazma süreci içinde sanki yazarına kafa tutar gibi şaşırtır biz yazarları. Bazıları sandığımızdan çok daha azını sunar bazıları da beklemediğimiz derecede büyür, gelişir. Bu anlamda Baki, Nanne ve Göksel’in yerleri ayrıdır bu metinde.


Toparlayacak olursak, “hepimiz insanız ve ne kadar çok yapabileceklerimiz varsa da bir gün herhangi bir şekilde yok olacağız” öyle değil mi?
Bu sorunuzun yanıtını hepimiz biliyoruz ama üzerinde saatlerce, günlerce konuşulabilir. İşin içine teoloji, felsefe, bilim, psikoloji ve bunlar gibi bir çok dal da girer… Kitabım üzerinden ilerlersek, bahsettiğiniz durumu kafasına takan Göksel’in zaman ve ölüm hakkında hayat dolu bir anlatı yaratma çabasının altında da bu varoluşsal sancı etkilidir diyebilirim.






Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Mayıs 2018 Yıl : 14
Sayfa : 171