VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
08 Ekim 2009 Perşembe | Anasayfa > Haberler > Sonuçta herkes bir başkası için "öteki"dir
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Sonuçta herkes bir başkası için ötekidir

Kadınları akrep, başı açıkları kabuksuz sümüklü böcek olarak görenler var Kafka’nın “Dönüşüm” kitabında böceğe dönüşen kahramanın adıdır Gregor Samsa. Kitapta Samsa, aslında Kafka’nın kendisidir. Bir sabah uyandığında kocaman bir böceğe dönüşen bir insan... İlginç olan tarafsa tekrar nasıl insana dönüşebilirim endişesinin yerini, böcek olarak hayatıma nasıl devam edebilirim düşüncesine bırakmasıdır. Yiğit Bener de “Öteki Kabuslar” adlı öykü kitabında Gregor Samsa gibi böceğe dönüşmese de böceklerin yaşadığı ve hissettiği gibi bakmaya çalışıyor dünyaya “öteki” benliğiyle.

Melis Hansoylu

-Son kitabınız “öteki kâbuslarla” ilişkili. Yaşadığımız kâbuslar mı bunlar, yoksa ötekileştirilen kâbuslar mı?

-İsterseniz buna “ötekileştirmenin ürettiği kâbuslar” diyelim. Aslında bu ve benzer kâbusları sanırım hepimiz her gün yaşıyoruz. Sonuçta herkes bir başkası için “öteki”dir: İnsan ve böcek... Ama aynı zamanda farklı insan grupları. Ötekiyle yüzleşmek, temasa geçmek bile başlı başına bir ilişkidir: Kolaylıkla sürtüşmeye, çatışmaya, nefrete, yok etme arzusuna ve katliama dönüşebilecek bir ilişki... İşte kâbus böyle başlıyor: Onca insanın katledilmesine yol açan korkuyla, nefretle...

-Kitap, insan ve böcek üzerine bir ilişki sergiliyor. Benzerliklerimiz çok mu size göre?
Hem de nasıl! Sandığımızdan çok ortak noktamız var aslında. Kitabın son öyküsü, Başkalaşım, baştan sona bu benzerlikler üzerine kurulu. Zaten ilginç olan, ötekinin bize ne kadar benzediğini keşfetmek... Öte yandan, bu öykülerin çoğunda insanla böcek ilişkisi, genel olarak “öteki” olarak damgaladıklarımızla ilişkimizin bir metaforu aslında... İşin acı tarafı bu: Çünkü bir çoğumuz, öteki insanlara da haşere gözüyle bakıyor. Korkuyor, iğreniyor, nefret ediyor. Eminim bu söylemler sizin de kulağınıza çalınıyordur: Kimisi, başörtülü kadınlardan düpedüz tiksiniyor, karafatmalardan tiksinir gibi. Örtünmeyen kadın gördüğünde, kabuksuz sümüklüböcek görmüş gibi suratını ekşiten de var. Tüm kadınların akrep olduğunu düşünenleri unutmayalım! Kürtleri tahtakurusu, Ermenileri çıyan gibi gören az değil. Tabii Türkleri eşek arısı sürüsü olarak algılayan da var. Siyasetin bir kanadına göre diğeri, hepimizi ağına düşürmeye çalışan bir örümcek güruhu... Ama öbürlerine göre de berikiler, yabancı menşeli hastalık taşıyan birer kene... Malum sülükler de cabası... Tabii ötekini böcek gibi görmeye alışınca ona böcek muamelesi yapmak da kolaylaşıyor...

BÖCEK GİBİ EZMEK

-“Böcek gibi ezerim seni” cümlesi gibi bizler de birbirimizi mi eziyoruz böcekmişçesine?

-Nefret söylemi ne yazık ki hiç eksik olmuyor. Dahası, gündelik yaşamda şiddet çok yaygın. Aile içinde bile... İnsan yaşamı gerçekten çok ucuz; cinayet, tecavüz, işkence, dayak, aşağılama hiç eksik olmuyor. “Âli çıkarları” gereği, vatandaşını böcek gibi ezmeyi olağan sayan bir devlet geleneğimiz bile var... Her gün yüzlerce insanımız ölüyor: Cinayetler, trafik, töre, ihmal, iş kazası... Bir de çeyrek yüzyıldır bitiremediğimiz o savaş... Adına ister Kürt meselesi deyin ister terörizm: En az 40.000 insanımız öldü 25 yılda! İnsanlar böcek gibi ezilirken bunca şiddeti fazla yadırgamıyor gibiyiz oysa... Kanıksadık sanki, alıştık... İçselleştirdik! Hatta sürmesini destekliyoruz belki: Bilerek ya da farkına bile varmadan. Korkarım kendi insanımıza, yani kendimize de ancak böcek kadar değer biçiyoruz...

-Çocukluk anıları, tutkular, değişimler, sevdalar, cinsellik ve insana dair daha pek çok oluşum. Böceklere olan farkındalığınız, onları yaşamanız çocukluk yıllarınıza mı dayanıyor?

-Claude Nuridsany ve Marie Pèrennou’nun Microcosmos filmini seyreden herkes, böceklerin ne kadar renkli bir dünyası olduğunu bilir. Benim merakımsa evet, çocukluk yıllarına uzanıyor. Akranlarım daha çok kedi/köpek türü evcil hayvanlarla ilgilenirken, beni asıl büyüleyen, böceklerin o tekinsiz, gizemli dünyasıydı. Gerçi, hep büyük kentlerde yaşadım. Çocukluğumun böcekleri daha çok apartman haşereleriydi: Hamamböcekleri, sinekler, sivrisinekler... Bir de Alaz öyküsünde anlattığım, bahçemizin çekirgeleri... Yazın deniz eklembacaklılarının, yengeç ve şeytanminarelerinin izini sürdüm. Fransa’daki ortaokulumun biyoloji laboratuvarında zengin bir böcek koleksiyonu vardı. Tıp fakültesinde okurken en sevdiğim derslerden biri parazitolojiydi: Bitler, pireler, keneler, uyuzböceği, sivrisineklerin bulaştırdığı tropik hastalıklar... Marazi merak! Diyorum size; var bende bir tuhaflık...

AVA GİDEN AVLANABİLİR

-Bunun nedeni yaşamış olduğunuz bir olumsuzluk mu yoksa?

-Bildiğim tek böcek “travmam” şu: Üç yaşındayken, cama konan sinekleri parmağımla ezmek gibi gaddar bir alışkanlığım varmış. Ta ki aynı muameleyi bir arıya yapmaya kalkıncaya dek! Bu bana ders olmuştu: Meğer küçükler de pekâlâ kendini savunmasını bilirmiş... Demek ki kimseyi böcek gibi ezmeye kalkmamak gerekirmiş: Ava giden avlanabilir!

-Siz eğer insanoğlunun anladığı böceklerden biri olsaydınız hangisi olurdunuz?

-Kafka’nın Gregor Samsa’sı! Nedeni mi? Kitabın sayfalarında saklı...Yalnızlık duygusu, zenginlik ya da fakirlik, kalabalıklar... Aslında belki de her koşuldaki insanların en temel ortak noktası mı böcekler? Herkes hayatında TV ekranlarının haricinde mutlaka “böcek” görmüştür...En “evcil” hayvanımız böcekler aslında: Kedi-köpek beslemeyenlerin bile evinin bir köşesinde mutlaka bir örümcek vardır en azından... Sivrisineklerin aşamayacağı pencere teli yoktur! Mikroskopik böcekler olan akarları, yani o her evin daimi konuklarını, yastık ve yorganlarımızda yaşayıp koynumuza bile giren o ev tozu böceklerini saymıyorum bile! Bu kadar içli dışlı olduğumuz canlılardan korkup öldüreceğimize, onları tanımaya çalışsak akıllılık etmiş oluruz bence...

-Her bir öykünüzde ilişkilendirdiğiniz böceği çizgiyle de anlattırmışsınız. Göze hitap ederken her yolu deniyorsunuz sanırım. Yazarlık ve ressamlık; parmakların iki sanatı...

-Aslında, bu kitabı hazırlamam epey uzun sürdü: “İstila” öyküsünün taslağını “İşgalciler” adı altında İktidarsız dergisinde yayınlayalı üç yıl olmuş! O gün bu gün, çevrem beni kitabı bitirmeye teşvik ediyor. Önce sevgili Fatma Tülin, geçen yılki doğum günümde bana olağanüstü güzel bir böcek tablosu yapıp hediye etti. Ardından eşim Funda, o çok sevimli böcek desenlerini çizdi. Kitap bitince her ikisinden de izin aldım: Fatma Tülin’in tablosunun kitabın kapağına, Funda’nın desenlerinin de öykülerin sonuna yerleştirilmesini sağladım. Bence resimlerle metin gayet güzel tamamlıyor birbirini... Bir de şu var tabii: Bence böceği, yani ötekini fark etmek için dolayısıyla onunla herhangi bir ilişki kurabilmek için önce onu görmek, görebilmek gerek. İlişkilerimiz kâbusa dönmesin diye böceği, yani ötekini görsünler istedim: Malum aliniz, anlayana sivrisinek saz...

Paylaş

Bir VatanKitap’ın perde arkasıBu ay üç özel röportajla çıkıyoruz okur karşısına. Bunlardan ilki Türk tiyatro tarihine sahneleye çıkan ilk kadın oyuncu Afife Jale'nin yaşamını romanlaştıran Osman Balcıgil'le bu büyük değer üzerine Ece Erol'un yaptığı şöyleşi oldu. Diğer bir özel röportajımızı Cemre Nur Meleke, Aslı Perker'le yeni romanı Flamingolar Pembedir üzerine gerçekleştirdi. Sinemaya da uyarlanan Kocan Kadar Konuş kitabıyla büyük çıkış yakalayan Şebnem Burcuoğlu ise özlenen sıcak mahalle özlemimizi, Cemal Süreya'ya gönderme yaparak Cemal ve Süreyya aşkı üzerinden giderdiği yeni romanı Süreya Kuaför Salonunu anlattı.

Devam