VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
15 Şubat 2012 Çarşamba | Anasayfa > Haberler > Suç ve suçlularla birlikte dedektifler de değişti
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Suç ve suçlularla birlikte dedektifler de değişti

İş Bankası Kültür Yayınları’nın Ayşe Handan Konar’ın Türkçesiyle dilimize kazandırdığı Clive Emsley ve Haia Shaper-Makov’un derlemesi Polis Dedektifliğinin Tarihi (1750-1950) birçok açıdan incelenmesi gereken bir koleksiyon.

Sevil Atasoy

Kierkegaard’ın “yaşam ancak geriye doğru bakınca anlaşılır, ama ileriye doğru yaşanmak zorundadır” saptamasından hareketle, gelecekteki polisliği öngörmek, onun bugünkü sancılı sürece nasıl geldiğini bilmekle mümkün. Üniformalı polisin tarihi sayısız incelemeye konu olduğu halde, hayranlık duyulan polis dedektifleriyle ilgili bilginin hemen tamamı sanaldır ve esin kaynaklarını da genellikle polisler oluşturmaz. On üçüncü yüzyıldan başlayarak Çin polisiyelerinde yaşatılan, düşünce biçimi Bertolt Brecht’in “Kafkas Tebeşir Dairesi”ne kadar uzanan kahramanlar, yargıç Di Renjie ve Bao Zeng’e dayanır.

Arthur Conan Doyle’un 1887’de yarattığı Sherlock Holmes’un gerçek yaşamdaki karşılığı da bir polis değil, yazarın tıp fakültesinde ki hocalarından Dr. Joseph Bell ile Edgar Allen Poe’nun hayali dedektifi Auguste Dupin ve Gaboriau’nun Mösyö Lecoq’unun füzyonudur. Aynı durum, Agatha Christie’nin, Dupin’den esinlenerek yarattığı ünlü Poirot’su için de geçerlidir. Ernst Mandel’in, “Hoş Cinayet”inde belirttiği gibi, ölümün “şeyleştirildiği”, cinayetin zihin meşguliyeti haline getirildiği polisiye romanı, milyonlarca insana okutan, analitik zekası hem “kötü” suçludan, hem de “iyi”, ama aşağı yukarı etkisiz polisten daha üstün olan, bu sanal dedektiflerdir.
Klasik polisiye romanın dedektifi, dış müdahaleden uzak, kendi işini kendi başına yoluna koyabilen, kolluk ve yasanın zorlayıcılığına karşı alaycı bir tutum takınan, kişisel intikamlara da başvurabilen kişilerdir. Peki gerçekte onlar nasıl erkekler ve kadınlardır? 1750 ile 1950 arasındaki iki yüz yıllık süreci ele alan, “Polis Dedektifliğinin Tarihi”, bize sanal dedektiflerle gerçeklerini karşılaştırma imkanı sağlayan bir yapıt. Bu zaman dilimi, hem polisin bireysel hak ve özgürlüklere el uzatan bir güç olarak görüldüğü, dolayısıyla zayıflatılmaya çalışıldığı 19. Yüzyıl ortalarını, hem de süper hafiyelerin boy gösterdiği polisiye romanın altın çağını kapsar.

HEPSİ POLİS TARİHÇİSİ
Editörlüğünü iki polis tarihçisinin, Clive Emsley ile Haia Shpayer-Makov’un yaptığı kitabın giriş yazısı, İngiliz Times gazetesinin 5 Ekim 1879 tarihli nüshasında yer alan ve Londra’nın dedektif gücünün, aslında Collins ya da Braddon gibi yazarların romanlarında yansıttığı şekilde olağanüstü bilge ve muhteşem bir organizasyonun hızlı ve keskin zekalı dedektiflerden değil, Scotland Yard’ın topu topu on beş memurundan öte bir şey olmadığını kaydeden alıntıyla başlıyor. Emsley’in, İngiliz polisi ve Avrupa jandarmasına ilişkin çok sayıda yayını bulunuyor. Shpayer-Makov, Britanya’daki anarşist hareketini incelemekle başladığı akademisyenlik yaşamını, anarşistlerin baş düşmanı polisleri inceleyerek sürdürmüş.

“Dedektif” sözcüğünün, polis teşkilatı içinde, belirli işlerle görevlendirilmiş memurları tanımladığını kaydeden editörler, geniş halk kitlelerinin yanlış yere “kültürel bir kurum” haline getirdiği sanal dedektiflerin varlığına inanmasını, bir ölçüde polis medya arasındaki karmaşık ilişkilere bağlıyor.

DÖRT KITANIN DEDEKTİFLERİ
Fransa’dan Yeni Zelanda’ya, Almanya’dan Afrika’daki kolonilere kadar polis dedektifliğinin gelişimini masaya yatıran on yazar, kimi zaman birbirine ters düşen sonuçlara varsa da editörler bunları ustalıklı biçimde birleştirmeyi, birbirini tamamlayan yanlarını öne çıkartmayı ve okurun perspektifini genişletmeyi başarıyorlar.
John M. Beattie, 1748 Londra’sında, yazar ve yargıç Henry Fielding’in evini Bow Sokağı’na taşımasıyla birlikte kurulan Britanya dedektifliğinin ilk doksan yılını değerlendiriyor. Makale, Beattie’nin 2012 Şubat başında yayınlanan The First English Detectives The Bow Street Runners and the Policing of London, 1750-1840 adlı kitabının bir ön çalışması niteliğinde.
Binghamton Üniversitesi’nden Howard G. Brown, devrim sonrası Paris’inde hırsızların nasıl yakalandığını, “İpuçları, Tuzaklar ve Mecazlar” adlı yazısında, Clive Emsley ise 19. Yüzyıl Fransa’sında, sabıkalıların nasıl polis yapıldığı, haydut ve serserilerle nasıl mücadele edildiğini ele alıyor.
Otuz yıllık bürokrat Robert M. Morris, polisin başarısızlığını gözler önüne seren iki cinayet davasından (Mayfair ve Wandsworth) yola çıkarak, 1842’de kurulan Metropoliten polisi dedektiflik şubesinin ilk yüz yılını paylaşıyor.

PARMAKİZİ, DETEKTİFLERİN STATÜSÜNÜ YÜKSELTİYOR
Her ikisi polis tarihçisi Dean Wilson ve Mark Finnane tarafından kaleme alınan “Hafiyelikten Teknisyenliğe Geçiş mi?” başlıklı makale, bu kez Avustralya’da, 1844’te dört memur ve bir çavuştan ibaret (tamamı eski mahkum) dedektiflik müessesesinin kuruluşundan başlayarak, yüz yıllık öyküsünü anlatıyor.
Fransa ve Britanya’daki meslektaşlarının yol ve yöntemlerini izleyen Avustralya’nın ilk dedektiflerinin, kaba saba bir şekilde zorla itiraf ettirme yöntemiyle suçlulara hüküm giydirmeye meyleden, eğitimsiz ve aşırı derecede muhbirlere dayalı soruşturmacılardan, modern bilimsel teknikleri kullanan teknisyenlere dönüşümünü aktarırken, onları bu dönüşüme zorlayan başarısızlıklarından örnekler veriyorlar. Britanya, Avustralya ve Yeni Zelanda’daki suç ve suçla mücadelenin karşılaştırmalı tarihinde uzman Graeme Dunstall, Yeni Zelanda Polisliğinde Yerel “İblisler” başlıklı yazısında, Londra’dan gelen komiser Walter Dinni’nin devrim yaratan uygulamalarına yer veriyor.
Georgina Sinclair, şimdilerde Birleşik Krallık polisliğinin sınır ötesi etkilerini incelemeye odaklanmış olsa da, “Polis Dedektifliğnin Tarihi”nde daha eskiye giderek, İngiliz polisinin sömürge Afrikası’ndaki etkilerini, suç soruşturmasından siyasi polisliğe ve güvenlik polisliğine dönüşme sürecini ele alıyor.
KLU KLUX KLAN VE

AMERİKAN DEDEKTİFLİĞİ
Dedektiflik tarihi yazılır da, Amerika Birleşik Devletleri’nden söz edilmez mi? John Drabble, Atlantik’in öte tarafını özel dedektiflik, Klu Klux Klan ve FBI bağlamında ele alarak bizi uzun bir yolculuğa çıkartıyor. J. Edgar Hoover’in, 1935’ten 1972’deki ölümüne kadar FBI’ın başında kaldığı akılda tutulursa, Amerikan dedektiflik tarihinin onun kontrolünde geliştiğini söylemek doğru olur. Drabble’in COINTELPRO-WHITE HATE (Beyaz Nefreti Yandaşlığı Karşı İstihbarat Programı) hakkında verdiği bilgiler, programın “devlet düşmanlarını” etkisiz hale getirmek üzere başvurduğu teknikler, okurun ilgisini çekecek ayrıntılar içeriyor. Bu arada, yazarın şu sıralar, Kadir Has Üniversitesi Amerikan Kültürü ve Edebiyatı Bölümü ’nde öğretim görevlisi olduğunu ekleyeyim.

GESTAPO VAR AMA KRİPO NEREDE?
Eric Johnson’un, diğerlerinden daha kısa ve yüzeysel bölümü, sadece kendi verilerine dayanıyor ve Gestapo’nun sıradan Alman vatandaşı arasında oldukça olumlu bir imaja sahip olduğu sonucuna varıyor. Aynı konuyu incelemiş Gellately, Paul ya da Mallmann’ın görüşlerine yer vermemiş olması önemli bir eksiklik. Bu arada, Nazi Almanya’sının Gizli Devlet Polisi’nin (Geheime Staatspolizei ya da kısaca Gestapo’nun), eserin editörlerinin yaptığı polis dedektifi tanımına da pek uymadığı kanısındayım. Çünkü Gestapo aslen siyasi ve ırksal meselelerle ilgiliyken, soruşturmalardan sorumlu olan, Berlin’de kurulduğu 1799 yılından başlayarak, polisin dedektif şubesi Kripo’dur. (Suç Polisi Kriminalpolizei). Eric Johnson’un bu makalesinin, daha geniş çaplı bir araştırmanın öncülü olduğu umudunu taşıyorum.

HIRSIZKEN POLİS OLDULAR
Ele alınan ülkelerin çoğunda ilk dedektiflerin polis teşkilatı içinde görevlendirilen eski mahkumlar ile suç işlemesine ramak kalmış kişiler olduğunu okumanın sizi hem düşündürecek, hem de gülümseteceğini düşünüyorum.
Balzac’ın Bibi-Lupin’ine ve Victor Hugo’nun Müfettiş Javert’ine örnek oluşturan eski mahkum Eugene François Vidocq, Napolyon’un Polis Bakanı Fouche’nin talebi üzerine, Sûrete Nationale’in ilk müdürü olmuş, ilk özel dedektiflik şirketini kurmuştur. Vidocq, Fransız polis teşkilatının babası kabul edilebileceği gibi, aralarında katillerin de bulunduğu çok sayıda suçluyu muhbir olarak hizmete zorlamasının, günün birinde Hoover, Himmler ve Berai gibilerinde filizlendiğini unutmamalı.
Dedektiflerin varlıklarını sürdürebilmek ve toplumda yer edinebilmek için verdiği uğraş, üniformalı polislerle kıyasıya rekabeti, muhbirlerle işbirliği sadece tarihe meraklı olanların değil, polisiye okurlarının da ilgisini çekecektir.

SİYASİLER İÇİN DERS KİTABI
Elmsey ve Shpayer Makov’un bu çalışması, polisiye dizilerde karşımıza çıkan mucizelerin yaratıcısı olay yeri inceleme uzmanları ile kriminal laboratuvar çalışanlarının, yüzyıl öncesi meslek önderlerini tanımak açısından da değerli bir kaynak. Ayrıca, her ne kadar sadece dedektifler üzerine odaklansa da, çağımız polisliğini şekillendiren, dolayısıyla gelecekteki polisliğin alt yapısını oluşturan siyasiler ve karar vericiler açısından bir başvuru kitabı niteliğini taşıyor. Her dönemde karşılaşılan “suç artıyor, teşkilat suçu önleyemiyor, değişikliğe gitmeli” şeklindeki eleştirilere tepki olarak bulunan çözümlerden ders çıkartarak, aynı hataların yapılmasını önlemek üzere, özellikle polislikle ilgili araştırma yapanların ve polisleri eğitenlerin okumasını öneriyorum.

Kusursuz cinayetin tarifi

Adli bilim araştırmaları ve kriminal laboratuvar çalışmaları alanında dünya çapında bir bilim kadını Sevil Atasoy. Bu deneyimlerini “Bu Ayak İzi Senin Dr. Watson!”, “Karanlığa Yolculuk” ve “Her Çikolata Yenmez” isimli kitaplara ve Kanıt isimli televizyon dizisine aktardı.
Kitaplarında polisiye roman ve dizilere konu olanlara benzer suçları ele aldığı kadar daha önce hiç karşılaşmadığımız suçlara da yer verdi. Suçun işleniş şeklini, gelişimini ve çözümünü ele aldığı kadar suç ve suçlunun yapısına da eğilen bu kitaplar, kriminal tarih yazımında önemli birer belge niteliğinde olduğu gibi aynı zamanda herkesin okuyabileceği bir özellik de taşıyor.
Yarın piyasaya çıkacak olan yeni kitabının adı ise: “Kusursuz Cinayet Yoktur.”
Ağırlıklı olarak cinsel zevk amaçlı işlenen suçları ele alan kitapta “Kanıt” programında izlediğimiz bazı bölümlerin yeniden deşifreleri de yer alıyor. Sado-mazo cinayetlerin altında yatan nedenlere, satanik ayinlere, orgazmdan da güçlü duygulara, seks kölelerinin neler hissettiğine kadar uzananan bir suç yelpazesi bu... Kitabın en çok okunacak bölümlerinden biri ise şüphesiz Münevver Karabulut cinayeti. Kamu vicdanını alt üst eden bu cinayetle ilgili morg gerçeklerine yer verilen bölümün dikkatle okunacağı ve dersler çıkarılacağı kesin. Atasoy kitabının adını her ne kadar, “Kusursuz Cinayet Yoktur” koysa da kitapta bir de “Kusursuz Cinayetin Tarifi” bölümü var. Ama bu öyle bir tarif ki, tutturmak hiç de kolay değil!

Külliyen Sherlock!
Her ne kadar Sherlock Holmes 19’uncu yüzyıl Londra’sının detektifi olsa da 21. yüzyılın ilk çeyreğinde de popülaritesinden hiçbir şey yitirmiyor. Beyaz perde son olarak Robert Downey Jr’la karşımıza çıkan Sherlock, kendisi ile ilgili olarak sinema ve çizgi roman dünyasının yarattığı yanlış bilgilere ve klişelere de meydan okudu. Dahası tüm dünyanın merakla izlediği bir BBC dizisi olarak da karşımıza çıktı. Üstelik bu Shelock, 19. yüzyılda değil günümüzde yaşıyordu. Ama her ne kadar teknolojiyi merakla takip etse de bu Sherlock da orijinali gibi sıradışı bir duygusallığı sahipti. İnce İngiliz mizahının da içselleştiği dizinin en eğlenceli yönlerinden biri ise şüphesiz, Sherlock’un Iphone, Dr. Watson’ın Blackberry kullanıyor olması. Bir de sürekli “annem beni daha çok severdi” diye kavga ettiği erkek kardeşinin adının Microsof olması! Tüm bunlar da gösteriyor ki, biz Sherlock’tan hiç vazgeçmeyeceğiz.
Nitekim Everest Yayınları sinema uyarlamalarının uzman danışmanı olan Leslie S. Klinger’ın editörlüğünde hazırlanan Sherlock Holmes külliyatını basıyor. Dedektifin tüm maceralarını içeren külliyat toplam üç cilt. Açıklamalı dipnotlar ve yüzden fazla çizim içeren bu edisyon, Strand dergisinde yayımlanan özgün metinleri temel aldığı için farklı baskılardan kaynaklanan karışıklıkları ortadan kaldırıyor. Külliyatın ilk cildi baharda yayımlanacak.
Ama ben baharı bekleyemem, diyorsanız üzülmeyin... Martı Yayınları tam da şu sıra dedektifin en ünlü ve güzel kitaplarından “Akıl Oyunlarının Gölgesinde”yi bastı. Birbirinden ilginç ve çarpıcı 56 özel öyküden oluşan kitap, dedektifin dünyasına giriş için bir kapı niteliğinde aynı zamanda. Hiçbir detayı atlamayan dikkatli gözlere, muhakeme yeteneği gelişmiş bir zekaya sahip Sherlock’un daha kan grupları bile bilinmezken bunu hayal eden dünyasında son derece keyifli bir yolculuk bu. Belki de bu yüzden Sir Arthur Conan Doyle’u gelmiş geçmiş en büyük yazarlar arasına sokan ve her daim adını saygıyla anmamıza neden olan da onun tüm bunları hayal etmesi. Zira Conan Doyle, Sherlock Holmes ile bize sadece bir polisiye örgü sunmamış analitik düşüncenin metodlarını roman formatıyla ortaya koymuştur. Böylece biz okurlar da tırnaklar, ceket kolu, ayakkabı, pantolon dizi, parmaklardaki nasırlar, yüz ifadesi, gömlek kolu gibi unsurların bir insanın karakterini ortaya sunan ipuçları olduğunu öğrendik.

Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayfa : 163