VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
10 Nisan 2011 Pazar | Anasayfa > Haberler > Suçlu Sadece Cellat mı?
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Suçlu Sadece Cellat mı?

Erk Acarer imzalı “Cellatbaşı”, Osmanlı’nın Sultan İbrahim döneminde geçen bir öykü anlatıyor. Roman, Cellatbaşı Ali’nin üstünden kah saraya kah sokaklara uzanırken, şiddet ve günahın sorumlularının kim olduğunu sorguluyor.

Erk Acarer’in romanı “Cellatbaşı” Osmanlı İmparatorluğu’nun taht şehrinde geçen gizemli ve sıradışı bir öykü anlatıyor. Osmanlı"nın Sultan İbrahim, nam-ı diğer Deli İbrahim döneminin tarihsel olaylarını ve karakterlerini, aynı dönemin sosyo-kültürel ortamından zengin ayrıntılarla birlikte okuyucunun önüne seriyor. Ama bunu yaparken “Cellatbaşı”nda esas olarak bize varoluşçu bir hikaye sunuyor. Zira, romanın öne çıkan tüm karakterleri sürekli olarak kim olduklarını sorguluyor, kader kavramı üstüne kafa yoruyorlar. Farklı konumlarda durup farklı kişiliklere sahip olsalar da hepsinin de kafasında sürekli olarak iki soru tekrarlayıp duruyor: “Kimim ben?” ve “Kader nedir?”
17. yüzyılın İstanbul’u... Padişah IV. Murad ölmüş, tahta öldürülme korkusuyla yarı deli bir hale gelmiş İbrahim geçmiştir. İmparatorluğu yöneten asıl kişi ise İbrahim’in annesi Kösem Sultan’dır. Devleti istediği gibi yönetebilmek için oğlunun her türlü deliliğine göz yuman Kösem Sultan, etrafındaki adamları aracılığıyla entrika üstüne entrika çevirirken; şehirde de Sarı İhsan’ın suç imparatorluğu hüküm sürmekte, yer altında kurduğu sarayında en karanlık işkencelerle, günah dolu şölenler yan yana yaşanmaktadır. Böyle bir ortamda imparatorluğun en korkulan adamı olan Cellatbaşı Ali ise birbiri ardına kopardığı kellelerin arasında kendini hiç alışık olmadığı kimlik ve kader sorgulamalarıyla karşı karşıya bulur...
Öte yandan şiddetin kanıksandığı, gündelik hayatın doğal bir parçası olarak görüldüğü bu kargaşa dolu dönemi anlatan hikaye; şiddetin kaynağını ve sorumlularını da sorguluyor. Günahın, en tepedeki saraydan, yerin en altındaki saraya dek nasıl yürüdüğünü, hangi aracılardan geçip tüm topluma nasıl yayıldığını çarpıcı bir biçimde anlatıyor. Ve kahramanı Cellatbaşı Ali aracılığıyla “bir yerde bir günah varsa, bunda herkesin payı vardır” dedirtiyor. Osmanlı’nın gerçek tarihi kişiliklerinin yanı sıra şaşırtıcı olaylar, entrikalar ve ilginç kurgu karakterle de renklenen “Cellatbaşı”, kah saraya kah sokaklara uzanıp, tarih kitaplarında göremeyeceğimiz detaylarla karşımızda üç boyutlu bir dünya kuruyor. Ve sonuçta “karanlık” bir İstanbul yolculuğuna çıkma cesaretini gösterebilelcek okuyucuları fantastik bir maceraya çıkarıyor.
Aşk, ölüm, kıskançlık, intikam, siyaset gibi temalardan ilham alan “Cellatbaşı”, kim olursa olsun, ister bir padişah ister bir cellad, insanoğlunun değişmeyen kaderi, korkuları ve acizliğini de gözler önüne seriyor. Cellatbaşı Ali’nin kendi kendine sorduğu soru herşeyi özetliyor:
“İnsan öldürüyorum ama katil değilim. Ucuz bir saray hizmetlisiyim fakat hünkâr bile benden korkuyor. Adam canı alıyorum ve işimi seviyorum! Ben kimim?”

Paylaş

Bir VatanKitap’ın perde arkasıBu ay üç özel röportajla çıkıyoruz okur karşısına. Bunlardan ilki Türk tiyatro tarihine sahneleye çıkan ilk kadın oyuncu Afife Jale'nin yaşamını romanlaştıran Osman Balcıgil'le bu büyük değer üzerine Ece Erol'un yaptığı şöyleşi oldu. Diğer bir özel röportajımızı Cemre Nur Meleke, Aslı Perker'le yeni romanı Flamingolar Pembedir üzerine gerçekleştirdi. Sinemaya da uyarlanan Kocan Kadar Konuş kitabıyla büyük çıkış yakalayan Şebnem Burcuoğlu ise özlenen sıcak mahalle özlemimizi, Cemal Süreya'ya gönderme yaparak Cemal ve Süreyya aşkı üzerinden giderdiği yeni romanı Süreya Kuaför Salonunu anlattı.

Devam