VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
14 Ekim 2014 Salı | Anasayfa > Haberler > Surların bilinmeyen hikayesi
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Surların bilinmeyen hikayesi

Radi Dikici’nin kaleme aldığı “Dört İstanbul” kitabı, İstanbul’un yerleşim yeri olarak kullanıldığı M.Ö. 657’den başlayarak şehrin tarihini gerçek hikayeler eşliğinde anlatıyor.


Byzantion, Augusta Antonina, Nova Roma,Konstantinopolis, Kostantiniyye, İslambol... Hangi şekilde adlandırıldığı fark etmiyor, çünkü tüm bu isimler yedi tepeye; İstanbul’a çıkıyor... Şairlerin nice şiirler yazdığı, ressamların nice tuvaller boyadığı, bestekârların nice notalar yakıştırdığı İstanbul tarih içinde çok sayıda isimle anıldı. Tarih yazan hükümdarların, medeniyet mirası bırakan sanatçıların yetiştiği İstanbul’un tarihi Radi Dikici’nin “Dört İstanbul” kitabında okuyucuyla buluşuyor.

Kitabında İstanbul’un tarihini gerçek hikâyeler eşliğinde anlatan Dikici iddialı bir şekilde “surların inşa ediliş hikâyesi ilk kez bu kitapta” diyor. Biz de İstanbul’un bildiğimiz tüm isimlerini ajandamıza yazıp Radi Dikici’yle İstanbul’un tarihini ve kitabını ve konuştuk.

Kitap’ta İstanbul’un dört farklı dönemini ele alıyorsunuz: Byzantion ve Byzantium, Augusta Antonina, Yeni Roma ve Konstantinople, Osmanlı ‘nın İstanbul ‘u. Neden İstanbul’un dört dönemi?

İstanbul’a ilk yerleşim M.Ö. 657 yılında başlamıştır. Şehir kurucusunun adından esinlenerek Byzantion ve Roma dönemi gelince Byzantium olarak anılmaya başlanmış. Bu şehrin ilk kuruluşudur. Bugün yapılan tüm araştırmalar bize bu durumu teyit eder mahiyettedir. Bu durum 196 yılına kadar devam eder. Ancak şehir, rakibini tutarak dönemin imparatoru Septimus Severus’a ihanet eder. İmparator da rakibin yenip dönerken şehri baştan aşağı yıkmaya ve halkını da yok etmeye karar verir.Daha sonra şehrin konumu onu çok etkilediği için vazgeçer. İmparator Septimus Severus (193-211. İmparator bunun üzerine yeni surlar, bir tapınak ve bir saray yaptırır. Bir bölümü ise halkın yerleşmesi için ayırır.Şehrin adını da çok sevdiği büyük oğlunun ismi olan Caracalla Antonius’tan esinlenerek, Byzantium’dan, “Augusta Antonina” ya çevirir. Bu şehrin ikinci kuruluşutur. 325 yılına gelindiğinde dünyanın tek hakimi büyük Roma İmparatorluğu vardır ve onun da hükümdarı Büyük Konstantin’dir(306-337). Başkenti ise İzmit’tir. İmparator orayı yönetim için yeterli bulmaz. Yeni başkent olarak Byzantium’u seçer ve beş yıl süreyle, imparatorluğun adına yaraşır biraz da Roma’yı örnek alarak muhteşem ve yeni bir şehir yaratır. 11 Mayıs 330 Pazartesi günü yapılan bir törenle Byzantium, Yeni Roma adıyla (bu ad sonra Konstantinople’a döner) Roma İmparatorluğu’nun başkenti olur.Bu şehrin üçüncü kuruluşudur. 1453 yılında ise Roma-Bizans imparatorluğu tarihin sayfaları arasında yerini alınca, dördüncü dönem başlar. O artık 1924’e kadar 471 yıl süreyle Osmanlı’nın İstanbul’udur. Ancak kitap sadece bu konuları mı kapsamaktadır. Hayır. Konstantinople yüzyıllar boyunca dünyanın merkezi olma niteliğini korumuştur. Dünyanın gözü, Osmanlı dönemi dahil hep onun üzerinde olmuştur. Orada alınan kararlar veya yaşanan olaylar tüm dünyayı etkilemiştir. Aşağıda zikredeceğimiz gibi ilk üniversite Konstantinople da kurulmuş, dünyada bugün halen uygulanan müspet hukukun temeli (Corpus Juris Civilis) burada atılmıştır. Ayrıca Theodosius Limanı’nın ve Theodosius Surlarının yapılışını ilk defa bu kitapta okumak mümkün olacaktır. 325 yılında Hırıstiyanlığını esaslarının tespit edildiği İznik Konsili ve Akidesi de kitabın sayfaları arasında yer almıştır. 2600 boyunca yine tüm dünyayı etkileyen bir çok konuyu da kitabın sayfaları arasında bulmak okuyucular için çok şaşırtıcı olmayacaktır.

Tarih araştırmalarının bu kadar içinde olan biri olarak İstanbul’un hangi döneminde yaşamak isterdiniz, neden?

Belki okurlarımıza biraz garip gelecektir ama, her bölümü yazarken o derece etkilendim ki kendimi hep o olayları içinde buldum. Araştırmalarımın sonunda yazmaya başlayınca dönemin kahramanları daima bana yol gösterdi. Günlerimi onlarla birlikte geçirmeye başladım. Açıkçası okuyucular biraz mübalağalı olarak kabul etseler bile ben, çok kere tüm olayları onlarla birlikte yaşadım.

Ayrıca çok şanslıydım. Çünkü Konstantinople’da İstanbul’da yaşıyorum. Tereddüt ettiğim konu Roma-Bizans eserleri ile ilgili olursa ertesi gün bizzat oraya giderek yanlışımı düzeltebiliyordum. Bir örnek vermem gerekirse “Jüstinyen” ve “Theodora” kitabını yazıp bitirmiştim. Ama bir şeyi atlamıştım. Ertesi gün gün ışırken yola çıktım. Ayasofya açılır açılmaz içeri girdim. Saatlerce dolaştım. Sonunda taşların üzerine oturarak gözlerimi kapayarak kendimi Jüstinyen’in yerine koydum. Tüm Ayasofya inşaatını gözden geçirmeye başlayınca hatamı* bulmuştum. Gönül rahatlığı içinde dönüp gerekli düzeltmeyi yaptım. Açıkçası ben her dönemi içimde onlarla birlikte yaşadım diyebilirim. Bunun ne büyük bir mutluluk olduğunu size anlatamam.

BİN YILI KURTARAN DAHİ

Önsözde İstanbul surlarının inşa ediliş öyküsünü bu kitap dışında hiçbir kitapta bulamazsınız diyorsunuz ve ilerleyen sayfalarda surların yapılış hikayesini anlatıyorsunuz. Özetle o hikâyeden bahseder misiniz?

Kitabı, daha doğrusu bugün 7. baskısını yapan “Bizans İmparatorluğu Tarihi- Byzantium 330-1453” kitabını yazarken, Theodosius veya İstanbul surlarına geldiğimde, başvuru olarak elimde yüzlerce kitap vardı. Hemen her kitapta bu konuda o kadar detay vardı ki... Surlar kaç sıra idi? Uzunluğu kaç km idi? Kaç kulesi vardı? Duvarların kalınlığı ne kadardı? Kuleler kaç katlıydı? Kaç kapısı vardı? Yani yüzlerce soruya yüzlerce cevap vardı. Ama bir konuda tek bir satır yoktu? “Bu surları kim ve nasıl yapılmıştı?” Daha doğrusu yaklaşık nüfusu 70-80 olan bir şehirde ilk yapılan ve 7,5 km uzunluğunda böyle bir sur 5 yıl içinde nasıl yapılabilmişti? Bu nasıl bir öngörü idi ki ortada görünen bir bela yokken neden durup dururken surları yapmışlardı? Okurlarımız bu soruların cevaplarını bu kitabı okurken, aynı zamanda da ülkesinin 1000 yılını kurtaran bir dâhiyi tanımış olacaklar.

Kitabı yazarken hangi kaynaklara başvurdunuz? Kitapta İstanbul ile ilgili daha önce karşılaşılmamız bilgiler var mı?

Kitabın yazımında daha çok yabancı kaynakları kullandım. Kitabın arkasındaki kaynakçada gösterilmiştir. Ama iki şeye çok dikkat ettim. Bunlardan ilki, Osmanlı’nın İstanbul’u bölümünde çok bilinen tarihi olayları atladım. Buna karşılık hiç bilinmeyen ve hatta bugüne kadar, gerçek olmasına rağmen, hiç yazılmayan tarihi olaylara öncelik verdim. Bu kitapla ilgili tüm kitabın araştırma süresini ikiye ayırmak gerekir. Osmanlı’nın İstanbul’u ile ilgili bölümle ilgi araştırmalarım 12 yıl, Byzantium ve Konstantinople ile ilgili bölümler ise 6 yılda tamamladım.

Paylaş

Öyleyse ‘Yaşasın edebiyat!’ Geçen ay Grand Pera Emek Sineması’nda çok önemli bir edebiyat davetine katıldım. Davet önemliydi çünkü,Türk edebiyatının “yaşayan” 50 şairinin/yazarının, kendini, edebiyatını ve hayata bakışını anlattığı “Yüz Yüze Konuşmalar, Yaşayan Edebiyat” projesi tanıtıldı.

Devam