VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
11 Kasım 2016 Cuma | Anasayfa > Haberler > Suskun savaş kadınlarının sesi
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Suskun savaş kadınlarının sesi

2015 Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Svetlana Aleksiyeviç kitabında 2. Dünya Savaşı’nı, kadın tanıkların gözünden anlatıyor. Sadece savaşı değil, duygusal tarihi de aktaran Aleksiyeviç, “Kayıtsız bir tarihçi değilim, kalbim gittiğim yerde kalıyor” diyor.

ÖZLEM AKALAN


Svetlana Aleksiyeviç’in 2015 Nobel Edebiyat Ödülü’nün sahibi olduğunu duyuran Ödül Komitesi eserlerini, “zamanın acılarına ve yürekliliğine adanmış bir anıt” olarak tanımlamıştı. Aleksiyeviç’in kitaplarını okuyan herkesin hem de daha ilk sayfalardan hemfikir olacağı son derece gerçekçi bir yakıştırma. Türkçeye ilk olarak “İkinci El Zaman” çevrildi ve büyük beğeniyle karşılandı. Çok geçmeden Aleksiyeviç’in 1985’te yayımlanan ilk kitabı “Kadın Yok Savaşın Yüzünde”, Türk okuruyla buluştu. Daha bu ilk kitapla yazar, kendisine Nobel kazandıracak yazın tarzını da belirlemiş; canlı tanıklıklarla tarihe not düşmek. Aleksiyeviç bunu yaparken araştırma gazeteci kimliğinin tüm gereklerini yerine getirip, kılı kırk yararak yüzlerce kişiyle yüz yüze görüşse de ortaya çıkan kupkuru bir tarih kitabı olmuyor. Çünkü tanıkların derinden hissedilen acıları gibi Aleksiyeviç’in hisleri de düşüyor kitabın sayfalarına.

Dili yalın, anlatımı o kadar içten ve incelikli ki, elinize aldığınız hiçbir Svetlana Aleksiyeviç kitabının çabucak bitmesini istemiyorsunuz. Yakın tarihi tanıklarından dinlemenin ayrıcalığını yaşarken kendinizi hem çok şanslı hem de suçlu hissediyorsunuz.

Savaşın çocukları
Aleksiyeviç, “başyapıtı” olarak nitelendirilen “İkinci El Zaman”da 1991-2012 yıllarını kapsayan söyleşiler aracılığıyla komünizmin çöküşünün ardından ortaya çıkan yeni Rusya’da yaşamanın nasıl bir tecrübe olduğunu, ülkenin resmi tarihine karışarak yitip giden sokaktaki insanlarını hikâyeleri üzerinden anlatıyordu. Yazar, “Kadın Yok Savaşın Yüzünde” kitabında ise bu kez 2. Dünya Savaşı’na tanık olmuş, cephede yer almış suskun kadınların sesini tüm dünyaya duyuruyor.

1948 Beyaz Rusya doğumlu Svetlana Aleksiyeviç, tüm aile büyüklerinin savaşlardan nasibini aldığı bir kuşaktan geliyor. Yazarın babası da tüm kardeşleriyle ebeveynlerini savaşta kaybetmiş. Aleksiyeviç’in çocukluğunda herkesin konuştuğu tek konu savaş ve ölümmüş. Bu nedenle, gazetecilik mesleğini bir kitapla başka bir alana taşımayı düşündüğü anda savaşı yazmaya karar vermiş. “Uzun süre aradım.” diyor Aleksiyeviç; “Dinlediklerimi hangi sözlerle aktaracaktım? Dünya görüşüme, gözüme kulağıma uygun bir tür arıyordum.”
Sonunda eline Ales Adamoviç’in “Ben O Yanan Köydenim” kitabı geçince yolunu da çizmiş Aleksiyeviç; “Roman, hayatın seslerinden, çocukken kulağıma çalınanlardan, şimdilerde sokakta, evde, kafede, troleybüste işitilenlerden derlenmişti. İşte bu! Döngü tamamlanmıştı. Aradığımı bulmuştum.”

Bir sorun daha vardı; savaşa ilişkin onca kitap varken farklı ne anlatacaktı? “Yazanlar ve hikâyelere konu olanlar hep erkeklerdi.” diyor Aleksiyeviç. İşte bu noktadan sonrasını neden savaşı kadınların gözünden, dilinden yazdığını kendi kelimeleriyle anlatması için sözü yazara bırakıyorum:

“Savaş hakkında bildiğimiz her şeyi ‘erkek sesinde’ dinlemişiz. Kadınlar susuyor. Mesela benim dışımda kimseler ninemi konuşturmamış. Annemi… Cepheyi görenler bile susuyor. Ezkaza hatırladıklarından söz açtılar diyelim, ‘kadınların’ değil ‘erkeklerin’ savaşını anlatıyorlar. Yabancısı olduğum kendi savaşlarından bahsettiklerini ancak evde ya da cepheli kız arkadaşlarıyla bir araya gelip birkaç damla gözyaşı akıtırlarken duyuyorum. Yalnız benim değil hepimizin meçhulü…
Kadın anlatılarında, okumaya ya da duymaya alışageldiğimiz bir şey ya hiç yoktur ya yok denecek kadar azdır: Birtakım insanların diğerlerini kahramanca öldürüp zafer kazanmışlığı yahut mağlup olmuşluğu. Ya da silahlar ve generaller. Kadınların hikâyeleri başka türlüdür; başka bir şeyi anlatır. ‘Kadın’ savaşının başka renkleri, kokuları, ışıkları ve duygu evreni vardır. Kendi sözcükleri. Üstelik bu hikâyelerde yalnızca onlar (insanlar) değil, toprak, kuşlar, ağaçlar da acı çeker. Bizimle birlikte yeryüzünde yaşayan kim varsa. Acıları kelimesizdir ki daha da ürperticidir bu.”


Dehşetin dilsizliği
Kitapta 2. Dünya Savaşı’nı yaşamış onlarca tanık ve gerçek hikâyeleri var. İşte onlardan birkaçının yaşadıkları, hissettikleri.

* “İlk öpüşmem… Asteğmen Nikolay Belohvostik… Ay, koca nineyim, kıpkırmızı oldum. Gençlik tabii. Toyduk. Arkadaşıma bile ona âşık olduğumu itiraf edememiştim. Sırılsıklam âşıktım. İlk aşkımdı. Bölüğümüzde kimse farkında değildir diye düşünüyordum. Onu gömüyorduk… Çadır-pelerinin üzerinde yatıyordu, az önce ölmüştü…Almanlar ateşe tutuyordu bizi. Bir an önce gömmeliydik… Derhal…Vedalaşacağız… Bana ‘Önce sen!’ dediler. Kalbim yerinden fırlayacak gibi oldu, anladım. Herkesin onu sevdiğimden haberi varmış. Herkes biliyormuş. “Ya o da biliyorsa” düşüncesi dank etti kafama. İşte… Yatıyor… Az sonra toprağa verecekler… Gömülecek. Oysa ben deli gibi onun da biliyor olabileceği fikrine seviniyorum. Belki o da benden hoşlanıyordu? Sanki hayattaydı da şimdi cevap verecekti… Aklımdan hiç çıkmıyor… O an… Bombalar düşüyor. Çadır-pelerinin üzerinde yatıyor… O an… Bense seviniyorum… Durmuş içimden gülümsüyorum. Deli gibi. ‘Belki de aşkımdan haberi vardı,’ diye seviniyorum… Yanına gidip öptüm. O zamana dek hiçbir erkeği öpmemiştim… İlk öpücüğüm oldu bu…”

*Lyubov Mihaylovna Grozd, sıhhiyeci“Doğru sözleri bulmak benim harcım mı? Nasıl ateş ettiğimi anlatabilirim ama nasıl ağladığımı anlatamam. O söylenmeden kalır. Tek bildiğim insanın savaşta korkunç, çözülmesi güç bir şeye dönüştüğü. Nasıl anlayabilirsin onu? Yazar olan sizsiniz. Kendiniz uydurun bir şeyler. Güzel bir şey olsun. Bitsiz ve kirsiz, kusmuksuz… Votka ve kan kokmayan… Hayat kadar korkunç olmayan bir şey…”

* Anastasiya İvanovna Medvedkina, er, tüfekçi“Tesadüfen pencereye yanaştım. Bizim binanın karşısındaki sırada bir oğlanla kız oturmuş öpüşüyorlardı. Kıyımların, idamların ortasında. Öpüşüyorlar! Bu barışçıl manzara beni sarsmıştı… Sokağın öteki ucunda Alman devriyesi belirdi. Onlar da gördü, bir şey kaçmaz ki gözlerinden. Ben ne olduğunu anlayamadan… Bir çığlık. Patırtı. Silah sesleri… Ben… Hiçbir şey düşünemedim. İlk hissettiğim korkuydu. Sadece oğlanla kızın ayağa kalktıkları gibi düştüklerini gördüm. Birlikte düştüler. Sonra… Bir gün geçti, iki gün… Üç… Ben devamlı bunu düşünüyordum. Neden evde değil sokakta öpüşüyorlardı? Öyle ölmek istemişlerdi de ondan… Nasılsa gettodan sağ çıkamayacaklarını biliyorlardı ve başka bir şekilde ölmek istemişlerdi. Aşktı bu muhakkak. Ne olacaktı başka? Sadece aşk…”

* Lyubov Eduardovna Kresova, yeraltı militanı


Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayfa : 163