VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
15 Nisan 2013 Pazartesi | Anasayfa > Röportajlar > Tanık olduklarımı paylaşmak istedim
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Tanık olduklarımı paylaşmak istedim

Romancı ve öykücü Erendiz Atasü, “Yıllar Geçerken; Hayat ve Roman” adlı yeni kitabında tanık olduğu toplumsal olayları otuz yıllık edebiyat birikimine dayanarak anlatıyor.

İpek Ceylan Ünalan
ceylanipek@gmail.com


Toplumsal çalkantıların, köklü değişikliklerin ve kültürel yozlaşmanın nedenlerini bir yazar gözüyle yorumlayan Erendiz Atasü ‘’özellikle toplumsal yaşama ve edebiyata dair kimi tanıklıklarımı okurumla paylaşmak istiyorum; mutlak doğruyu dile getirme iddiasıyla değil; dikkate alınmasını dilediğim uyarılarda bulunmanın sorumluluğuyla” diyerek okuruna kitabını yazma nedenini de özetliyor. Kitabın her satırında muazzam bir birikim hissediliyor.

Ankara’nın başkentlik özelliğinin yok edildiğinden, tarihin somut belgelerinin ve yurttaşın yurttaşlık belleğinin eksiltildiğinden bahsediyorsunuz. Biraz açar mısınız?

Evet, Ankara içimi acıtıyor. Bizim kültürümüzde -belki halkımızın göçebelik dönemi çok uzun sürdüğü için- eskiye sahip çıkma eğilimi zayıftır. Bu özelliğimiz atasözlerine bile yansımıştır! Mesela;eskiye rağbet olsa, bitpazarına nur yağar. Anadolu’nun eski uygarlıklarının değerini bilmek, Cumhuriyet’in öğrettiği bir şeydir. Ancak, Milli Mücadele’nin ve Cumhuriyet’in kuruluş yıllarının hatıralarının kıymetini, Ankara Büyükşehir Belediyesi bilmemekte, şehir merkezini hallaç pamuğu gibi atmaktadır. Bu sürece, belediye hizmetlerindeki denetimsiz taşeronlaşmanın olumsuz katkısı büyüktür.

TÜRKÇEYİ HARCIYORUZ

Türkiye’de bugünkü romancılığı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Çeviri romanlardan söz eden bölümde, Gonçarov gibi klasikleşmiş yazarlar var. Fakat Türk edebiyatıyla ilgili bölümlerde günümüz yazarlarıdır söz konusu olan. Hangimizin ilerde klasikler arasına katılacağını günümüzün yazarları ve eleştirmenleri bilemez. Burada hakem zamandır. Ayla Kutlu, Tahsin Yücel gibideneyimli ustalarımızın yapıtlarına da değindim, Enver Aysever gibi genç ustalarınkine de.Günümüzde çok iyi kitaplar yazıldığı gibi roman adını taşımayı hak etmeyen pek çok metin de yayımlanmakta. Malum, parayı veren düdüğü çalıyor. Kim reklamını çok yaptırabilirse, onun kitabı çok satıyor. Günümüzün ana özelliklerinden biri bu; her şeyin ticarileşmesi. Neoliberalizmin dayattığı bir olumsuzluk. Buradaki tehlike, niteliksizlik furyasında nitelikli yapıtların gözlerden kaçabilme olasılığıdır. Eleştirmen olmadığım halde, yayımlanan yapıtlar üzerinde incelemeler kaleme almaya beni iten de budur; değerli yapıtların gözlerden ırak kalmalarına ya da öyle olmasa bile değerli yanlarıyla tanıtılmayıp yüzeysel değinmelerle geçiştirilmelerine gönlüm razı gelemiyor.



Türkçe’nin yozlaşmasının nedeni ne?

Küreselleşmenin olumsuz yanları burada büyük rol oynuyor. ABD’nin patronluğunda dünyaya dayatılan dil, İngilizcedir. Hangi İngilizce? Herhalde Shakespeare’in İngilizcesi değil. Köksüz, gündelik dil. Fransa gibi dil bilinci gelişmiş ülkeler, kendi dillerini güvenceye alabilmek üzere çeşitli kültürel önlemlere baş vuruyorlar.
Bizim böyle bir kaygımız yok. Mirasyediler gibi Türkçeyi de harcıyoruz.Bir diğer etmen, sanki Türkiye Cumhuriyeti eski bir sömürgeymiş gibi, yıllardır bilinçsiz biçimde sürdürülen yabancı dilde eğitimdir. Üçüncü etmen, 12 Eylül yönetiminin dile müdahalesi. On yıllardır oturmuş olan Türkçe imla, sayelerinde tamamen değişmiştir ve bugün yazarlar dahil hiç kimse hangi sözcüğü nasıl yazacağını bilememektedir. Konfüçyüs ne demiş bilir misiniz? “Bir ülkeyi yıkmak istiyorsan, önce dilinde sorun çıkar!”
Son zamanların en çok tartışılan kavramlarından biri de sanat ve muhafazakârlık kavramlarının bileşimi olan “Muhafazakâr sanat” kavramı. “Muhafazakarlık” ve “sanat” arasındaki ilişki hakkında ne düşünüyorsunuz? İçeriği muhafazakâr olan sanat ne kadar sanat olabilir?
Muhafazakâr sanat lafı bir saçmalıktan ibarettir. Sanat özgünlük arayışıdır; gelenekleşmiş sanat akımlarıyla uyumlu olan özgünlük arayışları ya da bunlara tamamen karşı çıkan özgünlük arayışlarından bahsedilebilir, olsa olsa. Örneğin, Türk halk şiiri geleneğine biçimsel olarak uyan fakat yepyeni bir mesaj ileten bir şiir, geleneksel sanata günümüzden bir örnek sayılabilir.Dünyada sanatın tutuculaşması (muhafazakâr lafının doğrusu budur) diye bir şey söz konusu değildir.Bizde politikacıların ve onların atadığı kimi bürokratların muhafazakâr sanattan kast ettikleri, dinsel sanat olsa gerektir. Bizim şiirimizde bunun en güzel örneklerinden biri Süleyman Çelebi’nin“Mevlut”udur. Günümüzde bunu beklemek hayaldir. Niçin? Dinle sanat birlikte gider de bağnazlıkla sanat birlikte gidemez. “Mevlut”tan yola çıktık, örneği yine ondan verelim. Türk halkı beş yüz yıldır ölüsüne “Mevlut”la ağladığı, neşesini “Mevlüt”la kutladığı halde günümüzün kimi bağnaz cami hocaları Arapça olmadığı için bu ulu şiiri okumayı reddetmektedirler! Böyle bir ortamda dinsel sanat gelişebilir mi?Türkiye’de bugün her alanda açık ya da örtük sansür söz konusudur. Genel düzeysizleşme ile birlikte dinci/siyasi sansür, sanatın gelişmesine imkan bırakmaz.

Özellikle son yıllarda çok satan listelerinin zirvesinde erotik romanları görüyoruz ve bu romanların çoğu kadın yazarlar tarafından yazılıyor. Dünyanın dört bir yanında kadınlara yönelik şiddet, aşağılama söz konusuyken kadınların bu gibi kadınsal ve toplumsal konular yerine erotik hikâyeler yazmalarının sizce nedeni nedir? Doğru buluyor musunuz?

Doğrusunu isterseniz, çok satan listeleri beni ilgilendirmiyor; büyük ölçüde sentetik olduklarını düşünüyorum. Dolayısıyla hangi yapıtları kastettiğinizi pek anlayamadım. Benim izlenimim, bu konuda kadınların, kimi erkek yazarlarla (kimi diye vurguluyorum) asla boy ölçüşemeyeceğidir.
Cinsellik doğal bir insanlık halidir, önemlidir ve elbette hakkında yazılmalıdır. Erotik edebiyat - ki yerli köklü kadın yazarlarımız arasında Pınar Kür, İnci Aral gibi cesur ve değerli isimler bu edebiyata dahil edilebilecek pasajlar kaleme almışlardır- konuyu asla ticari amaçlı bir sömürü aracı olarak kullanmaz. Bunun yanında, edebi değer konusunda iddialı kimi baylar en adisinden pornografi yazmakta, yani okurun cinsel güdülerini gıdıklayarak okur sayısını arttırmayı hedeflemektedirler.

Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
22 Temmuz 2017 Yıl : 13
Sayı : 161