VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
07 Haziran 2012 Perşembe | Anasayfa > Biyografi > Tanpınar başladı, öğrencisi tamamladı
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Tanpınar başladı, öğrencisi tamamladı

Ahmet Hamdi Tanpınar’ın ölümüyle yarım kalan kitabı “Aydaki Kadın”...

“ ‘Aydaki Kadın’ diye çok başka, derin ve ferdi meseleleri ele alan bir romanım var. Fakat ne zaman bitireceğimi bilmiyorum..."

Yukarıdaki cümle Ahmet Hamdi Tanpınar’a ait. Söylendiği yıl 1954.

Ve ben bu cümleyi yazarın sözünü ettiği “Aydaki Kadın” isimli kitabından aldım. 1962’de ölüp gittiğinde hâlâ bitmemiş olan kitabından...İnsanın aklı karışıyor değil mi?

İtiraf etmeliyim ki, bu cümle, içimde baş etmekte zorlandığım bir fırtına kopardı: “Vay be” dedim, “Tanpınar kitabını tamamlayamayacağını hissetmiş belki de. Tılsım bu cümlede gizlenmiş. Yazarı, bu cümle ile sanki kitabının kaderini çizmiş o an...”

Bir yazar, bir cümle, bir roman ve içe doğan bir his; Dergâh Yayınları’ndan çıkıp, şimdi elimde tuttuğum “Aydaki Kadın”la karşıma dikildiler ve gönlümü alabora ediverdiler.

Aydaki Kadın, Ahmet Hamdi Tanpınar’ın, “Huzur” ve “Saatleri Ayarlama Enstitüsü”nden sonra yazmaya başladığı ancak vefat ettiği için yarım kalan ve notlarından yararlanarak öğrencisi Güler Güven’in inşa ettiği -tamamladığı demiyorum aman dikkat¬¬- kitabı.

İtiraf ediyorum; bu kitabı okumak benim için tuhaf bir yolculuk oldu. Hem bir romanın yazılış evrelerini analiz ettim, hem de Tanpınar’ın geride bıraktığı taslaklar arasında sinsice iz sürdüm.

Kitabın son sayfalarına serpiştirilmiş notlardan yola çıkıp kahramanları bambaşka kalıplara soktum, sonu olmayan romana son yazma cüretini bile gösterdim.

Belki de yarım kalan bir romanın kışkırtmasıydı bu ve ben o çağrıya kapıldım; bilemiyorum üstelik her okuyucunun bir an için olsa da benim yaşadıklarımı yaşayacağına inanıyorum.

Kitabın arka sayfasındaki tanıtım yazısı, “Aydaki Kadın, Ahmet Hamdi Tanpınar’ın dörtte üçü bitmiş son romanının müsveddelerinden merhum Güler Güven tarafından inşa edilmiş şeklidir.” diyor.

Sevgili okur, bu yazı daha çok “inşa ediş” serüvenini anlatacak: Kuşkusuz, Tanpınar’ın öğrencisi olduğunu bildiğimiz Güler Güven, hocasının notlarını büyük bir titizlikle tarayıp kitabı en doğru biçimde “inşa etti” peki bunu yaparken nasıl bir yol izledi?

Ahmet Hamdi Tanpınar, 1962 yılındaki ölümüne kadar, kimi gün sekiz ayrı ilaç alarak da olsa, yıllarca üzerinde çalıştığı “eserim” diyeceği bu romanı bitirebilmenin telaşındaydı: “Roman bugünkü şekliyle hiç fena değil. Eğer pazarlık etmez, parasızlığa teslim olmazsam gelecek sene mühim bir eserim olur” diye yazıyordu günlüklerine.

Ama olmadı.

Yazar romanına son noktayı koymadan, ecel yazarın hayatına noktayı koyuverdi.
Önce şunu söyleyelim, Aydaki Kadın tam anlamıyla bir Tanpınar romanıdır. Çok güzel bir aşk romanıdır. Kahramanız Selim’in bir türlü dile getirilemediği, içinde büyüttüğü, onu yiyip bitiren, zehirleyen Leylâ’ya olan aşkının romanıdır.

Okuyucu, Selim’in sözlerinde zaman zaman Tanpınar’ın bizzat kendisini bulur. Zira her romanına kendisini koyan Tanpınar bu romanında da vardır. Roman kahramanımız Selim de bir kitap yazmaktadır örneğin; tıpkı Tanpınar gibi bir türlü tamamlayamayacağı bir kitap.

Elbette Aydaki Kadın’ı okurken 1950’lerin İstanbulu, Adnan Menderes’li iktidar günleri, Boğaziçi’ndaki yalılarda süren gösterişli hayatlar ve fakat o hayatları yaşayanların çaresizlikleri de yanı başımızdadır.
Ama her şey yarımdır.

Bu yarım kalmışlık bir yandan içimizi sızlatan, bir yandan da bizi şaha kaldıracak bir kırbaçtır sanki.

HER ROMANIN SONU VARDIR; YAZILMASA DA

Aydaki Kadın’ın kitaplaştırılma yolculuğu şöyle: Tanpınar 1962 yılında ölmüş, son romanı öylece orta yerde kalakalmıştır. Yazarın türlü konulardaki dört bin sayfayı bulan notları, evrakları 1974’te Türkiyat Enstitüsü’ne devredilmiştir. İşte Aydaki Kadın’ın müsveddeleri de bu evrak yığının içindedir. Düzensiz, numaralanmamış, karmakarışık…
Ancak Tanpınar’ın öğrencisi Güler Güven “Bizler bu yapıttan ya bütünüyle yoksun kalmak ya da bize kalanla yetinmek zorundayız. Sanıyorum ki Tanpınar da ikincisini seçerdi.” diyerek kolları sıvamış.

Önce Tanpınar’a ait tüm evraklar arasından romanın belgelerini titizlikle ayıklamış. Yaklaşık dörtte üçü yazılmış olan kitapla ilgili belgeler üç bölümde toplanmış: Romanın özüne ve Tanpınar’ın çalışma temposuna ait notlar, romanın çatısıyla ilgili planlar ve romanın metni. Buraya, bütün bu belgelerin birkaç defter ile yüzlerce kâğıda, Arap harfleriyle yazıldığını not düşelim. Metnin Latin harflerine eksiksiz aktarılması da ayrı bir zorluktur Güven için...

Kitabın bazı bölümlerine, Tanpınar’ca yazılmış birden fazla müsvedde bulunması ise bizleri maceranın içine çeken başka bir tılsım. Elbette Güler Güven, müsveddeler arasından akışa en uygun olanı seçmiş ama hınzır okuyucu, “Ya bu bağlantıyı değil de diğerini seçseydi ne olurdu? Kitap nereye yol alırdı?” sorusunu elbette soracaktır.

Bazı sayfaların çok karalanmış, yırtılmış ve okunamayacak halde olmasına, yazılan sayfaların numaralanmamış olmasını da zorluklar hanesine ekleyelim.

Tanpınar’ın notları da zihnimizi karıştırıyor elbette. Örnek mi; Tanpınar, Aydaki Kadın’ın bahtsız aşığı Selim’i önce Suat olarak adlandırmış. Bir süre sonra Selim’i yaratıp Suat’ı da bambaşka bir karakter olarak yazmış. Karakterler arasında kurulan ilişki ağlarına kendisi de karar veremediğinden her şey yarım.
E başta söylemiştik, bu kitabı cazip kılan da bu yarım kalmışlık değil mi?

Kitabın son bölümüne eklenen notlar, şemalar, taslaklar belki de okuyucuya en başta karışık bir bilmece gibi gelebilir ama unutmamalı ki şemaları kullanarak Aydaki Kadın’na bir son yazma şansınız da bulunuyor.
“Tanpınar yaşasaydı ve romanını tamamlasaydı Aydaki Kadın’ın sonu ne olurdu?” diye soranlara taslaklardan birkaç ipucu verelim:
“Son konuşma Selim ile Leylâ’nın olacaktır. Birbirlerine cevaplar vereceklerdir. Selim kendi romanına dönecektir. Demokrat Parti mahkûmdur. Selim karışık bir hayalde uyuklayacak… Bu hayale çocukluğu, Anadolu, bütün tanıdıkları girecek. Sonra yavaş yavaş hepsinin yerini mehtaplı su, onun çiçek açmış meyve dalı manzarası, küçük bir ağaç alacaktır…”
Bu Tanpınar’ın tasarladığı ama yazamadığı son. Peki acaba notlar size nasıl bir son yazdırırdı merak ediyor musunuz?
Yanıt bende değil, biraz Aydaki Kadın’da biraz sizde.

KUTU OLACAK:

22 YIL SONRA 2. BASKI

Aydaki Kadın ilk olarak Türklük Bilgisi Araştırmaları dergisinde Güler Güven’in “Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Son Romanı” adlı yazısıyla birlikte yayınlandı. (1979 ve 1984) Daha sonra Adam Yayınları tarafından (1987) basıldı. Kitabın ikinci basımı, tam yirmi iki yıl sonra Dergâh Yayınları’nca yapıldı.

Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Ağustos 2017 Yıl : 13
Sayı : 162