VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
15 Mayıs 2012 Salı | Anasayfa > Haberler > Tanrı cezanı verdi, Dave! Sana karşı tek üstünlüğüm kaldı, o da hayatta olmam!
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Tanrı cezanı verdi, Dave! Sana karşı tek üstünlüğüm kaldı, o da hayatta olmam!

Gerek “Özgürlük”ün gerekse de Franzen’in yaşadığı bu süreci, Guardian’ın New York temsilcisi Ed Pilkington yazarla yaptığı röportaj sonrasında kaleme aldığı makalede öyle güzel anlatmış ki, biz de sizinle paylaşalım istedik.

Ed Pilkington

Kendini dünyaya kulak tıkaçlarıyla kapatarak yıllar boyu çıplak ofisinde oturdu ve hiçbir şey olmadı. Öyleyse Jonathan Franzen sonunda nasıl oldu da Time dergisinin kapağında yer aldı, Barack Obama tarafından tatilde okunan “Büyük Amerikan Romanı“nı yazdı? Şöyle yanıtlıyor bu soruyu ünlü yazar: “Profesyonel romancıya dönüşmemekten, görünüşe göre hep amatör kalacak olmaktan belli bir gurur duyuyorum. Düzenbazlık etmek istemem.”
1996’da kaleme aldığı ünlü “Harper’s” makalesinde Franzen, Time dergisinin edebi poster yüzlerinden yoksun kaldığından kederle yakınıyor ve bunu ciddi roman yazınının düşüşüne bağlıyordu; öyleyse şimdilerde mutluluktan uçuyor olması gerektiğini düşünüyorsunuzdur. Ama Franzen bu etiketten hoşnut değil. “Tam enseme bir hedef işareti çizdi bu” diyor. “Bu ifadeden aslında her zaman nefret ettim, aptalca ve alaycı olarak görmüşümdür.”
OPRAH İLE KAVGASI
Alaycı tavırlar, Franzen’in 2001 yılında o dönemki son romanı “The Corrections”un Oprah’nın kitap kulübüne seçilmesi üzerine çekincelerini vurgulamasıyla başladı aslında. Kitap 3 milyon satmış ve Franzen’i kendi kuşağının önde giden edebi sesleri arasına sokmuştu ama Oprah hakkında kullandığı küçümseyici ifade sayesinde ‘egonun kör ettiği snob’ (Boston Globe) ve ‘tafralı hergele’ (Newsweek) ile ‘şımarık ağlak velet’ (Chicago Tribune) arasında değişen tanımlarla ün yapmasını da sağlamıştı.
Patlamayı izleyen radyoaktif serpinti, onu yazmaktan bir yıl kadar alıkoydu. Bu süreçte Franzen sertleşti. Yeni romanı “Özgürlük” için, “Ne olursa olsun beni uyuz edemeyecek,” diyordu. “Öyle bir şey olmayacak.”
Aslına bakılırsa, yazılması ciddi zaman alan romanın her standara göre coşturucu bir kabulü var. Economist, kitabı “Kayıp Cennet” ayarında tutarken, New York Times Amerikan romanının başyapıtlarından biri olduğunu söyledi. Barack Obama bile tatilde kitabın ilk kopyalarından birini okuyordu. O ise tüm bunları “Üretici kariyerimin sonuna yaklaşmış olmalıyım” sözleriyle yorumluyor ve ekliyor: “İnsanlar beni kabullenmeye başladı.”
MASADAKİ KULAK TIKAÇLARI
Franzen konuşurken cümleleri kurmak için duralıyor, derin iç çekiyor. Gömleğinin kollarını sıvayıp kaşınıyor, gözlüklerini çıkartıp inceliyor, sonra fazla uzaklarda olmayan bir yerlere bakıyor. Bu düşünceli tavrında günümüz dünyasının yavanlığına üzeri kapalı bir eleştiri var sanki. Ya da ciddiyete teknoloji tarafından yöneltilen, uzun zamandır duruşunu bir öcü gibi koruyan meydan okumaya yergi. Bunu “Özgürlük”ün merkez konumdaki kahramanlarından biri olan Walter da kitapta dile getiriyor sıklıkla.
Franzen’in masasında yazarken kullandığı kulak tıkaçları duruyor. Bilgisayarının bazı kartları iptal edilmiş, böylece bilgisayar oyunları tarafından ayartılma tehlikesi ortadan kaldırılmış. Ethernet girişiyse internete girmesi engellenmek için fiziksel olarak mühürlenmiş. The Corrections üzerinde çalışırken sadece dokunuşlarla yazmak için gözbağı bile kullanmış.
Franzen dört roman yazdı ve bunların hepsi birer epik mücadeleyle ilgili. “The Twenty-Seventh City” (1988) yedi yılını, “Strong Motion” (1992) beş yılını, “The Corrections” (2001) yedi yılını ve “Özgürlük” de neredeyse on yılını almış. Böyle bakıldığında, azap verici düzeyde bir tıkanıklık içindeymiş görüntüsü veriyor. Derdi ne Franzen’in?
“Ne zaman yeni bir romana başlasam, daha önce hiç kitap yazmamış gibi hissederim kendimi. Bu ilk sefer için gerçekti elbette ama son kitap için de geçerliydi.” (Duralama, iç çekme.) “Profesyonel romancıya dönüşmemekten, görünüşe göre hep amatör kalacak olmaktan belli bir gurur duyuyorum.”
Mesele, son romanın tamamlanmasının on yıl alması değil, bu süreç içinde asıl yazım işinin sadece bir yıldan biraz fazla zaman almış olmasında. Bu zaman dilimine sevinçle eş tutulabilecek bir duygusallıkla bakıyor Franzen: “O ayların büyük bölümünde cennette gibiydim. Çoğu zaman sefil haldeydim ama yaşanabilecek en mutlu sefaletti bu. ‘The Corrections’u tamamladığımda kupkuru kalmıştım. 2002 yılında yeni bir romana başlamaya niyetlendiğimde, bana çoğunlukla kötü Franzen’i hatırlatan değersiz yazı kırpıklarından başka şey çıkmıyordu.”
Oprah, “Özgürlük”ü kitap kulübünde evlat edinerek onurlandırdı ve onun için ‘başyapıt’ ifadesini kullandı. Franzen de kendi hesabına bu kez suskun kalma akıllılığını gösterdi. “The Corrections” meselesinin ertesinde yediği kırbaçlar, yüzleşmek zorunda kaldığı ilk topluma açık yergi furyasıydı ve bu konuda philistinizmi (kültürsüzlük, sanata ve öğrenmeye karşı duyarsızlığı) egemen kılmaya dönük ruh halini suçluyor.
“Oprah ile aramızdaki basit bir mesele Cumhuriyetçiler tarafından itelenerek ‘elitizm popülizme karşı’ kültürünün bir örneği haline getirildi. Oysa kendini o şekilde beyan edecek bir elitist bulmak zordur ve ben de kesinlikle öyle biri değilim. Ama o dönemde el altında bulunan ve elitist olarak gösterilecek en uygun kişi bendim anlaşılan.”
Olaydan bir yıl kadar sonra, Franzen, bu kez de körlemesine malzeme aramanın azabına tutulmuş. Bunu anlatırken yerinden fırlayıp bir çekmeceyi açtı ve en az bin sayfalık bir müsvedde tomarı çıkarttı.
“Hepsi yanlış başlangıç,” dedi zoraki bir gülümsemeyle. “Çok acınası bir haldi. Durmadan döngüler çizen notlar. Belli hallerdeki belli karakterler hakkında sorular sorarak, dallanarak sonsuzluğa uzanan mantık ağaçları tasarlayarak geçirilen günler. Korkunç, okunamaz, inanılmaz derecede sıkıcı şeyler.”
Hiçbir eureka anı, Berglund ailesinin öyküsünün kendini birdenbire sunuverdiği herhangi bir nokta olmamıştı. Patty karakteri epey önce, bir banliyö kadının otobiyografisinden doğarak sahneye çıkmış ama kendine “Corrections”da yer bulamamıştı. Kitap orada şekillenmeye başlıyordu işte. “Özgürlük”, Patty’nin, onun çevreci kocası Walter’in, çocukları Jessica ile Joey’in, yani görünürde mutlu ama çözülmeye başlayan bir Amerikan ailesinin öyküsünü anlatıyor. Patty, kendini amaçlarına adamış olan Walter’de tatmin bulamayarak onun en iyi arkadaşı, aynı zamanda seks düşkünü Richard’a yöneliyor, o arada yönelttiği boğucu sevgi nedeniyle oğlu Joey’in kendini isyan etme mecburiyetinde hissetmesine neden oluyor.
“Ortabatı ailelerini konu alan dört roman yazdım,” diyor Franzen. “Tüm yazdığım bu zaten. Belki de bir yazar olarak ortabatı aile öykülerinden başka şey yazamamakla lanetlenmişimdir.”
Dediğine göre yazar, roman geliştikçe kendi yaşamının ‘Girilmez!’ bölgeleri ve geride kalan 25 yıl boyunca geçiştirdiği şeyler hakkında neler yazmak istediğini daha iyi anlıyor.
“Evlendiğimde 24 yaşıma yeni girmiştim. Kendi utançlarım ve suçluluk duygularım, ayrıca üçüncü kişileri korumaya yönelik derin arzularım, ortaya işlenebilecek malzeme çıkmasını engelliyordu. Kitaba yansımayan asıl büyük çalışma, yazılamayacak malzemeye dair yazma direncinin üstesinden gelinmesini kapsar. Ama bir kitap üzerinde çalışmanın seni değiştirdiğini söylüyorsan bu fena bir şey sayılmaz. Aslında bir yazar bunu söyleyebiliyorsa, ürününün okumak isteyeceğim bir kitap olmayabileceği konusundaki şüphelerim dağılır.”
Franzen’in nihayet yazmaya başlaması için beklenmedik bir trajedinin yaşanması gerekecekti: David Foster Wallace, 2008 yılının Eylül ayında intihar etti. Franzen, hayatının başka kimseyle tartışmayacağı bakış açılarını onunla paylaştığını söylüyor. Foster Wallace öldüğünde Franzen üzüntüye değil, öfkeye boğulmuş. “Deliye dönmüştüm. Ona duyduğum öfke motive etti beni. ‘Tanrı cezanı verdi, Dave! Sana karşı tek üstünlüğüm kaldı, o da hayatta olmam; neler yapabileceğimi sana göstereceğim!’ Buydu motivasyon.”
Franzen böylece kendini ‘yazının unutturuculuğu’ dediği şeye gömmüş.
“Nihayet bir bölümü tamamlayıp diğerine uçmaya başlamıştım. Beş-altı saatlik mutlak yoğunlaşmadan sonra saat 14.00 gibi eve geliyordum ve yarım saat bir sandalyede öylece oturup, ‘Kimseye herhangi bir borcum yok ve kendimi kötü hissetmem gerekmiyor, çünkü bugün 1.200 kelime yazdım,’ diye düşünüyordum. Ve bu harika bir duyguydu.” Franzen’ın yeni kitabı için tekrar yazmaya başlaması biraz zaman alacak. Bu sefer dokuz yıl beklemek zorunda kalmayabiliriz. Çünkü beşinci roman için kurduğu fantezi, Stendhal tarzı bir yazım.

Bağlılık bir kısıtlama mıdır?

“Özgürlük” Berglund ailesi üzerine kurulu. Başlangıçta onları yaşadıkları banliyödeki komşularının gözünden tanıyoruz. Kusursuz, mutlu, orta sınıf bir aile. Patty ve Walter’ın kendi aileleriyle kurdukları ilişki çocukları üzerinden devam ediyor gibi görünse de artık zaman, politika, Amerika aynı değil, kadın erkek ilişkileri farklı, evlilik kurumu ve aslında toplumsal her türlü yapı çıkmazdadır. Franzen kitap boyunca basit bir öyküyü, bir ülkenin dönüşümü ve yaşadığı travmalar üzerinden 600 sayfalık bir yüzleşmeye çeviriyor. Kitap boyunca kahramanımız olan çiftin yaş almalarını, gençliklerini, evliliklerini, yaptıkları tercihleri hep bu izlem üzerinden görüyoruz. Berglund ailesinin kusursuzluğu Amerika’nın kusurlarıyla birleşiyor ve devamında her şeyden çok ve öte bir hayal sorgulanıyor. Özgürlüğün sınırları Berglund ailesinin bağlılığı üzerinden anlatılıyor. Ailenin içine girdikçe öykü derinleşiyor, politik unsurlar, çevre sorunları, yeni dönemin yeni kaygıları, savaş, medya ve eğilimler yerini karakterlerde buluyor.

Jonathan Franzen’in 10 altın kuralı

1. Okur seyirci ya da düşman değil, arkadaştır.
2. Şaşırtıcı ya da bilinmeze olan kişisel serüveni olmayan edebiyat yazılmaya değmez, ancak para için yazılır.
3. Asla “sonra” kelimesini bağlaç olarak kullanma, bunun için “ve” var. Bu tembel
ya da yazı ritminden bihaber yazarın fazla sayıdaki “ve” bağlacı sorununu ortadan kaldırmak için başvurduğu başarısız bir çözüm yoludur.
4. Birinci tekil şahısın olmazsa olmazlığı
söz konusu değilse, üçüncü tekil şahıs üzerinden yaz.
5. Bilginin ücretsiz ve kolayca erişilebilir olduğu bir ortamda, roman için yapılan ciltler dolusu araştırma değerini kaybetmiş durumdadır.
6. Otobiyografik edebiyat keşif ve yaratıcılık gerektirir. Hiçbir yazar Başkalaşımlar’dan daha otobiyografik bir öykü anlatamamıştır.
7. Yerinde durarak, peşinde koşarak göreceğinden daha çok şey görebilirsin.
8. İnternet bağlantısı olan birinin iyi
roman yazıyor olması kuşkuludur.
(Franzen romanlarını kaleme alırken internet bağlantısını kesiyor laptopunda)
9. Enteresan fiiller pek nadir enteresandır.
10. Acımasız olabilmen için önce sevmelisin.

Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayfa : 163