VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
11 Kasım 2016 Cuma | Anasayfa > Haberler > Tanrı’nın bir gençliğe ihtiyacı var mı peki?
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Tanrı’nın bir gençliğe ihtiyacı var mı peki?

Ödön von Horváth’ın “Tanrısız Gençlik”i, faşizmi anlatan bir atmosfer romanından olayların daha hızlı aktığı ve sonunu merak ettiren kaliteli ve edebi bir polisiye tarzına dönüş yapıyor.

ÖZEN YULA




Eğer Michael Haneke’nin “Beyaz Bant” adlı filmini izleyip sevdiyseniz, Ödön von Horváth’ın “Tanrısız Gençlik” romanını okurken çok benzer bir tat alacaksınız. Her ne kadar, bildiğim kadarıyla filmin referansları arasında geçmese de, bu kitap o filmdeki ruhu olanca çıplaklığıyla yansıtıyor.
Haneke’nin filminde anlatıcı olan öğretmen; çocukların birdenbire aynı ruhsuzlukta, mesafeli tavırlarla ortaya çıkmaları; köyde saklanan sırlar; zevkin ve günahın kaçınılmaz birlikteliği; yeni kuşağın korkunçluğu ve eleştirilen kurumlar, fazlasıyla “Tanrısız Gençlik” romanından ödünç alınmış gibi duruyor. Neyse, bu, Haneke’yi ve film eleştirmenlerini ilgilendiren bir durum…

Ödön von Horváth Macar asıllı bir yazar. Peter Handke’nin öznel saptamasıyla “Brecht’ten daha iyi” bir yazar. “Tanrısız Gençlik” adlı yapıtını okuyunca bu saptamaya katılmak çok mümkün. Zira Brecht’in taşların üzerinden seke seke akan bir nehri andıran kimi zaman mesafeli didaktizmi, Horváth’ta hızlanarak akan, burgaçlarla güçlenen, derinlerinde garip mahlukat besleyen tekinsiz bir nehre dönüşüyor. Oysa her ikisinin de kaynakları, yaşadıkları ortam ve başa çıkma yöntemleri birbirine benziyor.
Horváth 1901-1938 yılları arasında yaşamış, Alman faşizminin debdebeli zamanlarına yetişmiş ve nazizme karşı çıkmış bir yazar. 1933’te Nazi baskısının artmasıyla Viyana’ya gitmiş, orada da nazizm peşini bırakmayınca önce Budapeşte’ye sonra Paris’e yerleşmiş. Sonunda da bu kitabın film haklarını konuşmak üzere bir yapımcıyla buluşmak üzereyken Paris’te bir fırtınadan korunmak için altına sığındığı ağaca yıldırım düşmüş ve kırılan dalın üzerine düşmesi sonucunda otuz yedi yaşında ölmüş.

Faşizmin elindeki çocuklar
“Tanrısız Gençlik”, otuz dört yaşına basan bir ortaokul öğretmeninin hikâyesidir. Genç adam bir yandan yaşlı annesiyle babasına ekonomik açıdan destek olurken diğer yandan büyük şehirde hayatını idame ettirmeye çalışmaktadır. Genç adam Tanrı’ya inanmaz, yaşadığı ortama da yabancı gözlerle bakar. Öğrencileri gitgide garipleşen bir güruhtur. Birbirlerine şiddet uygulamakta beis görmezler. Hitler rejiminin en büyük propaganda aracı olan radyoyu dinleyen ve orada denilenleri hayatlarının gerçeği zanneden gençlerdir bunlar. Aileleri de bu konularda onlara destek vermektedir.

Öğrencileri hakkında “Nasıl bir nesil olacak bunlar? Güçlü, gözü pek bir nesil mi yoksa büsbütün çiğ, kaba saba bir nesil mi?” diye düşünür. Radyoda zencilerin “sinsi, korkak ve tembel” oldukları söylenmiş ve öğrencileri de buna inanmışlardır. Yazdıkları kompozisyonlarda genelde radyo propagandasının izleri görülmektedir. Ancak yasalar gereği öğretmen sadece gramer açısından değerlendirebilmektedir bu kompozisyonları. İçerik hakkında fikir beyan etmesi yasalarla kabul edilemez bir duruma dönüşmüştür. Ne zaman ki öğretmenleri olan genç adam zencilerin de insan olduğunu söyler, ortalık karışmaya başlar. Öğrenciler ailelerine durumu anlatırlar. Müdüre şikâyete gelinir. Sonra da öğretmene karşı soğuk bir birlik hali oluşur. Özellikle de N adlı çocuk elebaşıdır.

Orta dereceli okulun ortalama
on dört yaş civarı vasat zekâlı öğrencileri yeni bir düzeni benimsemeye ve sahiplenmeye dünden hazır gibidirler. Diğer öğretmenleri ve aileleri de genelde onları desteklemektedir. Dolayısıyla kahramanımız olan öğretmen, görünmez bir sevgisizlik ağıyla çevrelenmiştir.

Kahramanımız sesini çıkarmadan yaşayıp, maaşını alıp, rahatça bir ömür sürmek varken bir anda başkalarının hayatına müdahil olmaya başlar. Önce dilini tutmaya çabalar. Julius Caesar dedikleri görevinden el çektirilmiş eski bir öğretmenle devir-devran hakkında tartışır. Caesar doğru noktalara parmak basmaktadır.
Derken Eğitim Müfettişliği’nin emriyle öğrencileriyle beraber bir açık hava çadır alanına gönderilir. Burada erkek öğrenciler ateş etmeyi, askeri koşullara yakın koşullarla baş etmeyi ve vatana-millete faydalı vatandaşlar olmayı öğreneceklerdir. Emekli çavuşlar tarafından eğitilmektedirler. Öğrenciler bu eğitim durumundan gayet memnundurlar. Yakında bir kız grubu da eğitmenleriyle benzer bir eğitim sürecinden geçmektedir. Onlar bir şatoda kalırken, erkeklerin bahtına büyük bir çadır kent kurup burada yaşamak düşer. Çevrede bir de çocuklardan kurulu ve elebaşları Eva adlı bir kız olan bir hırsız çetesi vardır.

Aşk ve cinayet
Kahramanımız, Z adlı çocuğun garip hareketlerde bulunduğunu gözlemler ve onun günlüğünü okur. O günceden Z’nin Eva adlı kıza âşık olduğunu, onunla yattığını ve o esnada kamptaki hırsızlığa göz yumduğunu öğrenir. Bunu yapmak için günlüğün kilidini bozmuştur. Z zaten çadır arkadaşı N ile anlaşamamaktadır. Bu olay üzerine büyük bir kavga patlak verir. Z, N’yi sorumlu tutmaktadır. N, o gece kampa geç kalır. Herkes onu ararken N’nin cesedi bulunur. Başı taşla ezilmiştir. Z’nin elinde de yaralar vardır. N öldürüldükten sonra cesedi sürüklenip bir çukura atılmıştır.
Olay büyük bir skandala dönüşür. Z cinayeti işlediğini itiraf eder. Ama ortada oturmayan durumlar vardır. Derken Eva’yı yakalarlar ve o da suçlu olarak görülür. Tanrısız öğretmen birden içinden ya da dışından bir ses duyar. “Tanrı her yerde, unutulmadığı her yerde oturur” der bu ses. Ondan doğruları anlatmasını ister. Ve beklenmedik bir anda öğretmen, mahkemede günlüğü gizlice okuyanın kendisi olduğunu itiraf eder. Herkes şaşırır. Öğretmen de suçlanmaya başlar. İşten el çektirilir. İnsanlar ona uzak ve kayıtsız davranmaya başlarlar.

Zenci öğretmen
Ama bu arada Eva adlı kız, aslında Z’yi hiç sevmediğini, N’nin başka biri tarafından öldürülmüş olduğunu söyler. Doğruyu söyleme cesaretini öğretmenin söylediklerinden almıştır. Öğretmen doğruyu söylemese kendisinin de söylemeyeceğini anlatır hâkime. Böylelikle Tanrı’nın sesi ortada dolaşmaya başlar. N’nin cesedinin yanı başında bir pusula bulunmuştur. Kimse bunun üzerinde durmaz. Ama öğretmen kendini sorumlu hisseder. Bu pusula olaya karışanlara ait değildir. Onun başka bir öğrencisine ait olduğunu öğrenen öğretmen olayı aydınlatmak ve Tanrı’nın sesini hâkim kılmak için eski öğrencisi T’yi sıkıştırmaya karar verir. “Balık” adını taktığı öğrencisi giderek köşeye sıkışır. Bundan ötesi Tanrı’nın işidir.
Öğretmen, çocuklar arasındaki takma adının “Zenci” olduğunu öğrenir. Kendi geleceğini de böylece belirler zaten. Zenci, zencilerine gidecektir...

Almancadan gayet güzel çevrilmiş bir kitap elimizdeki. Oktay Değirmenci işini hakkıyla yerine getirmiş. Lakin, bazı film yönetmenleri nasıl filmlerini bir türlü bitiremezlerse, çevirmenimiz de bir türlü vedalaşamamış çevirisiyle. Sürekli bir müdahale durumu var. Elbette yapısını açıklamak için birtakım dipnotlara ihtiyaç var. Ancak çevirmen kitabı okurun anlatıdan kopmasına neden olacak kadar ayrıntılı dipnot ve açıklamayla doldurmuş. Bir de romanın bir ithafı yokken çevirenin bu roman çevirisini hocasına ithaf etmesi açıkçası enteresan geldi.

Jaguar Kitap okurlar için karanlık zamanları çok güzel anlatan bir romanı Türkçeye kazandırmış. İyi de etmiş. İmkân ve zaman yaratıp okunsa insan ruhunu besleyecek kitaplardan. Rahatça okunan, derdini net anlatan, uzak bakış açısıyla geçmişi ve bugünü değerlendirmemizi sağlayan bir yapıt “Tanrısız Gençlik.”

Garip bir devrin insanı
Horváth, öğretmenin hikâyesini anlatırken küçük küçük bölümlere ayırır anlatısını. Her bölümün bir başlığı vardır. Bu arada öğrencilerini, isimlerinin baş harfleriyle anlatır bize. Aslında herkesin harflerden ibaret olduğu, insanların birbirlerinden çekindikleri, muhbirlik etmek için fırsat kolladıkları garip bir devrin insanıdır öğretmen. İnsan olarak kalmaya çabalamaktadır. Tanrı’sını ya da vicdanını bulup doğrusunu ortaya koymaya çalışır.

Horváth’ın kurmaca dünyasında din adamları, kanun adamları, askerler, sanatçılar, insanlar hep aynı duyarsızlıkta, benzer sırlarla birbirlerine bağlanmışlardır. Askeri düzende, ilkel propaganda araçlarının güdümünde yaşanmaktadır. Büyük bir çöküntü vardır. İnsanlar yalanlarla örülü gündelik yaşamlarında Tanrı’yı kendilerine alet ederek sahte bir düzende varlıklarını sürdürürler. Duruma karşı olanların sesleri kısılmıştır. Düzenle uyum içinde yaşamaya çabalamaktadırlar. Gelecek de parlak görünmemektedir. Romanın kahramanı olan öğretmenin umudunu yeşerten tek şey, sözlerine inanan ve onu takip ederek yardımcı olmaya çalışan bir grup öğrencisidir. Onlar da kendisi gibi düzene muhalif olarak kalacaklardır. Ve onca faşist bir düzene muhalefet varsa, gelecek için umut da vardır.

Temelde, inancı olmayan bir öğretmenin inanma ve bilinçlenme süreci olarak da okunabilir “Tanrısız Gençlik”. Dinsel referansları da, tarihsel referansları da güçlü bir kitap. Öte yandan faşizmin içinde hakikatin ortaya çıkması, bunun da Tanrı’nın sözüyle adeta dışsal bir gelişimle sunulması düşündürücü. İnsanda ister istemez ya “Faşizm diğer unsurların yanı sıra Tanrı’yı da kullanıyorsa, o takdirde hakikat ne zaman ve nasıl ışır?” gibi sorular uyandırıyor.


Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayfa : 163