VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
14 Nisan 2016 Perşembe | Anasayfa > Haberler > Tom Ripley, o muhteşem psikopat
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Tom Ripley, o muhteşem psikopat

Polisiyenin gerilimli yazarı Patricia Highsmith’in beş kitaptan oluşan “Ripley” serisi özenli ve tutarlı çevirilerle Türkçede. Highsmith’e haklı bir şöhret, kahramanı Ripley’e ise ironik bir yetenek kazandıran seri, özellikle iyilik ve kötülüğün nedenleri üzerine düşündürüyor.

ÖZEN YULA


Sakin, dingin, ama derininde fırtınalı bir hayat seçen kadınlardan Patricia Highsmith. Kendini Avrupa’ya gönüllü sürgün etmiş en Avrupalı Amerikan yazarı. Avrupa’da farklı ülkelerde yaşamış. 1921 doğumlu. 1995’te veda etmiş hayata. Teksas’ta başlayan hayatı İsviçre’nin Locarno kentinde son bulmuş.

Büyükannesi tarafından yetiştirilen bir çocuk Patricia. Ama beri yandan bütün yalnız çocuklar gibi hayatın birtakım akıl tutulmalarına, kalp yorgunluklarına erken vâkıf olmuş. Anne nefretiyle yetişmiş bir çocuk. Anne-kız asla geçinememişler. Yazmaya vermiş kendini. İlk romanı “Trendeki Yabancılar” Alfred Hitchcock tarafından filme çekilince yazar da bütün edebiyat ve sanat çevrelerinin ilgisini çeken bir fenomene dönüşmüş. Sonra da kendisi gibi bir başka fenomeni yaratmış: Serinkanlı ve huzursuz Tom Ripley’i.

PLANSIZ VE ANİ

Tom Ripley enteresan bir karakter. Zira hepimizden biraz daha ani kararlar verir. Biraz düşünür, içten kendini hazırlar. Ama aniden harekete geçer. Örneğin evinin şarap mahzenini gezdirdiği Amerikalı tablo alıcısına sakince olan biteni anlatırken adam Ripley’in tablo sahtekârlığındaki kilit durumunu çözer. Tom Ripley de aniden şarap şişesini Amerikalı adamın kafasına geçirir. Sonra da kömür kovasının dibiyle başına vurarak adamı öldürür.
Bu ani harekete geçme durumu okuru önce durdurur. Sonra Ripley’in motivasyonuna bakarsınız ve birden başka bir yolu olmadığını görürsünüz. Bu sırada, yaptıkları planlı değildir. Yukarıda hizmetçi kadın vardır; ertesi gün eve yeni bir konuk gelecektir. Buna rağmen, engelleri düşünmeden eyleme geçer Tom Ripley.
Ama sahte Derwatt tabloları yapıp satmalarına destek olan, hayranlık duyduğu, gerçek dâhilik/delilik sınırındaki Bernard, kafasına vurup Tom’u öldürmeye çalıştığında, diri diri bir mezara gömdüğünde de Tom kurtulup adamı bağışlar. Hatta başının arkasındaki kesikle bunu fazla serinkanlı bir biçimde yapar.

Bernard, intihar eden ressam Derwatt’ın resim tekniğini taklit edip hatta kendince yeni bir yorum getirdiği için Tom Ripley ona hayrandır. Hayran olduğu için de ne olursa olsun onu ortadan kaldırmayı düşünmez. Hatta Bernard’ı, eski sevgilisiyle barıştırmaya çalışır. Tom’un bu kadar iyicil bir yönü olduğunu gören okur da kahramana karşı duyduğu duygularına yeniden bir çekidüzen verir. Aslında kötü bir adam değildir belki de. Hatta yolda rastladığı, sırtında reklam tabelası taşıyan yaşlı adama iki kez sigara verir Tom. Galiba hayatın adil olmadığı konularda o kendince bir adalet sağlamaya çalışmaktadır.
İyiliğe ve kötülüğe bir neden ararız hep. Ve bu nedenle tökezleriz. Çünkü iyilik de, kötülük de nedensizdir. O an öyle olması gerektiği için olur. Bu nedenle Tom Ripley, insanlık adına yabancımız değildir. Keza onu yaratan Patricia Highsmith de!

Belki de Bernard’da kendi hayatından izler görüp o yüzden hem onun dehasına, hem de başkasının yerine geçme çabasına hayranlık duymuştur Tom Ripley. Ne de olsa kendisi vaktiyle Dickie Greenleaf diye bir Amerikalı delikanlıyı öldürüp onun yerine geçmiştir. Büyük tesadüfler sayesinde cinayetten sıyrılmış, eline Dickie’nin mirasından yıllık iyi bir pay geçmeye başlamıştır. Greenleaf ailesi de duruma ikna olmuştur. Tom belki en büyük tutkusunu karizmatik, mağrur Dickie’de yaşamıştır.

Tom Ripley için arayıp bulma oyunu bir tesadüfler bütünüdür. Yunan adalarının en ıssızından, Salzburg’a, Paris’ten Londra’ya giderek kendini öldürmeye çalışan ve beceriksizliğinden bunu yapamayan usta ressam Bernard’ın izini sürer. Bu arada da kendi, Bernard’ın sahte tablolarını ürettiği Derwatt adlı ressamın kılığına girer. Tom için hayat, garip bir oyundur. Hem de FRP’ler, Kaçış Evleri gibi trendler öncesi kendi oyununu kendi kuran Patricia Highsmith’in ustalığı sayesinde acayip bir Avrupa labirentinin içinde bulur kendini.

YETENEKLİ İRONİ

Tom, İlaç Fabrikası sahibi milyoner Jacques Plisson’ın kızı Heloise Plisson’la evlenir. İlk cinayetlerinden sonra geçmişine bir sünger çekip Villeperce-sur-Seine’de kayınpederinin kendilerine aldığı Belle Ombre” (Güzel Gölge) adlı villada rahat ve geçim kaygılarından azade bir yaşam sürer. Heloise enteresan bir kadındır. Varlığıyla Tom’u rahatlatır.

Tom onunla yatıp uyanmayı sever. Heloise soru sormaz. Arada bir, istediği olmayınca öfkelenip krizler geçiren bir kadındır. Ama kocasını hep sever. Tom da onu. Hatta birbirlerini o kadar severler ki, sonunda Tom, katil olduğunu itiraf ettiği eşi Heloise’la beraber özgür ve lüks bir yaşam kurar Fransız taşrasında.

Enteresan olan şu: Yaratıcısı Patricia Highsmith, Tom Ripley gibi ciddi bir katili bazen o kadar acemi ve beceriksiz gösteriyor ki, ilk romanının adı olan “Yetenekli Bay Ripley” adeta bir ironi olarak kalıyor. Evet, yetenekli bir adam. Mukallit, başkalarının hayatına girip, onların çevrelerini ele geçiren ve derken kendini o hayatların içine konumlandıran ve lüks yaşamayı seven bir adam. Öte yandan öldürdüğü adamı gömmek için bin bir cefayla mezar kazıp, sonra gömdüğü adamı o mezardan çıkarıp torbanın içinde kayalarla nehre fırlatır. Ya da intihar eden bir adamı yakmak için saatlerce uğraşıp istediği biçimde yakmayı beceremez.

Ani kararların getirdiği garip bir karışıklık durumundan sıyrılmasını hep bilir. Ama bunu kısmen de olsa yasaların boşluklarını iyi kullanmasına borçludur. Macera kendiliğinden önüne gelir Ripley’in. Arada bir, Reeves Minot için yasa dışı işler yapar. Onun davetlilerini evinde konuk edip gelenlerin diş macunu tüpüne saklanmış mikrofilmleri çıkarır ve istenen adreslere gönderir. Bunun karşılığında da ekstra para kazanır.

Günün birinde Reeves gelip Ripley’den hayatını düzene koyabilmek için İtalyan mafyasıyla ilgili bir işte destek ister. Ripley de kanser olduğunu öğrendiği bir çerçeveciyi kullanarak o işe girişir. Kanlı bir oyun daha başlar. Ya da başka bir macerasında aniden köyde beliriveren bir Amerikalı delikanlı onun evine sığınır. Babasını öldürdüğünü itiraf eden çocuğa bir ağabey gibi yaklaşıp şefkat gösterir.

Ya da bir diğer macerasında kendisini tehdit eden karı-koca komşularının bataklığa dönmüş bir havuzda boğulmalarına sessiz kalır. Durum ne olursa olsun Ripley’in karşısındakiler hayatın akışı içinde onlara biçilen rolleri hak eden kişilerdir. Ve ödemek durumundadırlar.
Ripley de kaçınılmaz olarak cezalarını verir. Neticede dönüp sığındığı “Belle Ombre” villasındaki huzurlu yaşam okuru da sarar. Ve okur, Ripley’in, eşi Heloise, hizmetçileri Annette ve güzel bahçesiyle mamur-mükellef bir hayat sürüp, artık başına daha fazla bir şey gelmemesini arzu eder. Bu da Patricia Highsmith’in ustalığıdır şüphesiz.

Can Yayınları hayırlı bir iş yaparak beş Ripley kitabını farklı çevirmenlere çevirtmiş ve sade bir kapak tasarımı ile okurlara sunmuş. Ama şaşılacak düzgünlükte ortak bir çeviri anlayışı ya da düzenlemesi ortaya çıkmış.

Aynı kişi tarafından benzer cümle kuruluşlarıyla yazılmış beş kitaplık Türkçe bir seriyi rahatça okuyoruz hissi var. Serin bahar ve sıcak yaz akşamlarında, uygun ışık altında gözlerinizi yormadan Tom Ripley maceralarını peş peşe okumak ömre ömür katar.


Paylaş

Bir VatanKitap’ın perde arkasıBu ay üç özel röportajla çıkıyoruz okur karşısına. Bunlardan ilki Türk tiyatro tarihine sahneleye çıkan ilk kadın oyuncu Afife Jale'nin yaşamını romanlaştıran Osman Balcıgil'le bu büyük değer üzerine Ece Erol'un yaptığı şöyleşi oldu. Diğer bir özel röportajımızı Cemre Nur Meleke, Aslı Perker'le yeni romanı Flamingolar Pembedir üzerine gerçekleştirdi. Sinemaya da uyarlanan Kocan Kadar Konuş kitabıyla büyük çıkış yakalayan Şebnem Burcuoğlu ise özlenen sıcak mahalle özlemimizi, Cemal Süreya'ya gönderme yaparak Cemal ve Süreyya aşkı üzerinden giderdiği yeni romanı Süreya Kuaför Salonunu anlattı.

Devam