VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
30 Ekim 2013 Çarşamba | Anasayfa > Haberler > “Törensel Hayvan” üzerine düşünmek ve antropoloji bilimi
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

“Törensel Hayvan” üzerine düşünmek ve antropoloji bilimi

Aristoteles’ten günümüze “İnsan nasıl bir varlıktır” sorusuna, “İnsan düşünen bir hayvandır” ve “İnsan sosyal bir hayvandır” cevapları aldıktan sonra insanın törensel bir hayvan olduğunu açıklayan bu kitap büyük bir heyecan yaratıyor.

Nilüfer Narlı

Törensel Hayvan”, antropoloji alanında uzman bilgisine sahip olan ve olmayanların anlayacağı bir dilde ve son derece canlı, ilgi çekici bir biçimde yazılmış. Yıllar evvel zoolog Desmond Morris’in “Çıplak Maymun” kitabı, insanın maymundan türemiş bir tür değil, doğrudan doğruya maymun olduğunu; insan dediğimiz çıplak maymunun cinsel davranışlarının, yavru yetiştirme, beslenme, korunma, savaşma ve diğer konulardaki davranış modellerinin temel niteliklerinin maymunla nasıl benzeştiğini özenle seçtiği malzeme ile kanıtlaması yoğun tartışmalar yaratmıştı. Bu kitabın ardından, Jared Diamond’ın “Üçüncü Şempanze: İnsan Türünün Evrimi ve Geleceği” adlı kitabında insanın bilinen iki şempanze türüyle olan genetik ve sosyal yakınlığından dolayı şempanze olarak kategorilendirilmesi fikriyle tanışan sosyal bilimciler; sosyal ve biyolojik öğelerin iç içe incelenmesi gerektiği yönündeki meydan okumasına cevap aramaya başlamışlardır. Diamond, insan genlerinin yüzde 98’ini şempanzelerle paylaştığını; fakat insanın dinleri ve uygarlıkları kuran, bilim üreten, karmaşık ve çeşitli iletişim formları geliştiren, kentler inşa eden, sanat eserlerini yaratan, teknolojik üstünlük ile doğa üstünde egemenlik kuran bir tür olarak evrimleşirken, şempanzelerin ise öncelikli olarak hayatta kalmaları için gereken temel gereksinimlerle ilgilenen hayvanlar olarak kaldığını çarpıcı ifadelerle zihinlere ulaştırmıştır.
Doğa bilimleri disiplininden gelen Desmond Morris ve Jared Diamond, insan türünün, maymun ile olan biyolojik ve sosyal benzerliğini açıklarken, sosyal ve doğal niteliklere sahip “insanı” analiz etmesi nedeniyle sosyal ve doğal bilimler yelpazesinin kesişim noktasına oturan antropolojiye başvuruyordu. Doğa bilimcileri tarafından antropolojiye başvurulmaya başlanması son yıllarda karşılaşılan bir gelişmedir.

YENİ BİR ANTROPOLOJİ
Oxford Üniversitesi’nde sosyal antropoloji profesörü olan Wendy James’in, yeni bir antropoloji portresi olarak ortaya koyduğu “Törensel Hayvan” nitelemesi, antropolojinin insan yaşamında keşfettiği törensel biçimleri ve kalıplarını irdeliyor. Antropoloji bilimine özel bir önem atfeden James, “dil dahil, bütün iletişim davranışlarına gösterilen” saygının bir “insan bilimi” olarak antropolojiyi diğerlerinden farklı kıldığını (s.18) belirterek; “toplumsal formun, antropolojinin ve bir bütün olarak insan bilimlerinin asli unsuru olduğu” temel tezine giriş yapar. James’e göre, antropoloji, çok temel ve kendine özgü bir tartışma, sorgulama ve analiz geleneği ile; insanın nasıl bir varlık olduğunu, insanın durumunu, evrensel ve varoluşsal safiyetle kavramamıza yarayan bir bilim dalıdır.
James’in çalışması günümüz antropolojisinin giderek farklı ve komşu disiplinlerle ortak çalışma yürütme eğilimini yansıtmaktadır. Dilbilimci Wittgenstein’ın insan türünü adlandırmak için kullandığı “törensel hayvan” kavramını ödünç alarak başlanan bu kitapta, törensel hayvan anlatılırken özenle seçilmiş, ayrıntılı ve sağlam bir etnografik malzemeyle yoğrulmuş kapsamlı bir çalışma sergileniyor. James, dil felsefesinin kavramlarıyla, disiplinlerarası bir yaklaşımı benimseyerek; özenle seçtiği tarihsel kaynakları arkeoloji, paleoantropoloji, genetik, materyal kültür, sanat, etnomüzikoloji, kent ve kalkınma çalışmaları, politika, ekonomi ve psikoloji gibi komşu disiplinlerdeki güncel fikirlerle harmanlıyor. Örneğin, dansa ilişkin açıklamalarında Tanzanya’da Sandavelerin bölgesinde Paleolitik Çağ’a ait bir mağara resminden “Romeo ve Juliet öyküsünün Taş Devri versiyonu” (s. 48) okuması; ya da Azandeler için dansın insanların “kendini ifade ettiği zengin bir toplumsal hayat arenası” olduğu analizi; ve Zambia’nın Copperbelt ilinde görülen “kalela dansının farklı kırsal kesimlerden gelen bireylerin ve grupların kent ortamında farklılıklarını ortaya koymalarının”, yaratıcı bir kentsel olgu olarak yansıdığı analizi (s.99) ve son olarak Doğu Afrika’daki “Beni-Ngoma” (s.99) dansında “üstü kapalı şarkı sözleri ve hareketler kullanılarak otorite ile dalga geçildiği” okumaları ve takip eden bölümde, dansın sıradan “habitus”tan taşan şeylerden ibaret olmadığı, çok daha karmaşık bir iletişim formu olduğunu ileri sürmesi, James’in özenle seçtiği etnografik malzeme ile tezlerini nasıl ortaya koyduğunun örnekleridir. James, Beni-Ngoma dansının “habitus” kavramına sığmayacağını belirterek aşağıda belirtilen konuları ele alırken, “habitus” kavramının çok yaygınlaşmasına rağmen birçok temel soruna cevap vermede yetersiz kalabildiğini öne sürer. Afrika kıtasının değişik bölgelerinde yapılan çok sayıda antropolojik çalışmaları gözden geçirip Bourdieu’nun “habitus” kavramının yetersiz kalabildiğini gösteren James, Max Weber’in ekonomik faaliyet konusundaki tezinin, “Kuzey Avrupa’ya özgü koşullarla sınırlı” (s. 290) olduğunu da belirterek; antropolojik çalışmaların siyasal iktisat, siyaset bilimi ve sosyolojinin klasik kuramsal araçlarının ötesine geçerek çalışmalar yürütmesi ve etnografik çalışmalara ağırlık vererek insanoğlunun karşılaştığı sorunları irdelemesi önerisini sosyal bilimcilere önerir.











KONUŞMA DİLİNE DAİR
James kitabında sosyal bilimlerin önemli konularını ele alır: Dil, kültür, din, dil ve bellek, beden ve toplum ilişkisi, toplumsal cinsiyet, üretim, çalışma ve üretimin toplumsal örgütlenmesi, politika ve yeni alanlar başlığı altında, popüler kültür ile kentler... Sosyal törenselliğin bir yönü olarak ele aldığı, konuşma dilinin farklı toplumlardaki dinamiklerini inceledikten sonra, dilin sadece geleneksel bir toplumsal konumlandırma oyunundan ibaret olmadığını, potansiyel olarak tek tek bireylere ait ve paylaşılan bir bilincin daha keskin bir aracı olduğunu ileri sürer. (s.178)

AYDINLANMANIN ÇOCUĞU
Toplumsal cinsiyetin köklerinin biyolojik ve organik yaşamda olduğu görüşü ile başlayan tartışmasında, evlilik tipleri, ev içi üretim, çocukların bakımı, iktidar ile toplumsal cinsiyet arasındaki ilişkileri inceledikten sonra, sosyal cinsiyet konusunda toplumsal ve kültürel öğelerin biyolojik öğeler ile iç içe olduğu tezini okuyucuya hatırlatır (s.200-229). James, insan davranışlarını anlamak için, toplumsal ve kültürel faktörlerin biyolojik öğeler ile dinamik bir etkileşim döngüsünde iç içe olduğunun unutulmamasını kitapta okuyucuya özenle seçilmiş örneklerle anımsatır.
James, insanoğlunu kuşatan ve dünyayı meşgul eden göç, insancı siyaset, yeni üreme teknolojileri ve köktendincilik gibi konuların araştırılmasında antropoloji biliminin uygunluğunu ve yeni bakış açıları üretme kapasitesini öne çıkarır. Sosyal bilimlerin son birkaç yılda yaşanan büyük dönüşümler nedeniyle sorunlarla karşılaştığına dikkat çeken ve çözümün postmodernizmde olmadığı görüşünü savunan Anthony Giddens’e atıfta bulunan James (s.382), antropolojinin dün ve bugün insanlığı meşgul eden sorunları incelemek için ne yapması gerektiğini sorar. Bir zamanlar aydınlanmanın çocuğu denilen antropolojinin bugün karşı-aydınlanmacı hücumlara meydan okuması ve yeni meydan okumaları anlayabilmesi ve kendini yeniden oluşturması için izleyeceği yolun bilimsel kodlarını genç sosyal bilimcilere sunan Wendy James’i okumadan, sosyal bilimlerdeki yeni tartışmalara girebilmek eksik olacaktır.
Kitap boyunca zengin bir literatür bilgisi sunan Wendy James, yukarıda da bahsi geçen dil, kültür, din, dil ve bellek, beden ve toplum ilişkisi, şiddet, toplumsal cinsiyet, üretim, devlet ve devletin örgütlenmesi ve diğer konuları incelerken; Durkheim, Mauss, Levi-Strauss, Evans-Pritchard, Victor Turner, Pierre Bourdieu ve Alfred Gell’in teorileri ile analiz yöntemlerinden bahsederek, antropolojinin komşu alanlardaki çalışmaları (dil felsefesi ve Wittgenstein, felsefe ve arkeolojiyi birleştiren Collingwood, sosyocoğrafi alan kavramını yeniden yaratan David Harvey ve deneysel psikolog Merlin Donald’ın laboratuvar dışındaki saha çalışmaları) harmanlayarak özgün çalışmalar üretebileceğini bize adeta müjdeler.

Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayfa : 163