VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
14 Nisan 2016 Perşembe | Anasayfa > Haberler > Tornanın fireleri
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Tornanın fireleri

Esra Baran’ın “Renkli Rüyalar Oteli” bir kadının kendi bedenindeki ve ruhundaki değişimleri ahlak, utanma, delilik gibi kavramlar üzerinden işleyen bir roman.

CEMRE NUR MELEKE


Renkli Rüyalar Oteli’ni yazmaya nasıl karar verdiniz, bu süreçte neler yaşadınız?

İplik söküğü gibi düşünün. Sökük bir uç buldum, tuttum çektim bu ortaya çıktı. İlk cümleyi kurduğumda, bir roman mı öykü mü yazdığımı bilmiyordum. Ama romanın temel taşları bir süredir içimde geziniyordu. Nihan’ı sanki orada burada görmeye başlamıştım. Yaklaşık bir buçuk senede yazdım. Özellikle son altı ayda hemen hiç kimseyle görüşmedim. Bütün boş zamanlarımda yazıyordum. Ruhsal olarak çok zorlandım ve Hemingway’in ne demek istediğini nihayet tam olarak anladım: “Yazmakta bir şey yok, bir daktilonun başına oturacaksın ve kanayacaksın.”

Kitabınızda bir kadının kendi bedenindeki, kendi ruhundaki ve mantalitesindeki değişimleri ustaca kurgulamışsınız. Nihan’ın başına gelen olaylar ve olaylara karşı tepkisel değişimi çevrenizdeki kadınlarda veya kendinizde gözlemlediğiniz bir durum mu?

Kadınların içsel arayışları daha fazla. Orta yaşın çok kıymetli olduğunu düşünüyorum. Özellikle 35 yaş sonrası kadınlarda içlerine doğru derinleşme, gerçekten ne istediklerini anlama çabası çok artıyor. Mutluluğun bir resim değil bir his olduğu idraki başlıyor. Genel inanış hayatta sadece yapılan şeylerin bir bedeli olduğu. Tam da Nihan’ın yaş döneminde, belki biraz önce belki biraz sonra, insanlar yapılmayanların, ertelenenlerin, bastırılanların da bir bedeli olduğunu anlamaya başlıyor. Çocuklar içlerinden ne geldiğini biliyorlar ve ona göre davranıyorlar. Bu nedenle çocuk gibi mutlu diye bir söz var. Sanki bir torna var çocuk olarak girilip yetişkin olarak çıkılıyor. Genel düzen; aile, okul içimizden geleni bilme, hissetme ve ona göre davranma kabiliyetini öldürmek üzerine. İnsanlar ne hissettiklerini bilmiyorlar. Hissetmek, o hisle hareket etmek yok olup gidiyor. Ama bir yandan da doğamız hakkı olanı talep ettiği için bu arayış birçok insanda er ya da geç yeniden başlıyor. Kadınlarda bunun çok daha yaygın olduğunu söyleyebilirim.

Renkli Rüyalar Oteli’nde başkalarının hayatını konuşan ve bundan zevk alan Nihan’ın komşusu Gülnur’un diyalogları üzerinden tipik bilinen “ev kadını” mantalitesini eleştirdiğinizi söyleyebilir miyiz?

Kesinlikle bir eleştiri yok. Tam tersi kucaklama var. Anlatmak istediğim insanlığın ortak paydası olan kırılganlık. Dedikoducu komşu teyzeler ile en güçlü gözüken adamlar, en başarılı kadınlar hepsi ortak bir kaderi paylaşıyorlar. Hepsi kırılgan ve savunmasızlar. Bu özellikleriyle de hepsi son derece sıradanlar. Onları eşitleyen bu sıradanlık çok kıymetli bir şey. Herkes kendi dünyasında kah başkalarını konuşarak, kah pahalı kol düğmeleri takarak kendi kırılganlığını saklamaya, değilmiş gibi yapmaya çalışıyor. Kitapta irili ufaklı iç içe geçmiş çok sayıda insan ilişkisi var.

Anlatmaya çalıştığım mış gibi yapılmadığında, bir insan başka birinin yanında kırılganlığını yaşayabildiğinde kurulan ilişkilerin ne kadar derin ve yakın olduğu.

Romanınızda işlediğiniz bir diğer konu da “utanma” duygusu. Yaşadıkları boyunca Nihan karakterinin yaptıklarını “delilik” kendisini de “deli” diye adlandırmasını, utançlığını gizlemek için deliliğe sığındığı şeklinde açıklayabilir miyiz?

Kimin “deli” olduğuna karar vermek, normali nerede tanımladığınızla ilgili. Romanda “deliler”e itibarlarını geri vermek istedim. Bana göre normalin genel tanımı son derece anormal. Ben “delilere” tornanın fireleri diyorum. Yani çocuk olarak tornanın ucundan girmişler ama bir mucize olmuş ve torna işlerini bitirememiş. İçlerinden geleni hissetmeye bilmeye, hatta bazen ona göre davranmaya devam etmişler. Onlar olmasa ne yapardık bilemiyorum. Deliler olmasa sıkıntıdan patlardık. Deli olmayanlar da ümitsizliğe kapılmasın, çok şükür sonradan delirmek de mümkün. İnsan her zaman tornanın verdiği hasarı tamir edip tekrar hissetme becerisini kazanabilir. Allah hepimizi normal olmaktan korusun.



Paylaş

Bir VatanKitap’ın perde arkasıBu ay üç özel röportajla çıkıyoruz okur karşısına. Bunlardan ilki Türk tiyatro tarihine sahneleye çıkan ilk kadın oyuncu Afife Jale'nin yaşamını romanlaştıran Osman Balcıgil'le bu büyük değer üzerine Ece Erol'un yaptığı şöyleşi oldu. Diğer bir özel röportajımızı Cemre Nur Meleke, Aslı Perker'le yeni romanı Flamingolar Pembedir üzerine gerçekleştirdi. Sinemaya da uyarlanan Kocan Kadar Konuş kitabıyla büyük çıkış yakalayan Şebnem Burcuoğlu ise özlenen sıcak mahalle özlemimizi, Cemal Süreya'ya gönderme yaparak Cemal ve Süreyya aşkı üzerinden giderdiği yeni romanı Süreya Kuaför Salonunu anlattı.

Devam