VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
14 Ekim 2015 Çarşamba | Anasayfa > Haberler > Torunum beni “çılgın babaanne” olarak yazabilir
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Torunum beni “çılgın babaanne” olarak yazabilir

Ayşe Kulin ilk baskısı 150 bin yapılan “Tutsak Güneş“ romanında “Düşünmenin, konuşmanın ve hatırlamanın yasaklandığı, sonsuz bir kışın hüküm sürdüğü, bir diktatör ve din adamları tarafından yönetilen bir ülkede nasıl yaşanır? sorusuna yanıt aramış.

İPEK CEYLAN ÜNALAN




Yeni romanınız düşünmenin, konuşmanın ve hatırlamanın da yasak olduğu, bir diktatör ve din adamları tarafından yönetilen Ramaniz Cumhuriyeti’nde geçiyor. Bu romanı yazma fikri nasıl doğdu? Esinlendiğiniz ülkeler oldu mu?
Esinlendiğim bir kitap oldu demek daha yerinde olur. “Damızlık Kızı” okurken böyle bir konunun yeniden kaleme alınabileceğini düşündüm.
Romanınız için distopik bir roman diyebilir miyiz?


Yarattığım ülke, yüreğinde özgürlük dürtüsü olan insanların içinde yaşamak isteyeceği bir ülke değil. Fakat Ramanis Cumhuriyeti’nde hayatından memnun kişiler de yaşıyor. O halde bırakalım buna okurlar karar versin.

Kitabınızın ana karakteri Yuna içinde yaşadığı toplumun tüm dayatmalarının farkında olmasına rağmen bu dayatmaların getirdiği kısıtmaların ağırlığını aşık olduktan sonra hissetmeye başlıyor. Ve aslında bir travma içinde olduğunu fark ediyor…

Evet, aslında böyle bir cümlesi var Yuna’nın, “Bir prens beni öpünceye kadar mışıl mışıl uyumuşum...” gibisinden. Burada masallara gönderme var ama Yuna’yı uyandıran, Kutkar’ın kayboluşuydu bence. Her zaman, etrafında nelerin olup bittiğine insanın gözünü açan bir olay, ya da bir doluş noktası olabiliyor.

Yuna yasaların dayatmasıyla saçlarını örtüyor, uzun kollu ve uzun etekli giysiler giymeye başlıyor. Böylesi katı kuralların olduğı bir ülkenin rejimine cumhuriyet demek ne kadar doğru? Sizce dünyadaki pek çok ülke bir gün böyle bir hal alır mı?

Cumhuriyet nedir? Demokrasi nedir? Örneğin İngiltere’de Krallık vardır ama demokrasinin beşiğidir, İran ise Cumhuriyet’tir... Rejim ve kıyafet mecburiyeti malumunuz! İkinci dünya Savaşı‘ndan sonra Rusya’nın tüm Avrupa’daki peyklerinin adı “Demokratik” diye başlardı ( Democratik Republic of Bulgaria, of Romania, vs). Demokrasi sözcüğünün içinin boşaltılması bir yana, öyle anlaşılıyor ki, rejimlerde işler iyiye gitmedikçe, böyle teferruatla uğraşmalar, yasaklamalar devreye girmeye başlıyor. Dünyanın genel gidişatına gelince, pek çok bakımdan iyiye gitmediği kesin. Doğa’yı insafsızca talan ettik ve doğal afetlerle intikamını almaya başladı bile.

Kitabınızda toplumsal eleştiri ağırlıkta. Şöyle bir kısım var: “Uluhanımız’ın geniş ailesi ve dost çevresi başta olmak üzere, idareci sınıfın çocuklarına öncelik tanındığını biliyorduk. Devleti idare edecek olanlar, Saray Akademisi’nde yetişirdi. Annem, torpilli çocuklar halkın üstün zekâlı çocuklarının hakkını yemeğe devam ederlerse, ilerde bir gün koca ülke, aptalların yönetiminde kalacak, derdi.” Günümüzde bu gibi durumlar yaşanıyor mu sizce?

Günümüzde bu gibi durumlar yaşanmasa, her yıl çeşitli sınavlarda bunca skandal patlar mıydı? Belli bir ‘çevre’nin sınav geçme veya işe eleman alma durumunda yapmış olduğu kayırmalar, artık hepimizin malumu.



Yolsuzluksoruşturma(ma)ları da mesela, bu kez başka bir ‘çevre’nin kirli adamlarını asla soruşturmaya tabi tutmadığına işaret ediyor. Bir soru da benden olsun! Bunca yolsuzluk, kumpas, iftira belgelenmiş dururken, günümüzde bu gibi durumlar yaşanmıyor mu sizce? Günümüz Türkiye’sine göndermelerde bulunduğunuzu söyleyebilir miyiz?

Siz bir okursunuz. Kitap size ne ilham ettiyse onu söyleme ve düşünme hakkınız var. “Tutsak Güneş“, hiç bir yerde ve hiç bir zamanda geçen bir kurgu romandır.

Geleceğe bakışınız nasıl?

Her şeye rağmen, ülkeme dair geleceğe bakışım umutlu. Ben umudumu hiç kaybetmem, biz her zaman kötü şartlardan silkinmesini bilmiş insanlarız. Ama aynı şeyi, dünyanın geleceği için söyleyemiyorum.

Kitabınızın ana karakterleri Tamur ile Yuna’na “İtibar bir kadeh içkiyle kaybedilecek bir şey değildir.” diyor. Yuna ise içki içtiği duyulursa kariyerinin zedeleneceğini düşüyor. Sizin içki yasağına bakışınız nedir?

Ben içkisiz çok rahat yaşarım ama yasaklara karşı bir insanım. Yasaklar, delinmek içindir. İçki içmemek hangi nedenle olursa olsun, bir iç disiplin meselesidir. İnançlı biri içmez. İnançlı birinin, içen kişilerden de rahatsız olmaması gerekir. Yaprağın kımıldaması dahi Yüce Allah’tandır diyenlerin, büyük faciaları, kazaları kadere bağlayanların, şöyle demesi gerekmez mi: “Madem ki içiyor, bir nedeni vardır, yoksa Allah ona içki içirmezdi”.

Romandaki ülkede yasaklı kitaplar listesi de var. Kadın haklarının olmaması halinde dünyanın nasıl bir yere dönüşeceğini anlatan Margaret Atwood’un “Damızlık Kızın Öyküsü“ de bu kitaplardan biri. Bu kitabın sizin için anlamı ne?

Beni gerçekten çok etkilemiş bir kitaptır. İnsanların doğayı tahribi ve açgözlülüğünü neticesi, tuhaf bir rejime saplanmış, Batı‘da ve aşırı dindar Hristiyan bir ülkeyi anlatır ki, bence tüm insanlığı, Amerika başta olmaz üzere aklımızı başımıza almazsak, böyle bir son bekliyor.

Bir önceki kitabınız “Hayal”de 1983’ten günümüze kadarki süreçte yaşadıklarınızı anlatmıştınız. Otobiyografi yazma planınız var mı peki?

Hayır, ben kendime dair anlatacaklarımı anlattım. “Hayal” benim yazar olmayı başarmamla bitiyor. O gün bu gündür de yazmakta olduğuma göre, hayalime eriştim, başım göğe erdi, kendime dair yazacak başka bir şey kalmadı. Belki ilerde sekiz torunumun arasından bir yazar çıkar da, kendi bakış açısıyla beni anlatmak isterse, onu bilemem. İşte o zaman, bir ‘Çılgın Babaanne’ tiplemesi okuyabilirsiniz.

Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayfa : 163