VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
04 Kasım 2017 Cumartesi | Anasayfa > Haberler > Travmalar çağında
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Travmalar çağında

Sebepsiz yere moraliniz bozulmuş, motivasyonunuz düşmüş, özgüveniniz zayıflamış ve derin bir yalnızlık hissinde kendinizi buluvermişseniz Psikolog İlkim Öz’ün kaleme aldığı “Travmalar Çağı” kitabına bir göz atın.Travmadan depresyona, yeme bozukluğundan mutsuz hissetmeye kadar pek çok sorunla nasıl başa çıkacağınızın yanıtını bulacaksınız.



Depresyon, keyifsizlik, mutsuz olma hali hatta nedensiz bıkkınlık... Günümüzün en büyük sorunları arasında yer alan bu gibi duygular yaşantımızı kâbusa çevirebiliyor. Tüm yaşam enerjimizi alabiliyor. Peki bu duyguların oluşma nedenleri neler? Ne yapmalı, bu durumla nasıl baş etmeli ya da kurtulmalı?
“Terapide Beş Soluk”, “Anne Baba Olma Sanatı” kitaplarıyla tanınan Psikolog İklim Öz yeni kitabı “Travma Çağı”nda travmaların, depresyonun kökenine iniyor; bu sorunların temelinde yatan nedenleri deneyimleri ve birikimleriyle yanıtlıyor.

Psikolojik travma sorunsalı
Kitabın adında da geçtiği üzere ne yazık ki travmalar çağında yaşıyoruz. Çocukluğumuzdan itibaren yaşadıklarımız, deneyimlediklerimiz, tanık olduklarımız belleğimizde yer ediyor hatta eğer olumsuzluklarla karşılaşmışsak bunlar psikolojimizde onarılması mümkün olmayan yaralar açabiliyor.

Kitabın da çıkış noktası bu tez üzerine. 0-3 yaş aralığında yaşananları dahi ‘travma’ durumuna dönüşebileceğini belirten İlkim Öz, en belirgin olarak hatırlanan travmaların ergenlik döneminde yaşanan olumsuzluklar olduğuna dikkat çekiyor:“Psikolojik travma, kişinin geçmişte yaşadığı olumsuz yaşantının bedenine ve ruhsal yaşantısına yansıyarak günlük hayatını olumsuz etkileme halidir. Özellikle 0 ile 3 ve 3 ile 6 yaşlar arasında yaşanan travmalar, insanın hayatında son derece etkilidir. Bunu Adölesan yani ergenlik döneminde yaşanan travmalar izler. Ergenlikte yaşanan travmaları kişi çoğunlukla hatırlar. Ancak ilk çocukluk döneminde yaşanan travmalar genellikle hatırlanmaz. Bilindiği üzere psikoterapinin içerisinde psikanaliz süreci vardır. Hani karikatürlere bile konu olan ‘bana çocukluğunu anlat’ meselesi. Sigmund Freud’un o meşhur divanını, psikolojiyle ilgilenenler çok iyi bilir. Psikanalizin babası olarak anılan Freud hastalarından terapi odasındaki, üzerinde Türk halısı olan divana uzanmalarını ister. Hastaları divana uzandıktan sonra Freud onlara çocukluklarını anlatmalarını söyler. Modern toplum psikanalistlerinin çoğunun terapi odalarında divan yok elbette. Benim terapi odamda, danışanlarımın uzanabileceği Josefin model bir kanepe var. Genellikle gençler uzanır, yetişkinler ise uzanmayı seçmez” diyen İlkim Öz, terapinin ilk seanslarında hastaların neler yaşadığını şöyle özetliyor: “Terapinin ilk seanslarında kişi günlük hayatındaki mevcut sorunlarını anlatır. Yaşadığı sorunların kendi üzerindeki etkilerini dışa vurur. Mutsuzluğundan, umutsuzluğundan, bitkinliğinden, tükenmişliğinden söz eder. Eşine, dostlarına, çalışma arkadaşlarına ve dünyaya yönelmiş kızgınlık ve öfkesini ifade eder. Ağlayıp, bağırıp kendisine biçilmiş olduğuna inandığı kaderine isyan eder.”

Ortak neden “mutsuzluk”
İlkim Öz psikoterapi seanslarına katılanların önemli bir çoğunluğunun mutsuzluktan şikayet ettiğini söylüyor: “Psikoterapi seanslarına katılmak için başvuran kişilerin şikâyetleri farklı farklıdır. Nedir bu şikâyetler diye bakacak olursak, hepsinin ortak noktası genel bir mutsuzluk halidir. Kimi depresyondadır kimi içinde bulunduğu stres ortamını yönetememektedir. Bazıları gün içinde depresif ataklar yaşarken, bazıları da dikkatini toplayamadığından yakınır.

Peki ne yapmalı?İlkim Öz, sorunun kaynağını bulduktan sonra o sorunu ortadan kaldırmanın yollarını bulmanın gerektiğini söylüyor kitabında. Travmatik stres bozukluğu yaşayan kişilerin öncelikle yeme alışkanlıklarını değiştirdilerinin ve alkol- madde bağımlığına yöneldiğine dikkat çeken Öz, bu alışkanlıklara yönelim nedenlerini sıralıyor ve bu alışkanlıklardan nasıl kurtulunabileceğini anlatıyor. Ne olursa olsun kendi kararlarınıza, isteklerinize öncelik verin tezini savunan Öz, kitabına şu tavsiyelerle son veriyor:
“Hayır” demeyi öğrenin. Her talebi kabul etmeyin. Sinemaya gidelim diyen arkadaşınıza, onu üzmemek adına tamam demeyin. İstemiyorsanız bunu açıkça ifade edin. Örneğin; “Başka zaman gidelim mi? Canım hiç istemiyor,” demekten çekinmeyin.
Sizde gerginlik yaratan, stresinizi tetikleyen kişilerden uzak durun.

Evinizin ya da ofisinizin derli toplu olmasına özen gösterin.
Hoşunuza giden, mutlu olacağınız eylemleri ertelemeyin, yarına ya da daha sonraya bırakmayın. Unutmayın ki hayat “şimdi” var.


Stres nasıl yönetilir?
Kitabın en dikkat çeken sorularından “Stres nasıl yönetilmeli?” sorusuna İlkim Öz şöyle yanıt veriyor: “İnsan kendi travmalı geçmişinden getirdiği sorunlarla boğuşurken aynı zamanda da günlük hayatındaki stresi yönetmekte zorlanır. Ya da travmaları yoktur ama kişilik yapısından kaynaklanan nedenlerden dolayı stresle başa çıkamaz.

Bazı bilim insanlarına göre stresi yaratan insanın kendisidir. Modern ve post modern insan, doğada yaşamaktan koparak hayatını bir kaosa çevirmiştir. Şehirler kurmak için doğayı yok etmiş, doğayı yok ettikçe kendi yarattığı kaosun içinde kaybolmuştur. Kalabalık şehir hayatı, yoğun trafik sorunu, para kazanma kaygısı, hastalıklara yakalanma korkusu, başarı hırsı, çocuklarının başarılı olma hırsı, hareketsizlik, akraba ilişkilerinin zayıflaması, sevdiklerine ayıracak kaliteli zamanın kalmaması insanı zorlamakta ve aşırı stres yaşamasına neden olmaktadır.

Buna bağlı olarak da bedensel, zihinsel ve ruhsal rahatsızlıklara yakalanma riski artmaktadır. Bana göre de insan ağaçtan, topraktan, çiçekten, hayvandan, doğadan ayrılarak, kendisine en büyük kötülüğü yapmıştır.”



Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayfa : 163