VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
15 Temmuz 2013 Pazartesi | Anasayfa > Haberler > Tuhaf Biraderler
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Tuhaf Biraderler

Neil Gaiman’ın Türkçeye çevrilen son romanı “Anansi Çocukları”, Şişko Charlie ile kardeşi Örümcek’in tuhaf, komik ve korkunç hikâyesini anlatıyor. Fantastik edebiyatın süperstarı Gaiman, bu kez mizah dozunu yüksek tutuyor.

Özlem Akalan
ozlemakalan@gmail.com

“Nasıl olduğunu bilirsin. Kitabı alırsın, ithaf sayfasını açarsın, bir de bakarsın ki yazar, kitabı, yine sana değil bir başkasına ithaf etmiş.
Bu kez değil ama.
Çünkü henüz tanışmadık / birbirimizi uzaktan tanıyoruz / birbirimize deli oluyoruz / uzun zamandır görüşmedik / bir şekilde dostuz / hiç tanışmayacağız, ama eminim ki buna rağmen birbirimizi hep çok seveceğiz... Bu kitabı sana ithaf ediyorum. Nedenini ve sana ne dilediğimi en iyi sen bilirsin.”
Daha ilk sayfasıyla, ilk satırlarıyla okuru kendine bağlayıveriyor Neil Gaiman Türkçeye çevrilen son romanı “Anansi Çocukları”nda. Hangi ölümlü istemez ki bir romanın kendine ithaf edilmiş olmasını? Zaten romandaki öykü de, bir tarafı çocuk kalanların en büyük arzusu üzerine şekilleniyor: Bir tanrının çocuğu olmak ve üstün yeteneklerle dünyaya gelmek. Ne var ki, romanın başkahramanıyla kendini özdeşletirenler biraz olsun hayal kırıklığına uğrayacaklar. Zira eski Afrika tanrısı Anansi’nin reenkarnesi olan babasının yetenekleri Şişko Charlie Nancy’ye değil, hiç tanımadığı kardeşi Örümcek’e geçmiştir! Üstelik çekingen, hırs yoksunu ve pek de parlak bir karakter olmayan Şişko Charlie şişko da değildir; babası ona bir kez böyle hitap etmiş ve bu lakap üzerine yapışıp kalmıştır.
Babasının ölümünün ardından onun örümcek tanrı Anansi olduğunu öğrenen Şişko Charlie, o güne kadar varlığından haberdar olmadığı kardeşini bulmanın yolunu da öğrenir. Bir örümceğin kulağına kardeşini aradığını fısıldaması yeterlidir. Ertesi gün kardeşini karşısında buluverir Şişko Charlie. “İki adam arasında soy benzerliği olduğu tartışmasızdı” diye anlatmaya başlıyor yazar bu karşılaşmayı ve devam ediyor: “Kardeşi, Şişko Charlie’nin her sabah sıkıcı bir monotonlukla aynada gördüğü düş kırıcı adamın kusurlarından arınmış hali, zihninde benzediğini tahayyül ettiği hali gibiydi. Örümcek ondan daha uzun, daha zayıf ve daha klastı. Üzerinde kızıl-siyah bir deri mont ile dar, siyah, deri bir pantolon vardı ve bu giysilerin içinde gayet rahat görünüyordu.
Şişko Charlie bu adamın rüyasında gördüğü parti gülü olup olmadığını anımsamaya çalıştı. Adamın üzerinde, kendine güvenli, istediğini alan, yaşama tepeden bakan bir hava vardı: Sırf masada, bu adamın karşısında oturmak dahi Şişko Charlie’nin
kendisini beceriksiz, çekingen ve biraz avanak hissetmesine neden oluyordu.”

BİR KİTAPTAN DİĞERİNE

Örümcek’in hayatına girmesi Şişko Charlie’nin başına olmadık işler açacaktır elbette; önce nişanlısını kaybedecek, geçmişe yolculuk edecek, Kuş Kadın’a tutulması zor sözler verecek, babasının yüzlerce kez kandırdığı Kaplan’la mücadele edecek, dahası cinayete karışacaktır.
Neil Gaiman’ın 2005 yılında yayınlanan romanı “Anansi Çocukları”, yazarın eşsiz hayal gücüyle yarattığı karakterler arasında büyülü bir macera vadediyor. Üstelik esprili dili, okuma keyfini katlıyor. Bu arada, Anansi’nin örümceğe benzeyip benzemediğini sorduğunuzu duyar gibiyim. Sorunun yanıtı yine romanın içinde: “Elbette öyleydi, insan gibi olmadığında, örümcek gibiydi. Hayır, o şeklini hiç değiştirmezdi. Bütün mesele öyküyü nasıl anlattığınla ilgili, o kadar.” “Amerikan Tanrıları”, “Bir Kıyamet Komedisi”, “Coraline”, “Mezarlık Kitabı”, “Yokyer” ve “Yıldız Tozu” gibi kitapları ile “Sandman” serisi Türkçeye çevrilen Neil Gaiman, “Anansi Çocukları” romanını 1996 yılında senaryo olarak yazmaya başlamış. Üç bölümün ardından hikâyenin pek de canlı olmadığına karar verip başka romanlara yönelmiş. “Yazdığım bölümler içinde en ilginç karakter aslında örümcek tanrı Anansi olan Bay Nancy idi ve o da hikâyenin başında ölüyordu” diyor Gaiman. “Amerikan Tanrıları”nı yazarken Bay Nancy’yi, yani henüz yazmadığı bir diğer romanın karakterini, romanına ekleyivermiş. Böylelikle Anansi, her iki hikâyede de bir yer edinmiş kendine.

AİLEYİ ANLATIYORUM

Öykü, roman ve çizgi romanlarıyla Bram Stoker, Nebula, Hugo ve Locus başta olmak üzere burada sayamayacağım kadar çok ödülün sahibi Neil Gaiman için bilim kurgu ve fantastik edebiyat tarzının süperstarı demek yanlış olmaz. “Anansi Çocukları” romanını “Tanrıların ve doğa üstü olayların komik, korkunç, gerilim dolu ve romantik komedi tadındaki hikâyesi” olarak tarif eden Neil Gaiman, tarzlarla oynamayı seven bir yazar. Ve mizah ile gerilimi aynı kategoriye koyuyor. “Eğer okurken korkmuyorsanız, işe yaramaz. Eğer okurken gülmüyorsanız yine işe yaramaz” diyor Gaiman ve ekliyor: “Yemek pişirdiğim gibi yazıyorum. Kim bir yemeğe bir malzemeyi ekleyemeyeceğinizi söyleyebilir ki? Tarzları, ana yemeği zenginleştirecek bir baharat olarak kullanıyorum. ‘Anansi Çocukları’ gerilim ve mizah ile tatlandırılmış, dedektiflerin, mitlerin olduğu bir roman. Ama aslında insanlar üzerine bir roman. Aileler ve aile ilişkileri üzerine yazıyorum. Realistik bir roman olarak anlatsam, belki yazdıklarımı kimse okumaz. Okurun daha önce hiç görmediği bir açıdan bazı şeyleri gösterdiğim için rahatça hikâyenin içine girebiliyorlar.”
Romanın başkahramanları Şişko Charlie ve Örümcek, aynı insanın iki farklı yüzü gibi. Zaten Gaiman da “Birbirlerinden çok farklı olmalarına rağmen birleştiklerinde bütün bir insan oluveriyorlar” diyor. “Romanı yazarken, tanıdığım her insanda biraz Örümcek’ten biraz da Şişko Charlie’den izler olduğuna inandım” diyen yazar yine de herkesin Şişko Charlie ile kendini daha kolay özdeşleştireceğini düşünüyor.



KUTU
KİTAPTAN BİR BÖLÜM

“Saygın bir şekilde ölmenin yüzlerce değişik yolu olmalıydı.
Boğulan küçük bir çocuğu kurtarmak için köprünün birinden nehre atlamak mesela veya tek başına bir haydut ordusuna saldırırken, mermi sağanağı tarafından biçilmek. Mükemmelen
saygın ölüm biçimleriydi bunlar.
Daha az saygın ama o kadar da kötü olmayan başka ölme biçimleri de yok değildi, doğrusunu isterseniz. İnsanın aniden, sebepsiz yere alev alması, mesela. Tıbbi olarak kuşkulu, bilimsel olarak da pek muhtemel değildi, ama yine de durup dururken tutuşup, geriye yarısı içilmiş sigara izmariti tutan kömürleşmiş bir elden başka hiçbir şey bırakmamakta ısrar eden insanlar vardı bu dünyada. Şişko Charlie bunu bir dergide okumuştu. Babası bu şekilde ölmüş olsa, çok da rahatsız olmazdı. Ya da, bira parasını çalan adamların peşinden koşarken, sokakta kalp krizi geçirmiş olsaydı da...
Şişko Charlie’nin babası şöyle ölmüştü: Bara erkenden gelmiş ve karaoke gecesini “What’s New Pussycat?”i söyleyerek başlatmıştı. O gece orada olmayan Bayan Higgler’a göre bu
şarkıyı öyle güçlü ve erkeksi bir şekilde söylemişti ki, Tom Jones onun yanında süslü jartiyerlerle gezinen bir tavşan kız
gibi kalırdı. Michiganlı bir grup sarışın turist, bu performansı nedeniyle Şişko Charlie’nin babasına bira ısmarlamıştı. Onun hayatlarında gördükleri en şirin şey olduğunu düşünüyorlardı
belli ki.
“Bütün suç onlarda,” demişti Bayan Higgler, telefonda, acı dolu bir sesle. “Onu baştan çıkarmışlar.” Hepsi de daracık straplez bluzlara sığışmış, bronzlaşacağız diye güneşte gereğinden fazla kalıp istakoz gibi kızarmış kadınlarmış ve hepsi de kızı olabilecek yaştaymış.
Böylece adam hemen onların masasına oturup sigarını yakmış ve savaş sırasında askeri istihbaratta görev yaptığına ilişkin imalarda bulunmuş, ama hangi savaştan bahsettiğini
söylemekten özenle kaçınmış ve bir insanı çıplak elle, tek bir damla bile ter dökmeden öldürmenin bir düzine yolunu bildiğini filan anlatmış.
Sonra en dolgun göğüslü ve en sarışın turisti, bir başka turist arkadaşı, “Strangers in the Night”ı söylerken dans pistine sürüklemiş. Turistin boyu ondan bir miktar uzunmuş ama Şişko Charlie’nin babasının yine de çok eğleniyormuş gibi bir hali varmış, zira adamın sırıtan ağzı, turistin göğüsleriyle aynı hizadaymış.
Dans bittikten sonra, Şişko Charlie’nin babası sıranın yine kendisine geldiğini ilan etmiş. Şişko Charlie’nin babası hakkında söylenebilecek bir şey varsa, o da hiç şüphesiz heteroseksüel olduğuymuş; dolayısıyla mekândaki herkesin, ama özellikle de sahnenin hemen altındaki masada oturan en sarışın turistin önünde, gay marşı olan “Neysem Oyum”u söylemeye başlamış. Tüm yeteneğini döktürmüş. Tam şarkının, eğer olduğu kişi olduğunu herkese söyleyemeyecekse, ona göre yaşamın hiçbir anlamının kalmayacağını dünya âleme açıkladığı kısmına gelmiş ki, yüzü garip bir ifade almış ve bir elini göğsüne bastırıp, diğer elini de öne uzatarak, insan uyduruk bir sahneden ne kadar yavaş ve ne kadar zarif hareketlerle yuvarlanabilirse, işte o hareketlerle, önce en sarışın tatilcinin üzerine, oradan da yere yuvarlanmış.”


Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayfa : 163