VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
14 Haziran 2014 Cumartesi | Anasayfa > Haberler > Tüm inandıklarınızı tekrar gözden geçirin
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Tüm inandıklarınızı tekrar gözden geçirin

Ateist bir ailenin küçük kızı en katı kurallarıyla Yahudiliği yaşamaya başlarsa; diğer kızları kocasını aldatırken oğulları da uyuşturucu batağındaysa neler olur? Peki ya bu esnada evin babası bitkisel hayata girip anne de kocasının kendisini aldattığını öğrenirse?

ÖZLEM AKALAN



Bir yazarı ilk kez okuyorsam, etki altında kalmamak için önce romanı okuyup yazarı hakkındaki bilgilere sonra bakıyorum. “İnananlar”ı bitirdikten sonra fark ettim ki Zoe Heller, meğer tanıdığım, daha doğrusu ikinci kitabından uyarlanan “Skandal” filmini izlediğim sansasyonel yazarmış. Hani şu eleştirmenler tarafından övgüler alan, başrollerini Judi Dench ile Cate Blanchett’in paylaştığı film. Blanchett filmde 15 yaşındaki öğrencisi ile aşk yaşayan bir öğretmeni canlandırıyor dersem, seyretmediyseniz bile filmin konusunu aşağı yukarı kafanızda canlandırabilirsiniz. Bir dönem İngiltere başta olmak üzere Avrupa’da art arda yaşanan, çoğu kez sonu hapisle biten, skandal niteliğindeki öğretmen - öğrenci ilişkilerinden etkilenerek bu romanını kaleme almış Zoe Heller. 2004 yılında roman Grikedi Yayınevi tarafından “Skandal” adıyla Türkçeye de çevrilmiş, ancak baskısı tükenmiş.
“İnananlar”, New York’ta yaşayan İngiliz yazar Zoe Heller’in üçüncü romanı ve 2008 yılında yayınlanmış. 1965 doğumlu Heller, 20’li yaşlarında New York’ta kariyer peşinde koşan bekar bir kadının yaşadıklarını kaleme aldığı Bridget Jones - Carrie Bradshaw tarzı köşesiyle gazeteciliğe adım atmış. Üstelik, senarist Larry Konner ile evli, iki çocuk sahibi, Booker adayı 40 yaşında bir yazar oluncaya kadar da köşesini kimseye kaptırmamış. Heller, Alman Yahudi göçmeni senarist bir baba (Lukas Heller) ve İngiliz bir annenin kızı. Ağabeyi Bruno Heller de babası gibi senarist. (“The Mentalist” dizisinin senaristi.) Heller, babası Yahudi olmasına rağmen ailesi tarafından bir ateist olarak yetiştirilmiş. Hatta büyükannesinin kendisine “Beni hiçbir yaptığınla hayal kırıklığına uğratamazsın; rahibe olma yeter.” dediğini anımsıyor.
Yazarın ailesi hakkındaki bu özel bilgileri paylaşmamın sebebi, yazdığı “İnananlar” romanıyla paralellik taşıması. Adından anlaşılacağı üzere roman, dini ve politik birtakım inançlara odaklanıyor.
BİR ACAYİP AİLE
Roman, 1962 yılında, Londra’da başlıyor. ABD’li avukat Joel ve İngiliz Audrey, bir partide tanışırlar. Tanışmanın hemen ardından Joel, genç kadına kendisiyle birlikte New York’a gelmesini teklif eder. Audrey teklifi kiletmez ve yazar, 2002 yılının New York’una geçiş yapar. 72 yaşındaki Joel solculuğu ile tanınan ünlü bir avukat olmuştur. 58 yaşındaki Audrey ise, artık yetişkin olan çocuklarına ömrünü vakfetmiş, hâlâ aktivist toplantılardan ve sağlam sosyalist görüşünden ödün vermeyen bir kadındır. Orta sınıf Amerikan ailesi portresi çizseler de ev hayatları sıradan değildir. En büyük kızları Karla, Mike ile aslında pek de iyi gitmeyen bir evliliği sürdüren hayli kilolu bir kadındır. Rose, Küba’da geçirdiği dört yılın ardından ülkesine dönmüştür. Koyu ateizmi bir kenara bırakıp, kanında olan Yahudiliği anlamak için çeşitli toplantılara katılmaktadır. Evlatlık oğulları Lenny ise her ne kadar uyuşturucuyu bıraktığını iddia etse de bu bağımlılığından kurtulmayı başaramamıştır. Sivridili, İngiliz tarzı esprileri ve fikirleriyle okuru eğlendiren Audrey ise çocuklarının kabusudur. Sadece kendi düşüncelerinin doğru olduğuna inanan ve herkesi dilediği gibi yönlendirmeye çalışan Audrey, Karla’yı pasifliği ve kilosu yüzünden sürekli azarlar; Rose’un inancıyla dalga geçer. Kendisine anneliği hissetirdiğini söylediği ve aşırı derecede düşkün olduğu oğlu Lenny’ye ise her türlü toleransı gösterir. Joel’in mahkeme salonunda felç geçirip bitisel hayata girmesi, zaten kendi dertleriyle boğuşan aile fertlerinin beklenmedik bir gerçekle karşılaşmalarına sebep olur; Joel’in başka bir kadından küçük bir çocuğu vardır. Eşinin sadakatsizliğinden haberdar olan Audrey, Joel’in bir ilişkisinin bu noktaya gelebilmesini kabullenemez. Çocuk sahibi olmak için doktor doktor gezen, ama kocasını sevmediğini anlayan Karla, iş yerinden bir arkadaşı ile Mike’i aldatır. Rose, sadece Yahudiliği daha iyi anlamak için çıktığı yolda, dini en katı kurallarıyla yaşamaya karar verir. Lenny ise her türlü bağımlılıktan kurtulmak için bir taşra kasabasında bir marangozun yanında çalışmaya başlar. Joel’in sağık durumu ciddiyetini korurken, aile fertleri kendi yollarında ve birbirleriyle kurdukları bağda ne kadar mesafe katedecekler? Bunu keşfetmek elbette okura kalıyor.
SEVİLMEYEN KARAKTERLER
Zoe Heller ile yapılan röportajlarda Heller’e en sık sorulan soru, karakterlerinin antipatik olmaları üzerine. “Skandal” filminde ne Judi Dench’in ne de Cate Blanchett’in üstlendiği rolle, izleyici ya da okurun özdeşleşmesi mümkün değildi. Aynı şekilde “İnananlar”da da okur hiçbir karakteri kendine yakın hissetmebilir. Babaları hastanede yatarken, üstelik onun odasında tutuştukları kavgalar ve karakter çatışmaları, Audrey’in 40 yıldır Amerika’da yaşamasına rağmen asla elden bırakmadığı İngiliz soğukkanlılığı hatta Noam Chomsky’nin kitabını okumayı kafasına koyduğu için kocasıyla sevişmeyecek kadar kuralcı olması, romanın başındaki tavırlarının sonlara doğru bambaşka yönlere kayması, karakterleri gerçekten de antipatik kılıyor. Ancak bir romanın anlattıklarını merak etmek ya da okumaktan keyif almak için ille de bir kahramana gerek yok. Zaten yazar da bu yöndeki eleştirileri “Okurların, yarattığım karakterlerle arkadaş olması için kitap yazmıyorum. Arkadaş edinmek istiyorlarsa partilere gidebilirler. Ahlaki kahramanlar yaratma peşinde değilim. İnsanların kendilerininkine benzemeyen hatta hiç hoşlanmayacakları türden bile olsa, farklı fikirleri görmelerini istiyorum.” sözleriyle cevaplıyor.
Haksız da sayılmaz. Çünkü romanda Rose’un Yahudilik dinini en sou haliyle yaşama çabası, radikal görüşlü herhangi Katolik ya da Müslüman karakterle yer değiştirebilirdi. Ya da dışarıdan mutlu gibi görünen bir evliliğin çoğu kez sevgisizliğin merkezini olabileceğine pek çoğumuz şahit olmuşuzdur. Hele inançlara, siyasi fikirlere ve kişilere sadakat, günümüzde pek sık rastladığımız bir meziyet sayılmasa gerek.

İnananlarİnananlar

Zoe Heller

Detay için tıklayın

Paylaş

Öyleyse ‘Yaşasın edebiyat!’ Geçen ay Grand Pera Emek Sineması’nda çok önemli bir edebiyat davetine katıldım. Davet önemliydi çünkü,Türk edebiyatının “yaşayan” 50 şairinin/yazarının, kendini, edebiyatını ve hayata bakışını anlattığı “Yüz Yüze Konuşmalar, Yaşayan Edebiyat” projesi tanıtıldı.

Devam