VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
14 Nisan 2016 Perşembe | Anasayfa > Haberler > Türkiye’deki cinayet faillerinin %95''i erkek
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Türkiye’deki cinayet faillerinin %95'i erkek

Canan Tan, kadın mahkumların hikayelerini ele aldığı yeni romanı “Kelepçe”yi yazarken cezaevlerindeki mahkumlarla görüşmeler yapmış. Tan’ı en çok sarsan ise bir mahkumun tahliye saati geldiğinde “Öğlen yemeğini yedikten sonra çıksam olmaz mı?” demesi olmuş.

İPEK CEYLAN ÜNALAN



Bugüne kadar merkezine “kadın”ı alan pek çok roman yazdınız. “Kelepçe” ise onlardan farklı; zira kadın mahkûmlarınhikâyelerini işliyor. Nasıl ortaya çıktı “Kelepçe”?

Yıllar öncesinden yazmayı planladığım bir projeydi “Kelepçe”. Okurlarım anımsayacaklardır, “Çikolata Kaplı Hüzünler” kitabımda “Zincir” adlı bir öyküm vardı. Yeter’in cezaevine düşme öyküsü. Dört duvar arasında kısılıp kaldıktan sonrasını da yazma gereği duydum. Yeter kader mahkûmu arkadaşlarını da
getirdi yanında. Ve “Kelepçe” çıktı ortaya.

Neden özellikle kadınlar?

Özellikle “kadınlar için” diye bir kaygım olmadı hiç. Roman ve öykülerimdeki kadınlar hiçbir zaman tek başlarına değillerdi çünkü. Yanlarında babaları, kocaları, kardeşleri, oğulları, sevdalıları; sevdikleri- sevmedikleri erkekler vardı hep. Burada da var erkekler. Dört duvar arasındaki kadınları oraya sürükleyen nedenlerin başaktörleri olarak. Ancak, bütün yükü onların omuzlarına yükleyemeyiz. Erkeklerden bağımsız suçlar ve suçlular da var tabii. Annesine ötenazi uygulayan hemşire ve gece nöbetinde soygun amacıyla eczaneye girip ağabeyiyle beraber eczacıyı öldüren genç kız gibi.

CEZAEVİ ŞARTLARINI GÖZLEMLEDİM

Kitabı yazma sürecinizde ceza ve tutukevlerindeki mahkûmlarla görüşmeler yaptınız. Neler yaşadınız orada?


Kitaplarımda, gezip görmediğim mekânları yazmam. Cezaevinde geçen bir romanı yazarken de, o havayı solumam, oradaki kadınlarla yüz yüze gelmem gerekiyordu. Ancak özellikle belirtmeliyim ki, onların başından geçenleri dinleyerek yazmadım kitabımı. Hikâyelerimin birkaçı gerçek yaşamdan alınma, diğerleri kurgu. Gazeteci kimliğimle orada olsam, farklı bir yol izleyebilirdim. Ancak yazar olarak, cezaevinden edindiğim izlenimlerle kendi kurguladığım hikâyeleri harmanlayarak yazdım “Kelepçe”yi. Cezaevine giriş nedenim yalnızca oradaki şartları gözlemlemek içindi. Koğuşları, koğuşlardaki odaları, çeşitli etkinliklerin yapıldığı atölyeleri, kurs salonlarını gezdim. Dört duvar arasında nasıl yaşandığını inceden inceye araştırdım. Tabii ki bu arada kadın mahkûmlarla söyleşiler yaptık ve sıcacık sohbetleri paylaştık.

Kadın mahkûmların “buradan çıkınca ne yapacağımı bilmiyorum” kaygısına tanık oldunuz mu?

Tüm mahkûmların en çok kaygılandığı konu bu. Dışarı çıktığında, tahliye olanın evi barkı, parası pulu, destek olacak yakını, dostu olmuyor genellikle. Sudan çıkmış balığa dönüyorlar. “Kelepçe”de yer verdiğim, uyuşturucudan hapse düşmüş Kevser gibi. Tahliye olduğunun ertesi günü otel odasında ölü bulunuyor. Yüksek dozda uyuşturucuyla altın vuruş yaparak yaşamına son vermiş. Herkesin sonu Kevser gibi olacak diye bir şey yok. Ama dışarı çıkanların işi gerçekten de çok zor.

Sizi en çok sarsan ne oldu?

Cezaevinin 18 yaşa kadar olan çocuklar ve gençler bölümünü de gezdik. Kısa süre önce tahliye olmuş bir gencin söyledikleri çok etkiledi beni. Tahliye saati geldiğinde çıkmak istememiş genç. “Öğlen yemeğini yedikten sonra çıksam olmaz mı?” diye sormuş. “Bir daha böyle bir yemeği nerede bulurum ben?” Dışarı çıkanların karşılaşacağı olumsuzluklara çarpıcı bir örnektir sanırım.

Kadına şiddetin her geçen gün arttığı bir ülkede yaşıyoruz ne yazık ki. Ve kitapta da görüyoruz ki kadını hapishaneye iten sürecin başlangıç noktasında erkeğin kadına karşı şiddeti karşısında kadının kendini koruma güdüsü yatıyor…

Maalesef ülkemizde kadına şiddet, ürkütücü boyutlara ulaştı. Geçtiğimiz yıl 300’ün üzerinde kadınımız erkekler tarafından öldürüldü. Evet, kadınlar da cinayet işliyor. Ancak oran çok düşük. Ülkemizdeki cinayet faillerinin yüzde 95’i erkek, yüzde 5’i kadın. Çünkü erkekler ortada geçerli bir neden olmasa da öldürebiliyor. Namus cinayetleri ve töre cinayetlerinin yanında, kafası bir şeylere kızıp cinayet işleyenler de var. Kadınlarsa ancak bıçak kemiğe dayandığında, birikmiş öfkelerinin patlama anında kendini ya da bir yakınını koruma amacıyla cinayete bulaşıyor.


GÜNAHSIZ MAHKUMLAR: ÇOCUKLAR

Bir de cezaevinde büyümek zorunda kalan çocuklar var. Ve çocuklarıyla cezaevinde kalan kadınlar pek çok sorunlarla mücadele ederek çocuklarını büyütmek zorunda. Hataların bedelini çocuklar mı ödüyor?

Cezaevinin günahsız mahkûmları onlar. Dört duvar arasında oyuncaksız ve babasız, eksik büyüyen çocuklar... Annelerinin çektiği cezayı ister istemez paylaşan, su damlası kadar saf ve temiz mahkûmlar... “Kelepçe”deki Mine’nin ağzından duyuyoruz serzenişlerini: Hiç uçurtma uçurmadım ben/ Kumdan kaleler yapmadım hiç/ Sokaklarda oynayamadım/ Çocuğum ben ama/ Çocukluğumu yaşayamadım!

Kitapta uyuşturucu satıcılığından içeri girmiş mahkûm da var, anne- kıza çarparak ölmelerine neden olan da, çocuğuna tecavüz eden kocasını öldüren de var. Kimi haklı kimi haksız. Ortak noktaları nedir bu kadınların?

Hepsinin ayrı bir hikâyesi ve apayrı dünyaları var çünkü. Kaderleri, aynı çatı altında toplamış onları. “Kimseye borcum kalmadı benim. Hayattan alacağım var!” derken, ortak bir noktada buluşuyorlar ancak...


Paylaş

Bir VatanKitap’ın perde arkasıBu ay üç özel röportajla çıkıyoruz okur karşısına. Bunlardan ilki Türk tiyatro tarihine sahneleye çıkan ilk kadın oyuncu Afife Jale'nin yaşamını romanlaştıran Osman Balcıgil'le bu büyük değer üzerine Ece Erol'un yaptığı şöyleşi oldu. Diğer bir özel röportajımızı Cemre Nur Meleke, Aslı Perker'le yeni romanı Flamingolar Pembedir üzerine gerçekleştirdi. Sinemaya da uyarlanan Kocan Kadar Konuş kitabıyla büyük çıkış yakalayan Şebnem Burcuoğlu ise özlenen sıcak mahalle özlemimizi, Cemal Süreya'ya gönderme yaparak Cemal ve Süreyya aşkı üzerinden giderdiği yeni romanı Süreya Kuaför Salonunu anlattı.

Devam