VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
14 Mayıs 2016 Cumartesi | Anasayfa > Haberler > Uçup giden bir kuş ama nereye?
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Uçup giden bir kuş ama nereye?

İranlı kadın yazar Feriba Vefi’nin “Uçup Giden Bir Kuş” romanı, dışı naneli, içi vişneli bir tatlı gibi. Önce güzel bir ferahlık, derken ekşimsi bir keder hissini arka arkaya ve dönüşümlü yaşatan, özü tatlı bir roman olarak kaldı bende.

ÖZEN YULA



Mevsim değişir. Yoksullar ve zenginler için mevsim farklı olmaz. Ama yaşama biçimleri çok farklılaştırır onu. Aynı evin içinde günün saatleri bile değişir yoksullar için. Bodrum katının sağlıksızlığında, bir odada gündüzken, diğerinde öğlen, bir diğerinde gece olabilir. Feriba Vefi’nin “Uçup Giden Bir Kuş”u çağdaş İran toplumunun yoksul yüzünde yaşananları duyarlı bir
kadının gözünden aktaran bir roman.

Çocukken kütüphanede bulup okuduğum bir kitap etkilemişti beni. “Çöplük” adlı kitapta Carolina Maria de Jesus, Brezilya favelalarındaki hayatını anlatıyordu. Birtakım şehir mitleri de yaratmak istemişlerdi sanıyorum. Kitabın bir çöplükte bulunduğunu yazmışlardı tanıtımında. Kadın yoksul hayatını yazdığı günceyi çöpe atmış. Onu da bir yabancı bulup okumuş, etkilenmiş filan.
Kitabın özelliği, bir kadının çocuklarıyla şehrin en zor yerlerinden biri olan teneke mahallede verdiği varoluş savaşını anlatmasıydı. Yoksulluk kadar başka yoksulların yaptıklarına da dayanmak gerekiyordu o koşullarda.

80’lerin başında Latife Tekin’in “Sevgili Arsız Ölüm”ü geldiğinde başka bir yüzüyle karşılaşmıştım o yoksulluğun. O hayatın içinde olağanüstü bir düş gücü ve bu sayede de yaşama sevinci barındırdığını anlamıştım.
Yıllar sonra İran’dan gelen bir kitap bu okuma geçmişimi hatırlattı bana. Metinler arasılık çok geçerli olmasa da, Feriba Vefi’nin elindeki malzemeye yaklaşımı ister istemez bu göndermeyi tamamlıyor.

Susan ve sır tutan kadın

Romanı ağzından dinlediğimiz kadın kahraman, günümüz İran’ında, büyük kentin kenar semtlerinden birinde, borçlanarak zar zor aldıkları bodrum katında kocası Emir ve büyüğü erkek, küçüğü kız olan Şahin ve Sadi adlı iki çocuğuyla bir yaşam ve aklını koruma savaşı vermektedir.

Bir yanda baskın annesi öte yanda iki kız kardeşi Şehla ile Mehin geçmişini hep hatırlatmaktadırlar. Aslında ihtiyacı yoktur. Yatağında çile çekerek kendi başına ölen, eski bir uzun yol şoförü olan aksi babası, ona hayatı dar eden ve bunama başlangıcından itibaren yatalak kalıncaya dek kötü davranıp mızmızlanan annesi “aşk” konusunda kızlarına pek eğitici olmamışlardır ve hafızadan silinecek gibi de değildirler.

Sonrasında Şehla birtakım trendlerle, popüler kadınlık bilgileriyle kendine bir hayat kurarken Mehin İran’daki kocasını boşayıp, bir Amerikalıyla evlenerek ABD’ye yerleşmiştir. Kahramanımız ise hep susarak, sır tutarak büyüyen bir kadın. Derken Emir diye bir adama verirler onu. Emir ise konuşmayı, dertleşmeyi seven, karısından mahalle dedikodularını bile öğrenmek isteyen, işçilik yaparak geçinen bir adamdır. En büyük arzusu Kanada’ya yerleşmektir ailesiyle. Hatta bu uğurda bir Kanadalı kadın bile bir dönem hayatlarına girer. Bu süreçte iki çocuklarıyla dokuz kez ev değiştirip sonunda o havasız bodrum katına tıkılmışlardır. Ama yuva yuvadır. Ve kahramanımız yetinmeyi bilen bir insandır.
Zamanla o da kocasının isteğiyle daha konuşkan bir kadın olur. Kendini sorgulayacak “üçüncü göz”ü vardır. Sonra eşiyle tartışmaya ve ondan uzaklaşmaya başlar. Çünkü “gitmek” fiilini ikisi ayrı ayrı çekmektedirler. Kocası Kanada’ya gitmek, kahramanımız ise mazisinde gidip dönmek üzerine kurmuştur fiili.

Evliliği de kendi bağlamı içinde kısa ve net betimlemelerle tanımlar. Hem bir kurtuluş hem de bir esaret anlamı içerir evlilik. Kocası ne zaman ondan sıkılsa kahramanımızı davul göbekli, deve ayaklı olarak görmeye başlar. Karısından sıkıldığı zaman, çocuklarını da aptal bulur ve yaşamında engel olarak görür. Ama bunu yapan adam bazı sabahlar banyoda şarkı söyleyip Hafız’ın dizelerini yüksek sesle okur. İlişkileri hep karşıtlıklar üzerine kurulu.

Yan anlamlardan birinde de çocuk istismarı net biçimde anlatılır. Kahramanımız, enişte demeyip Kadir Amca diye seslendiği, Mahbup Teyzesi’nin kocası tarafından bakışlarla, küçük dokunuşlarla taciz edilmiştir. Sonraki yıllarda kızı Şadi’ye, apartmana giren adamlardan biri ona dokunursa bağırması gerektiğini ısrarla öğretmeye çalışır. Kızın kendi ağlayan bebeği üzerinden anlatır derdini. İyi bir hayat dersi verir kızına.

Gülmeyi öğrenme sanatı

Farklı gidişleri seçer kahramanımız. Bazen kocasının öldüğünü düşleyerek bir yere gider. Bazen Emir’in eski hâlini özlediği bir yere gider. Bazen kendi öleceğini düşlediği bir yere gider. Ama hep gider. Emir’in Şehrazat’a, kahramanımızın Şehriyar’a dönüştüğü zamanlar da eksik olmaz. Beri yandan Emir patavatsız bir adam olmuştur zamanla. Bakü’ye, Türkiye’ye gelen ama Yunanistan’a kaçmak üzereyken Türk polisi tarafından yakalanıp memleketine gönderilen Emir, zamanla ekşi huylu bir adama dönüşmüş, bir kadına duymak istemeyeceği şeyleri olduğu gibi söyleyiveren bir patavatsız olmuştur.

Evlilik belki de bir zamanlar üzüldüğün, canını yakan laflara zamanla gülmeyi öğrenme sanatıdır, kim bilir, kim söyler ki! Ya da belki umduğunu değil, bulduğunu yaşamaktır bu dünyada. Bunu en net biçimiyle görüyoruz bu kısacık romanda.
1963 Tebriz doğumlu roman ve öykü yazarı Feriba Vefi ciddi anlamda iyi bir yazar. Sade ve edebî olmasını biliyor. Bu da büyük bir erdem, edebiyat âleminde. Kısa romanda taşları yerine oturtarak, ileri, geri gidişlerle, kederli bir “geniş zaman”da anlatıyor yoksulluğu. Bir kadının bilinçlenme süreci de giriyor anlatıya. İran toplumunda ve değerlerinde yoksul ve kadın olmak sorgulaması da satır aralarında yapılıyor. Elbette o hayatı süren bir kadın bunca damıtılmış cümleyi bir arada kuramaz.

Ama Feriba Vefi hem cümleleri güzelce yerleştiriyor; hem de o cümlelerle kurduğu atmosferde renkleri, kokuları, sesleri gayet güzel yerli yerine oturtup sağlam bir atmosfer kuruyor. Farsça aslından çeviren Lale Javanshir iyi bir çeviri çıkarmış ortaya.
Sokağa çıkmayı ve yürümeyi öğrenen, içinin sesine kulak veren ve kendi içindeki bodrum katını sahiplenip gezmeyi göze alan bir kadının romanı bu.

Yarım ila beş sayfadan oluşan elli üç bölümde tamamlanmış “Uçup Giden Bir Kuş” aslında dışı naneli, içi vişneli bir tatlı gibi. Önce güzel bir ferahlık, derken ekşimsi bir keder hissini arka arkaya ve dönüşümlü yaşatan, özü tatlı bir roman olarak kaldı bende.

Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayı : 163