VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
14 Temmuz 2015 Salı | Anasayfa > Haberler > Uçurumun kıyısındaki BERLİN
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Uçurumun kıyısındaki BERLİN

Philip Kerr “Ölüler Dirilmezse”de Hitler’in Berlin’inden Batista’nın Havana’sına uzanan edebi yönü sağlam, tarihi yönü aydınlatıcı, ruhsal yönü karanlık ama alaycı ve aksiyon yönü heyecan verici bir hikaye anlatıyor.

MİNE AKVERDİ DENKTAŞ



İskoç yazar Philip Kerr, yazarlıktan para kazanmayı ilk kez 12 yaşındayken başardı. Zira o yaştayken, ergenliğe henüz adım atan bir erkek çocuğu olarak pornografik hikayeler yazıp bunları okuldaki arkadaşlarına satıyordu. Bu minvalde ilk eseri olan “The Duchessand the Dasies / Düşes ve Papatyalar,” anne-babasından gizlice okuduğu ünlü roman “Lady Chatterley’s Lover (Lady Chatterley’in Sevgilisi)”nin etkisinde yazılmış bir hikayeydi.

Bu açık saçık hikaye okul arkadaşlarından birinin elinde yakalandığında, kimin yazdığı da hemen ifşa oldu. Haberi alan babası ise onu geleneksel bir şekilde cezalandırmak yerine, yaratıcı bir ceza buldu: Yazdığı o açık saçık hikayeyi annesine okuttu. “Neyse ki, birkaç cümleden sonra annem daha fazla duramayıp odayı terk etti” diye anlatıyor o günü Kerr; “Ve işte o gün kelimelerin gücünü keşfettim.”
12 yaşında yaptığı bu keşif Phillip Kerr’in kaderini belirleyen şey oldu. Nitekim bundan sonra o gücü elinde bulundurmak için hep yazdı, yazdı.

ALAYCI VE SERT DEDEKTİF

1956’da Edinburgh’da doğanKerr, Birmingham Üniversitesi’nde hukuk ve felsefe okuduktan sonra, ünlü reklam ajansı Saatchiand Saatchi’de metin yazarlığı yapmaya başladı. Bu dönemde yazmak için de kolları sıvadı. Sonunda 1989’da kendini tamamen yazarlığa adadı ve ilk romanı “Mart Menekşeleri (March Violets)”ni yayımladı. Böylece dünya, kendisine has bir adalet anlayışı, ahlak ilkeleri, doğru bildiğinden sapmayacak kadar cesareti, taşı gediğine koyma mahareti, kara mizaha yatkınlığı olan 38 yaşındaki sert ve alaycı özel dedektif Bernie Gunther ile tanışmış oldu. Birinci dünya savaşından madalyalı, Nazilerin işbaşına gelmesinden sonra teşkilattan ayrılmış eski bir polis olan, içki ve sigara tiryakisi Gunther’in 1930’lu ve 40’lı yıllarda Nazi Almanyası‘nda geçen maceraları “Solgun Suçlu (ThePaleCriminal)” ve “Alman Usulü Bir Ağıt (A German Requem)” ile devam ederek “Berlin Noir” adlı üçlemeyi oluşturdu. Heyecanlı polisiye hikayesinin yanında Nazi Almanyası‘nın siyasal, toplumsal, ekonomik portresini de ortaya koyan (Kerr yüksek lisans eğitimini Alman hukuku ve felsefesi üzerine yapmıştı) “Berlin Noir” üçlemesi Philip Kerr’in edebiyat dünyasında parlak bir isim yapmasının anahtarı oldu. Kerr, 1993 yılında Granta dergisi tarafından En İyi Genç İngiliz Yazarlar listesinde gösterildi, aynı yıl Fransa’dan da Prix du Roman d’Aventures ödülünü kazandı.

Kerr, “Bir daha Bernie Gunther romanı yazmayacağımı düşünüyordum” dese de, New York Times gazetesinin “yaşadığı zamana uygun bir kahraman... bizimkine de” sözleriyle tanımladığı bu sıradışıdedektif edebiyat dünyasında çoktan vücut bulmuş, hatta kendi hayran kitlesini oluşturarak bir fenomene dönüşmüştü bile. Haliyle Bernie Gunther serisi devam etti. Bugüne kadar 20’nin üzerinde romana imzasını atan Kerr, tam 10 BernieGunther romanı yayımladı.

Bu serinin 2009 tarihli altıncı kitabı olan ve Kerr’i kariyerinin zirvesine ulaştıran “Ölüler Dirilmezse (If The Dead Rise Not)” bu ay Alfa Yayınları tarafından Türkçe olarak yayınlandı. Kerr’e 2009’da 125 bin Euro’luk İspanyol RBA Uluslararası Polisiye Yazarlığı Ödülü‘nün yanısıra İngiltere’den de EllisPeters Tarihi Polisiye Ödülü‘nü kazandıran “Ölüler Dirilmezse” terzi elinden çıkma bir takım elbise gibi kusursuz ilmeklerle akıcı bir biçimde işlenmiş, okuması kolay, ruhu ağır, jilet gibi bir roman.

Perde 1934 yılında Berlin’de açılıyor. Naziler sadece 18 aydır iktidardalar ama Almanya hiç de hoş olmayan değişimleri yaşamaya başlamış. Yine de Nazilerin gerçek yüzü henüz tam olarak görülmüş değil. Yahudiler büyük sıkıntılar içinde ama başlarına gelecek o korkunç akıbetten henüz bihaberler. Endişe ve korku şehri sarmış. Böyle bir iklimde 1936 Olimpiyatlarına ev sahipliği yapmaya hazırlanan Almanya’da polisinden sporuna her alanda Nazilerin baskısı giderek artmakta. Ve bu durum özgürlüğüne düşkün Bernie Gunther için kabul edilir bir şey değil.

NAZİ FIRTINASI

Zaten bu yüzden Alman polis kuvvetlerinde cinayet masası başmüfettişliğinden ayrılmış olan Gunther, kendini Berlin’in ünlü otellerinden biri olan Adlon Oteli’in özel dedektifi görevini üstlenerek güvenli bir limana atmış. Ancak daha ilk sayfalardan sular dalgalanıyor ve hareket başlıyor, bela Gunther’i buluyor, kaçma-kovalamaca ve ölen bir adamla birlikte roman hemen hızlı temposunu yakalıyor.

Yasak ilişki sırasında ölen bir otel müşterisi, Çin Hanedanlığından kalma değerli kutusu çalınan Max Reles adlı tehlikeli bir Amerikalı işadamı, cinayete kurban giden ve cesedi şehrin kanallarından birinde bulunan Yahudi bir boksör derken işler iyice kızışıyor. Yaklaşmakta olan Nazi fırtınasının kokusunu önceden alanlardan biri olan, Nazilerin gerçek yüzünü ortaya çıkarmayı ve olimpiyatların iptal ettirmeyi amaç edinmiş güzel Amerikalı gazeteci Noreen Charalambides’in de kadraja girmesi ve Gunther’in kalbini fethetmesiyle hikaye renkleniyor. Olimpik stadyumun yapımı için inşaat kampında köle gibi çalışmak için sıraya giren Yahudi işçiler ve olimpiyatlardan kar sağlamayı hedefleyen gangaster çetesi olayları daha da derinleştiriyor.

Kerr, sadece Nazi Almanyası‘nın ilk yıllarının siyasi ve toplamsal iklimini gözler önüne sermekle kalmıyor, aynı zamanda Hitler’in takıntı haline getirdiği ve bir prestijve güç meselesi olarak gördüğü Olimpiyat Oyunları için nasıl çılgınca politikalar güdüldüğüne ve hazırlıklar yapıldığına da ışık tutuyor.
Analizleriyle, değişimin eşiğinde, uçurumun kıyısında, endişeyle ve baskıyla yoğurulan bir kayıp şehir haline gelmiş Berlin’i, barlarından genelevlerine, iş için gündüz sekreter gece fahişe olarak çalışan kızlardan köle gibi çalışmaya razı Yahudi işçilere kapana kısılmış insan manzaralarıyla önümüze koyuyor. Önceki romanlarında da yaptığı gibiyine zamanla oynayan Kerrolayların çözülebilmesi için 20 yıl sonraya, 1954 yılına atlıyor; aksiyonu, Batista’nın iktidar koltuğuna oturduğu ve devrim hareketinin henüz filizlenmeye başladığı Küba’ya taşıyor.

Bernie Gunther, Noreen Charalambides ve Max Reles’in yolları, hafiften esmeye başlayan devrim rüzgarını henüz algılayamamış rutubetli ve bıkkın Havana’da tekrar kesişiyor ve bazı sırlar işte burada açığa çıkıyor. Kerr, dünyayı sarsacak olayların arefesindeki iki şehrin, Hitler’in Berlin’i ve mafyanın Havana’sının paralelliklerininefis bir şekilde okura aktarıyor. Ve Guther üzerinden bir adamın, savaşlar, cinayetler, ayrılıklar, acılarla geçen 20 yılda nasıl değiştiğini ve bazı yönlerden de nasıl hiç değişmediğini gözler önüne seriyor.

“Ölüler Dirilmezse”de Kerr, gücünü çocukken keşfettiği kelimelerini büyük bir ustalıkla kullanarak bize edebi yönü sağlam, tarihi yönü aydınlatıcı, ruhsal yönü karanlık ve aksiyon yönü heyecan verici bir hikaye anlatıyor.

Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayfa : 163