VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
11 Kasım 2018 Pazar | Anasayfa > Haberler > Ufkun ötesindeki edebiyat serüveni
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Ufkun ötesindeki edebiyat serüveni

“Yıllarca İngiliz edebiyatı dersi okuttuğum öğrencilerim de hatırlayacaktır, ‘edebiyat çıkarımlardır, atıflardır, alegoridir; geçmişe selam etmek, geleceğe ise öngörüyle yaklaşmaktır,’ derdim” diyen İrem Uzunhasanoğlu yeni kitabı “Ufkun Öte Yanı”nı ve edebiyat öyküsünü anlattı.

İREM UZUNHASANOĞLU


“Nereye gideceğini bilmiyorsan,
hangi yoldan gittiğinin bir önemi yok.”
Alis Harikalar Diyarında



On üç yaşındaydım. Yaz tatillerimi anneannemin Midilli Adası’na bakan evinin terasında karşı kıyıyı seyrederek geçiriyordum. Yaşıtlarım arkadaş grupları içerisinde sayfiye yerinin tadını çıkarırken beni cezbeden tek şey o teras ve anneannemin çatı katındaki ceviz sandıktı. Daha sonraları “Türkiye Hikâyelerini Anlatıyor” isimli öykü seçkisine de dahil edilen “Kundak” isimli öykümde anlattığım ve içinden tarih fışkıran o ceviz sandık...
Geceleri uyku tutmadığında üzerime bir battaniye sarıp karşı yakanın ateş böceği gibi parlayıp sönen ışıklarını seyrederdim. Orası benim ufkumdu. Orada ne olduğunu hep merak ettiğim bir keşif çizgisi... Adanın ışıklarına daldığımı gören anneannem bir gün “Orası babamın geldiği yer,” demişti. Parmağı ile pus olmayan havalarda gayet net görünen Midilli Adası’nı işaret ediyordu. Belki de kalbimde, zihnimde ilk romanımın, ilk tohumunun atıldığı zaman o andı. Bir gün o yakanın hikâyesini yazacağımı bilmeden zihnimde onların göçünü canlandırıp durdum. Yıllar sonra, otuz yaşıma geldiğimde yazmaya karar vermiştim. Bir mübadele hikâyesi anlatacaktım. “Gitme, Gül Yanakların Solar” (2015) işte o adanın ufukta parlayıp sönen ışıklarından çıktı. Ama benim ufukla olan meselem bitmemiş ve hesabım henüz kapanmamıştı. Ufku seyretmeye devam ettim.
“Ufkun Öte Yanı” isimli ikinci romanım üç yıldan fazla bir süre içerisinde yazıldı. Hikâyesinin peşine düşen ve kendini bir serüvenin, bambaşka bir meselenin içinde bulan Aren’in Refika Hanım’la kesişen yolu, birlikte yaptıkları edebiyat sohbetleri, 6-7 Eylül olayları, manastırlar ve şifalı sular... Üniversitede edebiyat okurken tanıştığım, geceleri karanlığıma ışık tutan, yaralarıma derman olan yüzlerce yazara yazdığım romanla selam vermekti benimkisi.
Peki edebiyat serüveni dediğimiz şey bu muydu? Yani sadece bir roman yazmak mı? Elbette hayır. Edebiyat bizim çok okumaktan ağrıyan gözlerimizdi, sadece bireysel değil aynı zamanda toplumsal belleğimizdi, aynamızdı, açık yaramızdı. Sadece kendi coğrafyanda değil, başka diyarlarda yazılanları da kendi dilinde var etmekti. Bu sebeptendir ki Amerikalı yazar Holst’un “Büyücünün Kızı” isimli öykü seçkisini dilimize kazandırmak ödemek istediğim borçlardan biriydi.
Yıllarca İngiliz edebiyatı dersi okuttuğum öğrencilerim de hatırlayacaktır, “edebiyat çıkarımlardır, atıflardır, alegoridir, geçmişe selam etmek, geleceğe ise öngörüyle yaklaşmaktır,” derdim onlara. Bir ressam evi çizip bırakabilir ama yazar evin içindeki acıyı anlatır. İşte benim de edebiyat serüvenim acıları, göçleri ve belleğimizin kuytusunda unutulmuş ne varsa onları anlatmakla başladı. Öznelliğim üretime, üretimim ise bir serüvene dönüştü. Sartre “Niçin Yazıyoruz?” isimli makalesinde “Raskolnikov’un bekleyişi aslında benim kendi bekleyişimdir” der. Okur yazarla bütünleşir, yazar da okurla... Yazar topluma ayna tutar, okur aslında kendi aynasına bakar.
Benim de mübadeleyi anlatan ilk romanım “Gitme Gül Yanakların Solar”da; yazmak isteyenleri teşvik ettiğim “365, Her Güne Bir Yazı” kitabımda; genç bir yazar adayıyla yaşlı bir yazarın buluştuğu ve ufkun ötesindekileri anlattıkları “Ufkun Öte Yanı” romanımda hem tarihsel ve toplumsal olaylardan izler bulabilir hem de edebiyata olan aşkımı görebilirsiniz. Kendimi roman türüne daha yakın hissetmeme rağmen bir de dergilerde yayımlanan öykülerim var, bunlar da volkanın küçük püskürmeleri diyelim. İşte edebiyat serüvenim böyle devam ediyor, dilerim hiç dinmesin, durmasın...
Ne vedalar yıldırsın bizi, ne acılar sustursun...

Paylaş