VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
10 Ekim 2011 Pazartesi | Anasayfa > Haberler > Umberto Eco"dan güncel bir tarihî roman
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Umberto Eco""dan güncel bir tarihî roman

""Gülün Adı"" romanı ile tüm dünyada büyük bir okur kitlesi yakalayan Umberto Eco, yeni romanı ""Prag Mezarlığı""nda milliyetçiliğin akıl dışılığını serimliyor.

Ahmet Tulgar

Umberto Eco"nun yeni romanı "Prag Mezarlığı" (Il Cimitero di Praga), geçen yıl İtalya"da yayımlandığında iki günde 230 bin adet satıldı ve derhal çok satan kitaplar listesinin birinci sırasına oturdu. Yazarın "Gülün Adı"ndan beri romanlarının temel izlekleri, leitmotiv"leri (tekrarları) ve tematiği olan öğeler, Avrupa tarihi içindeki kaymaları doğrultusunda bu kitapta da mevcuttu ve doğal olarak "Prag Mezarlığı" edebiyat eleştirmenlerinden önce din kurumları, siyaset bilimciler, tarihçiler tarafından ele alındı.

Eco"nun montaj tekniğiyle ürettiği, daha doğrusu montaj tekniğini bolca kullandığı ve kişisel arşivi, gazete haberleri ve tarihi belgelerden bir yapboz gibi ördüğü romanında yer alan bazı metinler, Vatikan ve Roma hahamlığı tarafından bir yandan kilise düşmanlığı, diğer yandan da antisemitizm olarak değerlendirilir ve protesto edilirken; 19. yüzyıl Avrupa tarihininin kimi önemli uğraklarını bir komplolar zinciri olarak yeniden üretmesi, Avrupa"nın (resmi) akademik tarih kürsülerine tartışılacak epey malzeme sağladı.

BİR ECO SAVUNMASI
Her ne kadar yazarın niyeti Avrupa tarihi içinde faşizmin kültürel köklerini deşifre etmek gibi görünse de, özellikle romanın farklı bölümlerinde "Gizli Siyon Belgeleri"ni kullanıyor, alıntılıyor olmasının antisemitizme katkıda bulunacağı yönünde yoğun tartışmalar yapıldı. Bu konudaki bir televizyon tartışmasında "Gizli Siyon Belgeleri"nin gerçek olmadığını söyleyen Umberto Eco, “Ana haber bültenlerinde akşam cinayet haberleri yayımlanıyor. Çocuklar da izliyor bu haberleri... Uzmanlar "izletmeyin" deseler de çocuklar, gençler bir şekilde internet üzerinden ulaşıyor bu tür haberlere. Geçmişte Nazizm"e, günümüzde El Kaide ve benzeri örgütlere esin periliği yapan ‘Gizli Siyon Protokolleri’ne internet dahil birçok kaynaktan ulaşılıyor” diyerek kendisini savundu.

Diğer taraftan Eco romanının anakahramanı Simone Simonini, adındaki sahte belge üreticisi Piemonteli gizli ajanın gözünden ve anlatımından takip ettiği Avrupa siyasetinin bugün hâlâ güncel olduğunu pek çok yerde ileri sürdü.
Bir tarihî-siyasi roman, eğer Umberto Eco"nun "Prag Mezarlığı"nda olduğu gibi kurgusunda ve okura hazırladığı yapısal sürprizlerde bolca akıl içerip belki de bilinçli olarak "duygu"dan uzak durmuşsa bu romanın siyasetle, öncelikle güncel siyaset ile daha sık ilintilendirilmesi, karşılaştırılması doğal bir sonuçtur. Bu da elbette ticari açıdan getirisi olsa da romanın aleyhine bir durum.

"Prag Mezarlığı"nı okurken ben de kaçınamadım elbette bu karşılaştırmayı yapmaktan. Üstelik sırf edebiyata olan saygımdan ötürü, bunu yapmamaya ne kadar çabalarsam çabalayayım... Türkiye"nin bugünkü siyasi ortamı, ülkedeki siyaset yapma biçimi, elden ele dolaşan gerçekliği tartışmalı belgeler, montajlandığı söylenen dinleme kayıtları, birbiri ardına gelen komplolar ve komplo teorileri ile beni habire kendi güncelimize savuruyordu. Romanın bazı bölümlerini acı acı gülümseyerek okudum.

Romanın "Gizli Siyon Belgeleri"nin yer aldığı bölümlerinde ise isim analizlerinden, soy sop araştırmalarından yola çıkıp siyasi ve tarihî gidişatı yorumlayarak çok satan kimi yazar ve kitapların, bu fikirler ve kitaplar üzerinden yapılan televizyon programlarının Türkiye"deki ırkçılığa ve zenofobiye (yabancı korkusu ve nefreti) katkısını hatırladım.

Eh, tabii bir şekilde bu karşılaştırmalar aldığım edebi hazzı kimi zaman kesintiye uğratıyorsa da Umberto Eco"da alışık olduğumuz kurgu oyunları, mimari biçim bir yandan, diğer yandan da polisiye örgü kitabı uzun seanslar hâlinde okumamı sağladı.

MİLLİYETÇİLİĞİN AKIL DIŞILIĞI
Hazır kurguya değinmişken şunu da belirtmek gerekiyor: İtalyan Il Fatto Quotidiano gazetesinde "Yazının Gizemli Kütüphanesine Yolculuk" başlıklı yazısında "Prag Mezarlığı"nın geleneksel roman tekniğinin dışında, özgün bir yapıya sahip olduğunu ileri sürüp, bu iddiasını desteklemek için de romandaki her bir bölümün belgeler ve alıntılarla desteklendiğini, ilk kez bir "anlatıcı"nın yazarın rolünü üstlenerek kontrolü ele aldığını; bir tür notere dönüşen bu anlatıcının not kimliğiyle roman kahramanları, diyaloglar ve romanı sürükleyen olaylara şekil verdiğine işaret eden Furio Colombo adlı gazeteci fazla abartmış olsa da, Eco"nun 20"inci yüzyıldan günümüze Batı romanında sık sık rastladığımız bu teknikleri "Prag Mezarlığı"nda ustalıkla kullandığını rahatlıkla söyleyebiliriz.
Önemli bir tematik nokta da, kahramanının kılık değiştiren bir gizli ajan olması üzerinden onu kişilik kayması içindeki birine dönüştüren Eco"nun, bir kez daha kitaplarından alışık olduğumuz "Ben kimim?" sorusunu sorarken, milliyetçi söylemleri de "reductio ad absurdum" (saçma olana indirgeme yani abese irca) bir noktaya taşıyarak aynı soruyu Avrupalılar"a sordurtma çabasına girişmiş olması.

Avrupa"nın farklı uluslarının birbirleri üzerine düşüncelerini mizahın sınırlarına dayanmış, belki de çoktan aşmış toplumsal söylemler içinde kahramanlarının ağzından ortaya döken Umberto Eco, romanında böylelikle milliyetçiliğin akıldışılığını serimliyor.

Umberto Eco"nun midesine, biraz fazla kaçtı, damak tadına düşkünlüğü bilinen bir özelliği. "Prag Mezarlığı"nda yemek sahneleri özellikle vurgulanır ve ayrıntılı olarak betimlenirken, kimi yerlerde yemeklerin içerdiği malzemeler, bazı bazı da tarifleri veriliyor. Ancak tarih içinde damak tadının geçirdiği değişimi de ortaya koyan bu bölümler kitabın tematiğiyle karşılaştığında bir başka işlev daha ediniyor. Cinayetler ve kıyımların ardından geçilen bu yeme içme ile ilgili bölümleri okurken iktidarların ve iktidarlara yanaşmış bireylerin egoizmi, duyarsızlığı, vicdansızlığı deşifre oluyor. Soylu sınıfın, dini ve askeri statü gruplarının ve iktidarın hizmetinde sınıf atlamış, statü kazanmış kişilerin umursamızlıkla katlanmış hedonizmi.

Umberto Eco"nun yeni romanı "Prag Mezarlığı" Türkiye"de de birçok açıdan tartışmalara yol açabilir. Bu tartışmaların salt siyasi olması ise romanın yapısal şanssızlığı olacaktır.

***

Romandan bir bölüm

"Paris"te işlerin nasıl geliştiğini görmek sadece uçan balona binmekle mümkün olacaktı. Kimi Ulusal Muhafızlar"ın toplarının bulunduğu ‘Ecole Militaire"in işgal edildiğini, kimi Clichy Meydanı"nda savaşıldığını, kimi de Almanların hükümete kuzeyde giriş yapma hakkı tanıdığını söylüyordu. Salı günü Montmartre ele geçiriliyor, kırk erkek, üç kadın ve dört çocuk Komüncülerin Lecomte ve Thomas"yı kurşunladıkları yere götürülüyor ve orada kurşuna diziliyorlardı.

Çarşamba günü Tuileries dahil pek çok kamusal yapının alev aldığını gördüm; kimi hükümetin ilerlemesini durdurmak için Komün yanlılarının, kimi de gözünü şeytan bürümüş bazı Jakobenlerin, petroleuse"lerin, ellerinde petrol tenekesiyle dolaşıp, yangın çıkarttıklarını söylüyordu; yangınları hükümetin attığı havan toplarının çıkardığına yemin eden de vardı, eski Bonapart yanlılarının tehlikeli arşivleri yok etmek için bu bahaneden yararlandıklarını söyleyen de - ilk anda ben de Lagrange"ın yerinde olsaydım böyle yapardım diye düşündüm ama sonra iyi bir gizli ajanın istihbaratı sakladığını ama yok etmediğini fark ettim, çünkü birilerine şantaj yapmak için bilgiler her zaman işe yarardı."

Paylaş

Bir VatanKitap’ın perde arkasıBu ay üç özel röportajla çıkıyoruz okur karşısına. Bunlardan ilki Türk tiyatro tarihine sahneleye çıkan ilk kadın oyuncu Afife Jale'nin yaşamını romanlaştıran Osman Balcıgil'le bu büyük değer üzerine Ece Erol'un yaptığı şöyleşi oldu. Diğer bir özel röportajımızı Cemre Nur Meleke, Aslı Perker'le yeni romanı Flamingolar Pembedir üzerine gerçekleştirdi. Sinemaya da uyarlanan Kocan Kadar Konuş kitabıyla büyük çıkış yakalayan Şebnem Burcuoğlu ise özlenen sıcak mahalle özlemimizi, Cemal Süreya'ya gönderme yaparak Cemal ve Süreyya aşkı üzerinden giderdiği yeni romanı Süreya Kuaför Salonunu anlattı.

Devam