VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
11 Kasım 2018 Pazar | Anasayfa > Haberler > Umudun, tükenişin savruluşun romanı
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Umudun, tükenişin savruluşun romanı

Ayşe Kulin yeni kitabı “Son”da “Kanadı Kırık Kuşlar”, “Dönüş” ve “Kördüğüm” romanlarının kahramanlarının sonlarını çiziyor. “Son”, memleketin hallerine dertlenenlerin, birini hep son gördüğü haliyle hatırlayacağını bilenlerin, ülkeden ülkeye savrulanların, üstüne gidildiğinde gözü hiçbir şeyi görmeyenlerin, aşk yerine umutla yetinmek zorunda kalanların hikâyesi.

İPEK CEYLAN ÜNALAN



Sanırım Ayşe Kulin’in anlatılması en güç kitabıyla karşı karşıyayız. Ve belki de anlatılması en kolay kitabıyla. Neden mi? Çünkü bu roman Ayşe Kulin’in “Kanadı Kırık Kuşlar”, “Dönüş” ve “Kördüğüm” romanlarının kahramanlarının her birinin sonu aslında.
“Son” Derya ile başlıyor. Derya, Ege’nin Karaburun ilçesindeki müstakil bir evde eşi Hakan ve yeni doğan bebeği Ada ile yaşamaktadır. Hakan savunduğu birtakım görüşler yüzünden iş bulamayan bir iç mimardır. Ailenin geçimini Derya’nın babası İlhami sağlamaktadır. Hakan ise bu durumdan hiç memnun değildir, zira o kendi mesleğini yapmak istemekte ve her gün yeni çıkışlar aramaktadır. Bir gün maillerinden birine yanıt alır: İyi maaşlı bir iş bulmuştur sonunda. Ama Çin’in en büyük şehri Şangay’da! Bu teklif Hakan’a oldukça cazip gelir, Derya ve bebeği ile birlikte Şangay’a yerleşecek, böylece kayınpederi İlhami Bey’in finanse ettiği yaşamı geride bırakacaktır. İlhami Bey her ne kadar kızı Derya ve ailesinin masraflarını çok görmese de Hakan bu durumu gururuna yedirememektedir çünkü. Hakan Derya’yı Şangay’da yaşamaya ikna edemese de teklifi kabul eder ve Şangay’a yerleşir. Derya ve kızı Ada ise sonradan geleceklerdir. Ancak hayat beklendiği gibi gitmediğini bir kez daha ortaya koyar! Bebekleri Ada gidebilse de Derya Şangay’a gidemeyecektir!

Esra ve Derya arkadaş oluyor

Öte yandan Derya’nın hayatı bir kumsalda “Kanadı Kırık Kuşlar” da tanıştığımız Esra ile kesişir. Esra, Derya’nın kumsalda kaybolan bebeğini tesadüf eseri bulur. Derya ve Esra’nın bu vesileyle başlayan arkadaşlıkları kısa sürecektir.

“Son”un şanslısı kim?

Derya, Esra, Hakan, İlhami,
David, Vural… “Son”un kahramanlarının her birinin ortak yanı bir aslında: güzel bir hayata başlangıç. Ancak karakterin hepsi hayatını karmaşa ve kargaşaya sürükleniyor. Bu açmazlardan çıkabilmek için birer umut gerekiyor. Romanın şanslısını en baştan kestirmek oldukça güç. Ayşe Kulin olay örgüsünü öyle büyük bir ustalıkla kurgulamış ki nasıl sonlanacağına dair bir öngörüde bulunmanız pek mümkün olamıyor. Bu da romanın en güçlü yanı oluyor. “Romanın şanslısı kim?
sorusuna dönecek olursak, bu romanın bir şanslısının olmadığını söylesek yeridir!

Şanslı yok sürpriz var!

Ayşe Kulin romanda her karakterin hikâyesini karakterlerin gözünden yazmayı tercih etmiş. Bu da hikâyeye güç katmış. Her karakterin iç döküşlerini, olaylar karşısında verdikleri tepkilerin nedenlerini de böylece çözümlemiş oluyor okur. Bu romanda şanslı yok ama sürpriz çok! Komiser Vural’ın Esra’ya olan aşkını itiraf etmesi bu sürprizlerden biri. Esra’nın yanıtı ise kitapta gizli.

KİTAPTAN:

Hakan’a, yaz aylarının bunaltıcı sıcakları geçtikten sonra, Ada ile birlikte bir aylığına Şangay’a gitmeye söz verdim. Neden temelli değil de bir aylığına demiştim, Şangay’la ne alıp veremediğim vardı, ben de bilmiyordum aslında! Sanırım orada bunalırsam, kendime bir açık kapı bırakmak için... Belki biraz da kalma kararını başkasının etkisinde kalmadan tek başıma almak için!
Çünkü yaşamım boyunca hayatıma çok fazla müdahale olmuştu. Memleketimden ailem tarafından iki kez sürgün edilmiştim, babamdan ayrı düşürülmüştüm ve artık nerede nasıl yaşayacağıma dair kararlarımı sadece ben vermek istiyordum. İnatla, ısrarla istiyordum bunu! İnadımın yıpratıcı bombası hiçbir suçu olmayan kocamın elinde patlamıştı ama bu ayrılık aslında bir sınav olacaktı, ikimiz için.
Ayrılığa rağmen evliliğimiz sürdürebildikse, tekrar buluştuğumuzda, önemli bir sınavı başarıyla atlatmış muhteşem bir beraberliği hak eden bir çift olacaktık.
Acaba?
Belki de yalnızlığına yenilip, bir Çinli kıza kaptıracaktı gönlünü Hakan. Benim gibi bir dikenli çalıdan sonra, yumuşacık, ipek gibi, her arzusuna boyun eğen, ona masajlar yapan, baharatlı yemekler pişiren bir geyşa kıza... Ya da Şangay’a yerleşmiş, ex-pattabir edilen herhangi bir ince, uzun, sarışın İngiliz’e ya da atletik yapılı bir Avusturalyalı genç kadına mesela.
Ben bunu göze alarak hayatla kumar oynuyordum. Babamın kızıydım ne de olsa, toplumsal önyargılara meydan okuyan! Göze alıyor fakat korkuyordum! (Sayfa 32)


Paylaş