VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
19 Nisan 2017 Çarşamba | Anasayfa > Haberler > Umutlu değil umutlu olmaya inanan biriyim
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Umutlu değil umutlu olmaya inanan biriyim

“Çok Özel İsimler Sözlüğü”nde hayattan umudu olan insanların hüzünlü hikâyelerini kaleme alan Müge İplikçi, bu öykülerin çaresizlikten doğduğunu söylüyor ve ekliyor; “Umuda inanıyorum. Umutsuz yaşamların yaşam olamayacağını düşünüyorum. Umut hep vardı ve olacak. En azından benim cephemde böyle.”

İPEK CEYLAN ÜNALAN



Bilal, İrfan, Zeyno, Şule… Ve daha pek çoğu… Müge İplikçi umuda sımsıkı sarılan öyküler sunuyor okura “Çok Özel İsimler Sözlüğü”nde. İnşaat işçilerinin, polislerin, esnafın, seyyar satıcıların pisi pisine yiten hayatlarının bir nevi fotoğrafını çekiyor; insan olmanın ve insanca yaşamanın günümüzde kolay olmadığına vurgu yapıyor. Kitapta yer alan karakterler için “En temel özellikleri 21. yüzyıl insanı olmaları; yeni çağın içerisinde kavrulmaları ve savrulmaları” diyen Müge İplikçi’yle yeni kitabını konuştuk.

“Çok Özel İsimler Sözlüğü”ndeki hikâyeleri okurken sanki çevremdeki insanları gözlemliyor ve kendi ağızlarından -hiçbir şeyi saklamadan, sakınmadan- hayat hikâyelerini dinliyormuş gibi hissettim. Kimi zaman düzene öfkelendim, kitaptaki karakterlerin yaşayamadıklarına üzüldüm ve en çok da göz göre göre değiştiremediklerimize hayıflandım. Siz neler hissettiniz yazarken? O karakterlere bürünmek sizi zorladı mı?Onları yazarken tanık olduklarımı düşündüm elbette. Hayatın içerisinde nasıl örselendiğimizi de. En beteri de buna karşı alternatif bir yöntem geliştiremiyor oluşumuz. Bu çaresizlik, bana bu kitabı yazdırdı. Her bir karakter için o karakterin hayatına kendimce bir ayna tuttum. Kısa, anlık bir bakış... Kısa öykü tekniğinin verdiği olanakla yaptım bunu... Unuttuğumuz anların aslında insanları ve hayatları ne kadar ele verdiğini bir kez daha hatırladım.

“Çok Özel İsimler Sözlüğü” İstanbul gibi çok katmanlı bir şehrin içinde kaybolan, yiten ya da debelenen hayatların hikâyesi. Bu hayatları tek bir çatı altında bir araya getiren nedir? Neden özel bu isimler?
Karakterlerin çok özel oluşu, gerçekten çok özel oluşlarından değil, çok sıradan hayatların içerisinde çok ağır yükler taşımalarıyla ilgili. Bu karakterlerin 21. yüzyıl insanı olmaları en temel özellikleri. Bu yeni çağın içerisinde kavrulmaları ve savrulmaları. İsimler, öylesine aklıma gelen isimler. Özel bir nedeni yok.

Peki, bu hikâyeleri birleştirenler bütünde neyi görecekler?
Sanırım pek de estetik olmayan bir şey görecekler. Mutsuzluk demeye dilim varmıyor. Belki yalnızlık, iletişimsizlik, hoşgörüsüzlük ve hayat karşısındaki çekingenlik diyebilirim. Ancak en önemlisi, tüm bunları yaşarken bu yükün farkında olmayan karakterleri görecekler. İşte bu hüzündür.

Kimliklerimizi coğrafya belirliyor

Seniha, Bilal, İrfan, Yüksel… Memur, polis, öğrenci… Her birinin hikâyeleri farklı; ortak noktaları geleceğe dair umutlarının olması. Ancak her birinin kaderini ülkenin kaderi belirliyor. İster istemez İbni Haldun’un “Coğrafya kaderdir” sözü geldi aklıma. Sizce yaşadığımız coğrafyanın kaderimize etkisi var mı?

Giderek buna daha çok inanıyorum. Ortadoğu’da yaşananlara bakınca coğrafyanın kimlik olduğunu bile düşünüyorum. Üstelik nereye giderseniz gidin peşinizden geliyor. Bu kaderde bizlere böylesi şiirsel diyarların düşmesini büyük bir zenginlik olarak görüyorum ancak kanın rengi ve çölün tozu araya girince, savaş, şiddet ve gericiliğe dayalı popülist manevraları hatırlayınca işimizin çok daha zor olduğunu bir kez daha anlıyorum. Kadın olma konusuna ise hiç girmeyeyim...

Kitabın en sarsıcı hikâyelerinden biri Simitçi İrfan’ın yaşamı… İrfan’ın “Sermaye piyasasının köleleştirdikleri, dünya bunun üzerinde döner ve bu yüzden hiçbir şeyi değiştiremeyendir insan” sözü bir ok gibi saplanıyor insanın belleğine. Sizce de böyle mi onca uğraşa rağmen hiçbir şeyi değiştiremiyor mu insan?
Ben insana inanan biriyim. Kaldı ki umutlu olmaya inanan biriyim de. Umutlu değil ama umutlu olmaya inanan biri. Bu yüzden birçok şeyin değişebileceğine de inanıyorum! Bazı şeylerin hiç ama hiç değişmediğine defalarca tanık olmama rağmen. O öyküdeki kadar hayatın keskin olduğunu da düşünmüyorum bu arada! Ancak şu da var: Birçoğunun hayatı çok ucuz, bunu da teslim etmek gerekiyor. Çağımız bunu çok netleştirdi; kutuplaşmaları, safları çok netleştirdiği gibi.


Bardağı dolu görmekten yanayım

İşçi ölümleri, memurların yaşamları, varlıklıların sadece maddiyatla sınırlı kalan maneviyattan yoksun hayatları, hak hukuk aramanın lafta kaldığı bir dünya düzeni… Mecburen içine çekildiğimiz yozlaşmış bir dünya düzeni hakim diyebilir miyiz?

Yaşadıklarımız öyle söylüyor… Aslında ben bardağı dolu görmekten yanayım. Kısaca, bu çaresiz gibi görünen duruma karşın, yani, yozlaşmış bir dünya düzeninin hâkimiyetine rağmen insanın özgürlüğünü arama çabasına her zaman saygı duymuş biriyim. İçine çekildiğimiz sistem içerisinde çok temel sorunlarımız var ve aslında bunların bir kısmı değişemeyecek nitelikte değil. Ancak bir edebiyatçı olarak bu kitapta bunu tartışmadığımı biliyorsunuz. Bu kitapta sadece fotoğraf çektim!

Yiten hayatları ya da yiten insanlığı da işlemişsiniz öykülerinizde. Ancak her bir öykü her şeye rağmen “umudunu kaybetme, sen de kaybedersen işte o zaman yaşam biter” diye düşündürüyor. Bir umut ışığı mı yakmak istediniz okura?
Dediğim gibi umuda inanıyorum. Umutsuz yaşamların yaşam olamayacağını düşünüyorum. Umut hep vardı ve olacak. En azından benim cephemde böyle. Son öyküde, bir hayal kırıklığının ardından güne, yani hayata devam eder kahramanımız.Devam edeceğiz. Bildiğim budur.




Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Mayıs 2017 Yıl : 13
Sayı : 159