VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
21 Mayıs 2018 Pazartesi | Anasayfa > Haberler > Unutmanın boşluğunda tüten bir öykü
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Unutmanın boşluğunda tüten bir öykü

“Her şey yok oluyor bu ülkede. Hatta belki tüm ülke bu yok oluşun içinde; şurada bir köy, sonra burada bir başkası… Uyandığımızda hiçbiri kalmayacak artık.”

Rabia Elif Özcan



Unutmak, belki istemsizce ve hiç ummadığımız bir anda, anılara ayırdığımız boşluğu dolduruveren bir karanlıktır. Ama bu karanlığın, hayatımıza yerleşmesine izin vermek, hatta ona tutunmak, onu hapsetmek ve onun içinde yeni bir yaşam kurmak, unutulmaktır; bilerek ve isteyerek. Portekizli Ludovica Frenandes Mano, dünyadan bedenine ve kimliğine ayrılan boşluğu görünmez kılmaya, henüz çok küçük yaşlarda başlamıştır. Anne ve babasını art arda kaybedişi, Ludo’nun kendi benliğinden verdiği ilk ve en büyük kayıp olur. Küçük yaşında yüzleşmek zorunda kaldığı bu kayıpların ardından Ludo, öğretmenlikle geçimini sağlayan ablası Odet ve eşinin yanına, Angola’ya yerleşir. O andan itibaren hayatına beyaz bir sayfa açmak isteyen Ludo, unutmanın büyülü dünyasına zihnini teslim eder ve kendine yeni bir şehir, yeni bir yaşantı, bir aile ve yuva kurmaya çalışır. Üstelik yalnızlığını daha da uzaklara taşımak için bu yaşantıda ona eşlik edecek bir de köpeği olur, hayalet anlamına gelen adıyla Phantom. Ancak unutulmamalıdır ki Portekizli yazar José Eduardo Agualusa bu adı rastgele değil; adım adım yok oluşa giden, ustaca kurgulanmış bir öykünün geleceğine ilişkin bir işaret olarak koymuştur.

Nitekim günün birine Odet’in eşi Orlando, neşeli bir haberle çıkagelir: artık Portekiz’den taşınacaklar ve siyasi çalkantıların baş gösterdiği hareketli bir dönemde kendilerini daha güvenli bir yere alacaklardır. Bu haberi kutlamak için de taşınmalarından hemen önce bir akşam Odet ile Orlando, bir partiye giderler. Ancak evin kapısı bir daha çalmaz; ne gece geç saatte dönerler ne de ertesi sabah. Ludo, bildiği tüm numaralardan tanıdık kimselere sorsa da ablasına ve Orlando’ya bir daha ulaşamaz. Ne yapacağını bilemez bir hâlde endişeye kapılmışken üç adam, Ludo’nun yaşadığı apartman dairesine gelir. Ondan, Orlando’ya ait olan birtakım mücevheri isterler. Ancak Ludo, bu mücevherlerin varlığından haberdar bile değildir, dolayısıyla nerede olduklarını da bilmemektedir. Adamların ısrarı üzerine Orlando’nun çalışma odasına girip mücevherleri arayan Ludo, bu sırada bir silah bulup gizlice yanına alır. İyice sabırsızlanıp öfkelenmeye başlayan adamlardan biri, Ludo’nun üstüne yürür. Ne var ki adama karşı koymak için silahı çıkararak ona doğrultan Ludo, yanlışlıkla adamı vurur ve ölümüne sebep olur. Bu durumla yüzleşmeye çalışmak, Ludo için oldukça zordur, çünkü henüz küçüktür ve yapayalnız kalmıştır. Korkunun da verdiği telaşla Ludo, vakit kaybetmeden evinin kapısını tamamen örtecek şekilde bir duvar örer ve dışarı çıkmadan orada yaşamaya başlar, tam otuz yıl.

Bu uzun soluklu süre içinde Ludo, yaşadıklarını unutmak ve yakalanma korkusuyla tüm dünya üzerinde unutulmak için hayatını çevreleyen duvarların arasından bir daha çıkmaz. 1975 yılında ilan edilen Angola bağımsızlığı, Lodu’nun 2013 Angola iş savaşına dek sürecek olan inzivasının başlangıcı olur. Ludovica Frenandes Mano’nun hayatından yola çıkarak kurgulanan roman, böylece bir millet için tarihî açıdan oldukça önemli bir dönemin, insan hayatlarını nasıl derinden etkileyebileceği kadar, tüm olayların ve yaşananların tam merkezinde nefes alırken her şeyden nasıl bir o kadar uzak olunabileceğinin öyküsü olur. Bu süre içinde Ludo, evininin, hayatının, düşlerinin, yarım kalan tüm cümlelerinin ve ancak kendi kurgularıyla tamamlayabildiği, tahminler ve kurgular dünyasının kapılarını yalnızca okuyucuya açar. Dış ve iç olmak üzere bir mekân ayrımı yoktur bu dünyada. Her şey içte yaşanır; ancak radyodan, açık pencerelerden, aralık kalan perdelerden içeri sızan tarih, Ludo’yu zamanın akışına dâhil eder. Bu tek mekânda hayatta kalabilmek için Ludo, evi kullanmaya ve tüketmeye başlar. İlk olarak beslenmek için balkonunda bitkiler yetiştirir. Kimi zaman kuş tuzakları kurarak avlanır. Kışları ısınmak için mobilyalarını ve hatta kitaplarını yakmaya başlar. Ve günün birinde, insanlığın geri kalanına sımsıkı kapanmış olan bu evin kapılarını ilk defa “tükeniş” çalar. Yiyecek üretimi, artık tüketimi karşılayamamaktadır. Keza ertesi günü görebilmek için bilgilerini, satır arası düşlerini, duvarların ötesinde yer alan evrenleri sayfa sayfa yakmıştır Ludo, anılarını konuk ettiği mobilyalarının yerinde çoktan birer gölge kalmıştır. Tüm bu süreci bir günlük hâlinde kaydeden Ludo, şiirlerde, denemelerde, yarım kalan ailesine ve kendi ömrüne seslendiği mektuplarda bir başına nefes alırken bir gün cümlelerinin sonuna da bir nokta ilişir. İşte tam bu anda, insanı önünde sonunda çaresiz bırakan yalnızlığın duvarlarını küçük bir çocuk aşıverir ve Ludo’nun hayatı ansızın bir başka nefesle kesişir. Yıllar yılı sessiz, dört duvarlı bir sandığa kapatılmış olan Ludo, unutulmanın karanlığını gözlerine ebediyen çekecekken, üzerine bilinmenin aydınlığı doğuverir.

Agualusa’nın kendi diliyle kurguladığı bu gerçek öykü, böylece savaşın ve toplumsal karmaşanın, tarihi nasıl bölüp birbirinden habersiz parçalara ayırdığını anlatırken Ludo’nun günbegün tükettiği ev, bu savaşta kitaplarını, değerlerini, bilgisini, anılarını, kültürünü ve tarihini unutan bir milletin simgesi hâline gelir. Yine de kendini sindirip hızla yok oluşa giden bu zaman döngüsünün içinde satırlara ekilmiş, kalemin mürekkebiyle sulanmış ve sonsuz, düşsel bir güneşle beslenmiş bir edebiyatın nasıl filizlenebileceğini de Ludo’nun, bölümlerin arasında yer verilen, kimi zaman hüzünlü kimi zaman müstehzi günlükleriyle dile getirir. Ludo, bir yandan dünya üzerinde unutulmak için ömrünü dört duvar arasına gömerken diğer yandan günlükler tutarak, aslında insanın içindeki ebedi bilinme ve hatırlanma isteğinin, adeta temel bir içgüdü olduğunu da gösterir.

Dolayısıyla romanın, edebiyat dünyasına iki yönden katkısı vardır: Portekiz iç savaşının, insanların etrafına ördüğü –yahut onları örmeye mecbur bıraktığı- duvarların ardında, aslında bilinmeyen hayatların da var olduğuna ve yaşamlarını sürdürdüklerine dair bir perde aralayarak döneme sosyal bir ayna tutmak; öte yandan mizahi bir dille, unutma ve unutulma çabasının bile bir hatıralar tarihi yazdığını anlatmak. Bu amaçla gerçek bir bağımsızlık savaşının içinde kendi bağımsızlığını kuran Ludo’nun öyküsü, unutulmaya yüz tutan satırların arasından çekilip çıkarılmıştır. Sonunda kendi “bağımsız” hayatlarımıza da bir ayna tutmamızı ister Agualusa; “Anılarınızın günlüklerine tekrar dokunun,” der yazar, “hatırladınız mı unutmanın genel teorisini?”


Paylaş

Öyleyse ‘Yaşasın edebiyat!’ Geçen ay Grand Pera Emek Sineması’nda çok önemli bir edebiyat davetine katıldım. Davet önemliydi çünkü,Türk edebiyatının “yaşayan” 50 şairinin/yazarının, kendini, edebiyatını ve hayata bakışını anlattığı “Yüz Yüze Konuşmalar, Yaşayan Edebiyat” projesi tanıtıldı.

Devam