VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
15 Mart 2017 Çarşamba | Anasayfa > Haberler > Unutulmaz ve ödünsüz bir yazar: Suat Derviş
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Unutulmaz ve ödünsüz bir yazar: Suat Derviş

Aydın olmak, sonu kaybedişle bitse de mücadele etmek neymiş? Yazmaktan hiç vazgeçmemek, kadınlığından ödün vermemek neymiş? Suat Derviş’in hayatı, zaafları ve hataları, güzelliği ve parlayışlarıyla bir yaşamöyküsü değil sadece, bugünlerde çok ihtiyaç duyduğumuz bir ders.

OYLUM YILMAZ ERİŞ



Sayısı otuza yaklaşan roman, hikâyeler, makaleler, eleştiriler, çeviriler… Ünü bütün ülkeye yayılmış bir gazetecilik mesleği, döneminin hemen tüm önde gelen edebiyatçılarını içinde toplayan bir edebiyat dergisi kurup yürütme, Devrimci Kadınlar Birliği’ni kurma, Avrupa’ya muhabir olarak giden ilk kadın gazeteci olma, ilk basın sendikasının başkanlığı, yabancı dile çevrilen ilk edebiyatçılar arasında bulunma ve haydi bir tane daha ekleyelim, Yeşilçam’ın simgelerinden biri haline gelip defalarca çekilmiş “Fosforlu Cevriye”yi yaratma… Bir yazarın, en azından edebiyat dünyasında unutulmaması için başka ne yapması gerekir ki! Ama Suat Derviş, unutulur; ortalığı kasıp kavuran fırtınanın ardından bir güneş açar da sanki, denizden toprağa, hayvandan insana herkes, her şey, hiçbir şey olmamış gibi yaşamaya devam eder ya hani, fırtına hiç patlamamış gibi, öyle unutulur...

Beni bir edebiyatçı olarak Suat Derviş’e çeken ve içinde onun hayaletinin de gezindiği bir roman yazmaya iten en önemli şey işte son derece tuhaf, dışarıdan bakılınca gizemli görünen bu unutuluştu. Ve elbette bu unutuluşa eşlik eden o soru: Neden? Kadın olduğu için mi? Azılı bir komünist olduğu için mi? Hem edebi eser üretip hem de kuşağının yazarlarına dair eleştiriler kaleme aldığı için mi? Neden?

Tutkulu okurun sevinci
Aslına bakarsanız ben kişisel olarak bir sorun haline getirdiğim bu “soru”nun peşine düştükten sonra köprünün altından çok sular aktı. Ufak ufak kıpırdanmaya başladı yazarın üzerine çekilen o kalın unutuluş perdesi. Önce romanları, tefrikaları yayımlanmaya başladı, derken üzerine incelemeler, makaleler, akademik çalışmalar geldi. Çok değildi belki ama en azından kafamı yoran gizeme cevap bulmamı kolaylaştıracak, romanım için yol gösterecek kıpırdanışlardı bunlar. Şimdi sayfalarını çevirdiğim bu yaşamöyküsü ise, yazarı Liz Behmoaras kabul ederse eğer, beni bir okur, bir edebiyatçı ve edebiyat tarihiyle ilgilenen biri olarak, sevinçten havalara uçuyor. “Suat Derviş/Efsane Bir Kadın ve Dönemi”, çalışma masamdan hiç eksik etmediğim Suat Derviş’in edebiyatına odaklanan ve Günseli Sönmez İşçi tarafından hazırlanan “Yıldızları Seyreden Kadın” adlı derlemenin hemen yanındaki yerini alıyor.

Ödünsüz yazma
Kim bir yazarı, yaşamından çekip alarak değerlendirebilir ki, sürdüğü ömürden, nefes alıp verdiği zamandan, dönemden ayrı düşünebilir ki… Dolayısıyla bir yazarı tam anlamıyla tanıyabilmek için bir paçacık da olsa hayatına yaklaşabilmek gerekir. Özellikle de Suat Derviş gibi, sadece kabuğuna çekilip romanlar, öyküler yazmakla yetinmeyen, yaşadığı zamana, döneme, kültüre yön vermeye niyetlenmiş, gözünü geleceğe de dikmiş yazarlar söz konusuysa. Ama gelgelelim, insanın birkaç yıl önce yaşadıklarını kendi kendine anımsarken bile çarpıtmayı, kendi beğenisine göre hikâyeleştirmeyi tercih ettiğini hepimiz biliyoruz. İnsanın aklı, hisleri böyle çalışıyor. Hal böyleyken dışarıdan birinin bir başkasının yaşamını yazması da önümüze yeni bir yaşam hikâyesi sunması demek. Başlı başına yeni bir hikâye… Türkçe, “yaşamöyküsü” dediğimiz türün gerçekte ne olduğunu biliyor ve bildiriyor aslında hepimize: Hikâye!

Bu durumda yaşamöyküsünü bir tür olarak ele alırız ve yazarın çalışma titizliği ile elbette niyeti belirleyici olur. Liz Behmoaras’ta da gördüğümüz çalışma titizliği ve iyi niyet... Yazar, Suat Derviş’in yaşamını birkaç kuşak öncesinden, şaşırtıcı biçimde ayrıntılandırarak anlatmaya başlıyor bize ve sona kadar da böyle gidiyor. O ilerledikçe başta da söylediğim, beni kendine çeken unutuşun nedenleri bir bir önümüzde belirmeye başlıyor. Bu nedenler üzerinde Behmoaras’ın da çok sık düşündüğünü anlıyorum. Söz gelimi Suat Derviş’in Yeni Edebiyat dergisi macerasını anlatırken, kaleme aldığı edebiyat eleştirileri üzerinde duruyor. Derviş bu eleştirilerde dönemin pek çok yazarını hiç ayırmadan, gözünü budaktan sakınmadan toplumcu gerçekçi edebiyat anlayışı çerçevesinde eleştirmiştir. Peyami Safa’nın “Bir Tereddütün Romanı”ndan Abdülhak Şinasi Hisar’ın “Fahim Bey Ve Biz”ine, Refik Halit Karay’ın “Sürgün”ünden Halide Edip Adıvar’ın “Sinekli Bakkalı”na, Derviş’in sert dilinden paylarını almıştır bu yazarlar ve eserleri. Behmoaras tüm samimiyetiyle soruyor: “O yıllardan itibaren Babıâli’nin kendisinden giderek soğumasında yalnızca solculuğunun değil de, kendine biraz fazla büyük bir elbise giydiği düşüncesini uyandıran bu aşırı didaktik, aşırı ödünsüz yeni yazma tarzının payı olabilir miydi acaba?”

Bir cevap da, Suat Derviş’in politik hareketi ölene kadar hiç bırakmamasında buluyoruz. İleri yaşına rağmen evi defalarca basılan, defalarca gözaltına alınan bir yazar olarak kalıyor hep. Yakınları da, edebiyat çevreleri de zamanla kendilerini korumak adına hep bir ayağı hapiste olan bu aydın-solcu kadın yazardan uzak durmayı tercih etmeye başlıyorlar. Görünen köy kılavuz istemiyor, yalnız ve hazin bir son bekliyor Derviş’i. Edebiyat kamusu ve muhafazakâr tarih kollarını sıvıyor, ölümünden sonra da derin bir unutuluşa terk ediliyor yazar. Ta ki geçtiğimiz son birkaç seneye kadar.

Aydın olmak, solcu olmak neymiş, sonu kaybedişle bitse de mücadele etmek neymiş? Yazmaktan hiç vazgeçmemek, kadınlığından ödün vermemek neymiş? Suat Derviş’in hayatı, zaafları ve hataları, güzelliği ve parlayışlarıyla bir yaşamöyküsü değil sadece, bugünlerde çok ihtiyaç duyduğumuz bir ders. Bu dersi herkes almalı, okumalı.
Liz Behmoaras’ın son sözleriyle bitirelim: “Suat Derviş’in neredeyse yetmiş yıl süren bu uzun hayat yolculuğundan akılda en çok ne kalıyor, ne kalabilir? Ülkesindeki, kurulu düzeni kabul etmeyi reddeden ona başkaldıran bütün aydınların ödediği bedelleri, kendisinin de, bir bir ödemiş olduğu. Hem de eksiksiz... Ve... İlk gençliğinden ölümüne dek, hayatını anlamla, aşkla, cesaretle, dürüstlükle ve özgürce yaşamaktaki hiç dinmeyen coşkusu... Tüm bunlar için, Suat Derviş hepimizden bir saygı duruşu hak etmektedir.”

Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayı : 163