VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
15 Ağustos 2017 Salı | Anasayfa > Haberler > Ustalık öyküleri
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Ustalık öyküleri

“Bulut Bulut Üstüne” içinde Ankara’yı, taşra yaşamını, yalnızlaşan kentleri ama en çok da ‘insanı’ bulacağınız, birbirinden iyi kurgulanmış on üç öyküden oluşuyor.

İPEK CEYLAN ÜNALAN




"Keşke kendimi çoğaltabilsem diyorum bazen. Çoğaltabilsem ve kendi yalnızlığımı yine kendimle paylaşsam. Başka türlü, hayatın büyüklüğü ve acımasız gerçekliği karşısında nasıl durabilirim tek başıma?”

Bu satırlar Ethem Baran’la tanışmamıza vesile olan ilk kitabı “Sonrası Ayrılık”tan. Takvimler 1991 yılını gösterdiğinde ilk kitabıyla okurun karşısına çıkan Ethem Baran, öykülerinin gerek kurgusu gerek dili ile büyük beğeni toplamıştı. Ardından 1994’te “Kurutulmuş Gül Mevsimi” geldi. “Dönüşsüz Yolculuklar Kitabı”, 2005 Yunus Nadi Öykü Ödülü’ne layık görüldü. Bu kitaplarını “Unuttuğum Bütün Akşamlar” (2005), “Bozkırın Uzak Bahçeleri” (2006), “Evlerimiz Poyraza Bakar” (2009), “Bulut Bulut Üstüne” (2011) ve “Zira” (2015) izledi. “Yarım”(2008) ve “Emanet Gölgeler Defteri”(2013) isimli iki roman yazdı.

İlk basımı 2011’de yapılan “Bulut Bulut Üstüne”, bu ay yeni baskısıyla yeniden okurla buluştu. 13 öyküden oluşan kitaptaki her bir öykü farklı dünyalar, bambaşka hayatlar sunuyor okura

Kitap “Ormanın Denize Düştüğü” isimli öyküyle başlıyor. Sevgilisi tarafından terkedilen bir adamın terkedilmişliği üzerinden aslında insanı “yalnız” olduğu gerçeğiyle yüzleştirmekle kalmıyor, hayatı sorgulamızı sağlıyor. Öykü ilerledikçe anlatıcının psikolojik sorunları olduğunu görüyoruz. Baran, doğa betimlemeleriyle taçlandırdığı öyküsünün finalinde “Ben artık ne yapacağımı biliyorum. Ama siz bilmiyorsunuz,” diye lafını esirgemeden tokat gibi çarpıyor okurun yüzüne; hayatla yüzleşmek gerektiğini.

Öyküde tahmis
“Bulut Bulut Üstüne”nin edebiyatındaki yerini şu sözlerle özetliyor Ethem Baran; “Pek çok yeniliği ve tekniği denediğim bir kitap oldu. Sözgelimi, divan şiirine özgü bir söz sanatı olan “tahmis”i öyküye uyarlamaya çalıştım. Bu, öykücülüğümüzde bir ilkti. “Artık Paçalarım Çamur Olmuyor”, anlatıcının cümlenin yarısında değiştiği bir öykü oldu. “Ankara Hatları Vapuru” nda, Hasan Ali Toptaş ve onun “Heba” romanıyla benim eski bir öykümün kahramanlarından biri rol aldı.”

Kitaba dair vurgulanması gereken en önemli şey, edebiyatımızda ilk kez yapılan “öyküde tahmis”. Tarık Buğra’nın toplu öykülerine almadığı “Ata Binmiş Ali Ağa” öyküsünü ‘tahmis’ ile süsleyen Baran, karakterlere ve olayın akışına bambaşka bir yön vermiş. İşlediği günahlarda boğulan Ali Ağa’nın bükülmez sandığı boynunun vicdanına yenik düşürek eğilişini adeta ibretle okuyorsunuz. “Helal et dedin bir kez daha karına. Artık yere yaklaştın. Toprakla yüzleşmene az kaldı. Hadi Ali Ağa, bir an önce öl! Biz de arkandan ‘Kurtuldu!’ diyelim.”

Dil işçisi
“Ankara Hatları Vapuru”nda ise antıcının yazar dostu yazdığı romanın bir yerinde tıkanıp kalıyor. İki dost denizi olmayan Ankara’nın vapur görünümlü kafesinde oturup dertleşiyorlar. Ethem Baran’ın bu iki dosta dair tatlı bir sürprizi var; lakin bu öyküde gerçek ile kurguyu ustalıkla harmanlamış. Zaten gözlemleyen, notlar alan, gerçeği kurgu içinde ustaca yalıtan bir yazar Ethem Baran. Nitekim dışarı çıkarken yanına mutlaka küçük bir defter ve kalem aldığını söylüyor: “Kaçan balık büyük olur, derler; aklıma gelen bir düşünce, bir cümle, konu, buluş, teknik vb. kaçmasın, unutmayım diye not alırım. Belki çok önemsiz bir nottur bu, belki hiçbir yerde kullanmayacağım, kâğıdın yüzüne düşmeyecek bir şeydir ama onu kaydederek kendimi iyi hissetmeye, yazıdan, masamdan uzakta, sokakta bile kopmadığıma kendimi inandırmaya çalışırım. Telefona da not alabilirim ama defter tutmayı seviyorum.”

Ethem Baran’ın sadık okurları bilirler; yazar adeta bir dil işçisidir. Bal peteğini işleyen bir arı gibi, cümleyi oluşturan sözcükleri özenle bir araya getirir. Dili yalın, akıcı ve vurucudur. Ethem Baran “Edebiyat her şeyden önce dildir benim için,” diyor ve ekliyor: “Anlatacağınız hikâye, kurgu vb. de önemli elbette ama bunun nasıl bir dille kurulacağını daha çok önemsiyorum. Hissettiklerimiz ve düşündüklerimizin gelip nefes aldıkları yuvadır dil; içimizdekiler dünyaya oradan bakarlar, baktıkları yerde de yeni bir dünya oluşur. Her cümle çok değerlidir. O yüzden cümleyi, hatta harfleri tek tek tartarım, tozunu alır yerine yakıştı mı diye bakarım. Neyi, niçin yazacağımı çok düşünürüm. Hikâyesi olan, bize bir hikâye veren öyküler yazmak isterim.”

Kitabın yeni baskısının kapağını oldukça başarılı bulduğumu söylemeden geçemeyeceğim. Deniz Karagül, bulutların arasında uçuşan kağıt parçalarıyla gri beyaz tonlarında şahane bir kapağa imza atmış. Ethem Baran’ın şu an yazmakta olduğu bir öykü kitabını olduğunu buradan duyuralım. Bir roman hazırlığında olduğunu ancak aklındaki öykülerin romandan önce kâğıda dökülecek gibi göründüğünü söyleyen Baran, “Yeni bir romana başlamıştım, ne var ki, daha önce notlarını aldığım pek çok öykü olgunlaşmaya başladı, hatta bazıları teker teker daldan düşüyor. Öykü kitabı romandan önce gelecek gibi…” diyerek okurlarına yeni kitabın müjdesini veriyor.


KİTAPTAN...

“Abi sen yazar mısın?

Beni yaz, diye göz kırpıp duran, şehrin bütün ışıklarını takıp takıştırmış ılık bir gece vardı dışarıda. Konuşmacı olarak davet edildiğim ama ortalıkta dolaşan üç beş kişiden başka kimsenin olmadığı sendika binasından çıkmış, dallarının ve yapraklarının büyük bir bölümünü karanlığa kaptırsa da sarı bir aydınlığın içinde uyur gibi bekleyen koca ıhlamur ağacının altındaki taksilerden birine binmiştim. Sendika binasının duvarına yapıştırılmış afişteki fotoğrafım kendi kendine gülüyordu. Şoför, oradaki beni görmüş gibi sordu:

“Abi sen yazar mısın?

Ben adı pek duyulmamış bir yazarım. İnanmazsanız çevrenizdekilere sorun, hiçbiri adımı ya da kitaplarımdan birini bilmez. Üstelik bir de ne çok yazar var., ne çok kitap çıkıyor diye başladılar mı konuşmaya, sorduğunuza pişman olursunuz.


(“Sıra Bana Gelmiyor” adlı öyküden.)



Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayı : 163