VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
20 Ağustos 2010 Cuma | Anasayfa > Haberler > Uyarlanan çizgi romanlar, elma aşılanan armut ağacı gibi...
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Uyarlanan çizgi romanlar, elma aşılanan armut ağacı gibi...

Ayşe Kulin’in “Veda”sına Cemil Cahit Yavuz, Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın “Gulyabani”sine Oğuz Demir ve R. Mahmut Ekrem’in “Araba Sevdası”na Betül Gönüllü çizgileriyle yeniden hayat verdi. Üç çizer, üç romanın renkli yolculuğunu anlattı.

Canan Hatiboğlu

-Romanları hem çizdiniz hem de çizgi romana uyarladınız. Bir romanı çizgi romana uyarlamanın ne gibi zorlukları oldu?

Cemil Cahit Yavuz: Sanırım bir yanlışlık oldu basımda; çünkü ayrı bir senaryo, bir başkası tarafından yazıldı. Ama tabii ben de çöp adamlarla bir maket hazırladım, çoğu şeyi orada kotardım. Bir çeşit taslak... Daha sonra Ayşe (Kulin) Hanım da gördü onu, birkaç öneri getirdi. Ama çizgi romanın iskeleti senaryoya sadık kalarak doğdu.

Oğuz Demir: Bence bunu romandan çok sinema gibi düşünmek gerekiyor. O zaman senaryosunu çıkarmak daha pratik olabiliyor. Kahramanın düşünceleri romanda rahatlıkla yazılabilir, ama bunu çizgi romanda yapmak zor oluyor. Çizgi romanda okuyucunun beklediği şey diyalogdan ziyade aksiyon... Diyalogları belki biraz daha kısa tutmak gerekebiliyor.

Betül Gönüllü: Oğuz Bey’in söylediği gibi ben de film gibi düşündüm. Bu yüzden biraz haddimi aştım belki ama bu sinemaya uyarlanmış bir romanın yönetmeninden fazla değil... Bazı yerlerde kurgu farkları var. Örneğin başlangıcında Recaizade Mahmut Ekrem’i bir karakter olarak ekledim. Bunun yanı sıra karakterin iç sesleri çok fazla... Bunu sadece diyaloglarla vermek çok kolay değildi. Elbette sadece diyaloglarla da kullanılabilrdi. Ama diyorlar ya neyin anlatıldığı mı önemli, nasıl anlatıldığı mı? O yüzden Recaizade’yi karakter olarak koymak benim için kaçılmaz oldu.

- Yaratım sürecinde nasıl bir hazırlık yaptınız? Üç çizgi roman da eski İstanbul’da geçiyor...

C.C. Yavuz: Veda, 1920’li yılların İstanbul’unda geçiyor. Romanın geçtiği mekânlar, binalar bugünün de tarihî binaları aslında. Ayşe Hanım’ın benimle paylaştığı, bana esin kaynağı olan aile fotoğrafları var. Kadınlar kapalı mekanda nasıl davranıyorlar, dekorasyon o dönemde nasıl, o fotoğraflardan yararlandım. Her adımda internetten malzeme bulmaya çalışıyorsunuz elbette. Hikâyeyi okuyunca geçtiği yerler sanki planlanmış gibi... Onu da görsel olarak biraz öne çıkartayım dedim. Mesela kahramanımız Maliye Nazırı; o günkü Maliye Nazırlığı bugün Beyazıt’ta... Sözü geçen konak da At Meydanı’yla adliye arası bir yerde... Hatta tariflere göre de orada yıkılmak üzere olan bir bina var. Büyük ihtimalle de konağa giderken Beyazıt- Sultanahmet arası belirli bir güzergâhı kullanıyor. O zaman elbette toprak bir yol üstünde at arabaları, satıcılar vardı. O günle bugünü birleştirince ortaya “Veda”nın çizgi romanı çıktı.

B. Gönüllü: Kitapta birçok yerden bahsediyor aslında... Ama zaman çok kısıtlıydı, bir seçim yapmak zorundaydım. O zaman da “Ne yapmam gerekir?” dedim. Çünkü her zaman yayınevimle, editörümle konuştuğum zamana uymaya dikkat ederim. Bu arada çalışmam gereken başka işler de vardı elimde. Mekânı mümkün mertebe az kullanmak zorundaydım. O açıdan sadece Çamlıca Bahçesi’ni kısmen çizdim, diğer dış mekân olarak da konağı çizdim. Şu noktada avantajlıydım: Kitapta sürekli karakterlerin ruh hâlleri verildiği için mekândan ziyade ruh hâlleri öne çıkıyordu. Ama öncesinde ona ait filmler izlemeye çalıştım. Kıyafetleri araştırdım. Kitapta faytonlardan ve
kıyafetlerden ısrarla markalarıyla bahsettiği için arayışlarda bulunduysam da pek bir şey elime geçmedi. Çamlıca Bahçesi’ne de gittim elbette.

O. Demir: Ben de benzer çalışmalarda bulundum. Internet, diğerleri... Ama nispeten şanslıydım. Çünkü “Gulyabani”nin yüzde 90’ı bir konakta geçiyor. Kıyafet, mekân ve dekorasyon konusunda araştırma yaptım. Özellikle bir konak seçmedim. Bir çok konağa baktım bunun için ama kitapta anlatılan konağı çizmeye çalıştım. Bahçesi, havuzu ve diğer mekânlara dair bir plan çizmek durumunda kaldım.

YAŞAR KEMAL DE OLMALI
- Romanı bu projeden önce okumuş muydunuz? Tiplerin şu anki hâlleri kafanızda ilk oluşan tipe yakın mı?

O. Demir: Ben romanı çocukken okumuştum. Ama o zaman benim kafamda oluşan tip “Süt Kardeşler” filmindeki Gulyabani tipindeydi. Çoğu kişinin gözünde de sanırım öyle canlanmıştır. Yaratım sürecinde elbette farklı bir çizgiye büründü.

B. Gönüllü: Ben çok uzun zaman önce okumuştum. Tekrar okuduğumda çok farklı gelmişti. Sonrasında proje için iki farklı yayınevinden okuduğumda bambaşka bir şey çıktı ortaya. Elbette günümüz Türkçesine yakın olmak için sadeleştirildiğinden farklıydı. Daha orijinale yakın olması için orijinalini de okudum. İyi ki de okumuşum. Okul döneminde belki de öylesine alınıp okuduğumdan o zaman kafamda oluşan Bihruz Bey’i hatırlamıyorum.

- Çizgi romana uyarlamak istediğiniz ya da “kesinlikle uyarlamalı” dediğiniz roman var mı?

O. Demir: Yaşar Kemal’in Ağrı Dağı Efsanesi’ni uyarlamak isterdim.

C.C. Yavuz: Kendi çizgi romanımı yapmak isterdim açıkçası... İşin o tarafı bir yana bugüne kadar hiçbir romanı “Bunun da çok iyi çizgi romanı olur” diye okumadım.

B. Gönüllü: Ben de Yaşar Kemal’i düşünmüştüm. Onun Dante Denklemi (Jane Jansen) ya da son dönemden Adam Fawer’ın Olasılıksız’ı olabilir.

O. Demir: Aslında İhsan Oktay Anar’ın kitapları da çok iyi çizgi roman olur, ama cesaret işi biraz da... Filmlerde olur; kitabı okursunuz “Ben hiç böyle düşünmemiştim” dersiniz ya, böyle bir risk de var çizgi romanlarda da...

- Hayal kırıklığı oluşacağına inanıyor musunuz?

O. Demir: Hayır ben inanmıyorum.

B. Gönüllü: Hayal kırıklığı olabilir de olmayabilir de... Edebiyat okurları böyle bir hayal kırıklığı yaşabilirler. Ama çizgi roman okurları hayal kırıklığının dışında “Bu da neymiş, iyi ki okumamışım” ya da “Bunu merak ettim nasılmış” diyebilirler. Umarım ikincisi olur. Bu sayede belki yazara karşı merak uyanabilir. Sadece yazara karşı uyanacak diye bir kural da yok elbette, çizere karşı da olabilir...

***

ROMANLA ÇİZGİ ROMAN BİRBİRİNDEN AYRI ŞEYLER
- Romanı birebir çizgi romana uyarlamak gerekli mi?

C.C. Yavuz: Sanki birebir uyarlamak zorundaymışsınız gibi bir beklenti var. Böyle bir şey yok. İki ayrı dilden bahsediyoruz. Biri roman, diğeri çizgi roman... Aynı tadın çıkması mümkün değil. Siz sonuçta bir romanı alıyorsunuz, bir çizgi romana dönüştürüyorsunuz. Aynı şeyin ortaya çıkması mümkün de değil. Elbette okuyorsunuz romanı, kafanızdan bir süzgeçten geçiriyorsunuz. Ama ben daha çok senaryoyu dikkate aldım. Zorladım da kendimi senaryo çerçevesinde kalmak için... Bu tür uyarlamaları elma ağacına aşılanan armut ağacına benzetiyorum. Ortaya çıkan armut olsa da başka bir tatta oluyor.

Paylaş