VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
15 Ocak 2018 Pazartesi | Anasayfa > Haberler > Üzgün insanların merhameti yoktur
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Üzgün insanların merhameti yoktur

Arjantin’li yazar Mariana Enriquez’in dilimize çevrilen ilk ve tek kitabı “Yangında Kaybettiklerimiz”de doğaüstü unsurlarla harmanladığı Arjantin’de geçen hayalet hikâyeleri anlatıyor bize. Yazar ‘karanlığa’ olan tutukusu için, “Hep karanlık ve yalnız bir çocuktum. Karanlık dünyaları anlatan kurmacayı seviyorum, çünkü karanlıkta benim için rahatlık var,” diyor.

ETHEM BARAN


"Yangında Kaybettiklerimiz” Arjantin’li yazar Mariana Enriquez’in dilimize çevrilen ilk ve tek kitabı. Yazarın sözünü ettiği karanlık dünyaları anlatan öykülerden oluşuyor. Kitapta yer alan on iki öykünün hepsinde Arjantin’in gecekondu mahalleleri var. Bu mahallelerde korku ve şiddet kol geziyor, rahatsız edici bir atmosferde çaresiz insanların maruz kaldıkları zulüm dile getiriliyor. Tüm bu insanların, ortadan kaybolanların, cinayete kurban gidenlerin, hayaletlerin yanında Arjantin ve Buenos Aires de birer karakter olarak yer buluyorlar kendilerine. Askerî diktatörlüğün zulmü altında inim inim inleyen, işkence gören, kıyımdan geçirilen bir ülkenin geride bıraktığı hayaletleri, korkunç olayları, cinayetleri, suç dünyasını yazısının merkezine almış Mariana Enriquez. Kaçırılan ve ortadan kaybolan, bir kısmı ebeveynlerinin katilleri tarafından yetiştirilen çocuklar bu öykülerde karşımıza çıkıyor, bir ülkede şiddetin hangi boyutlara yükselebileceğinin akıl almaz resimlerini gösteriyorlar bize. Öykülerden birinde küçük bir kız perili bir evde kayboluyor, bir başka öyküde şeytanî bir ayinde genç bir çocuk öldürülüyor, bir çocuk kediye dönüşüyor, başka bir çocuk bir kediyi yiyor...

Arjantin’in karanlık yanı
Mariana Enriquez, ailelerinin katilleri tarafından yetiştirilen çocuklarla aynı okullarda okuduğunu belirtiyor bir başka söyleşisinde. Toplumun kirli tarihini bilinmezin diliyle anlatmayı tercih etmiş bir yazar o.
Her türlü kanunsuzluğun hüküm sürdüğü mahallesine, dedesinden kalma taş eve, dikkatli ve cesur olmasını sağladığı için taşınan bir kadınla tanıştığımız ilk öyküde, uyuşturucu bağımlısı hamile bir kadın ve onun metroda aziz resimleri satarak dilenen küçük oğluyla tanışıyoruz. Sonraki öykülerin habercisi de olan bu öyküden sonra hayatta kalmalarına yetecek kadar yemek yiyen, geride, yaşadıklarına dair herhangi bir iz bırakmak istemeyen uyuşturucu bağımlılarının; ekonomik açıdan dibe vurmuş, elektrik kesintilerinin yaşandığı, enflasyon ve işsizliğin tavan yaptığı bir ülkede, bu duruma düşmelerinde sanki suçları yokmuş, yönetenlere o oyları onlar vermemiş gibi sorumluluktan kaçan ebeveynlerine karşı hınçla dolu gençlerin, ağabeyini küçük yaşta kaybedince bunu takıntı haline getirip küçük çocukları öldürmeye henüz dokuz yaşındayken başlayan çocukların hikâyelerine geçiyoruz.

Bir kamyonetin penceresiz, havasız, karanlık, kapalı kasasında yapılan bir yolculuğa benziyor onların hayatı. Kamyonet virajlara girdiğinde savruluyor, fren yaptığında birbirlerine çarpıp kan ter içinde, çığlıklar eşliğinde yaralanarak sürüklenen bir hayatı yaşıyorlar. Mahalledeki metruk evin kendisine hikâyeler anlattığını söyleyen ve korku filmlerini seven tek kollu bir kız, gözleri olmadığı halde görebilen yaşlı bir kadın, boş kümeste tıp kitaplarını yakan yaşlı adam, sürekli damlayan bir musluk, fare yuvasına benzeyen küçük delikler, yatağının altında ölü kuş biriktiren, ağabeyinin toprağın altında çürüyor olmasını bir imgeye dönüştürüp küçük çocukları gömme takıntısıyla suça yönelen çocuklar, delirip trenin altına kendini atan gençler bizi bir öyküden diğerine tekinsiz bir dünyaya davet ediyorlar. Vicdan azabı çekmeyen, hatta vicdan azabının ne olduğunu bilmeyen sosyopatlarla da karşılaşıyoruz: “Bu cinayetleri işlemesinin tek nedeni içindeki arzuydu ve bu arzu, Mayıs Devrimi’nin 100’üncü yıldönümüne sahne olan Arjantin’in karanlık yanını temsil eden bir metafor, başlarına gelecek kötülüklerin alameti, ülkede saraylardan ve çiftliklerden çok daha fazlasının olduğunun bir göstergesi, özlemi çekilen o görkemli Avrupa’nın kendilerine yalnızca iyilik ve güzellik getireceğine inanan o geri kafalı elit Arjantinlilerin suratına inen bir tokattı sanki.”

Tekinsiz ve şiddet dolu
Öykülerdeki ortak noktalardan biri de (tekinsizlik, şiddet, ölüm vb. ek olarak) evli ya da birlikte yaşayan çiftlerin arasındaki iletişimsizlik. Başka bir ifadeyle, sevginin olmadığı, hatta çoktan nefrete dönüşmüş duyguların ön plana çıktığı birliktelikler. Öyle ki, özellikle kadınlar (ben anlatıcıların tamamının kadın olduğunu, üçüncü tekil anlatıcılarda ise kadınların yakınında durulduğunu unutmamak gerek) birlikte oldukları erkeklerin ölmesini ya da en azından başlarına kötü bir şeyler gelmesini istiyorlar. Uykuya yatmış bekleyen ölümleri, hayatın her alanında hüküm süren ve özellikle kadına yönelik şiddeti, sınıflandırılmış hayaletleri, suça batmış veya hemen suçun yanı başında yaşayan insanları ve kitapta anlatılan diğer olayları düşündüğümüzde Mariana Enriquez’e hak vermemek elde değil. Sonunda kadınlar kendilerini yakarak, bunu da şenlik ateşleri aracılığıyla tüm dünyaya göstererek seslerini duyurmaya çalışıyorlar.
Bütün bunlardan sonra bana göre, “Yangında Kaybettiklerimiz”in ana cümlesi şu:

“Üzgün insanların merhameti yoktur.”

Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayfa : 163