VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
15 Şubat 2013 Cuma | Anasayfa > Haberler > Vampirin kan izinde ölümsüzlük arayışı
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Vampirin kan izinde ölümsüzlük arayışı

Akademisyen Gülay Er Pasin’in edebiyattan beyazperdeye, ritüellerden inançlara her yönüyle vampirleri araştırdığı kitabı “Vampirin Kültür Tarihi”, varolmadıkları halde ikona dönüşen bu tehlikeli türün tüm karanlık yönlerini açığa çıkarıyor.

Nazlı Berivan AK
berivanak@gmail.com


Ayrıntı Yayınları şubat ayında Gülay Er Pasin imzalı “Vampirin Kültür Tarihi” adlı inceleme kitabını meraklısıyla buluşturdu. 470 sayfada insanlığın ortak bilinçaltında konumlanmış ölüm algısını, ölümsüzlüğün peşine düşen canlıyı, öte dünya inancını sorgulayan yazar, merkeze “öldükten sonra kendi bedeninde dirilen ve yaşantısına devam edebilmek için canlıların yaşam gücüne muhtaç olan yaşayan-ölü”yü, vampiri koyuyor. Üstten bakan, mesafeli ve hayattan kopuk bir araştırma değil bu, tam aksine popüler edebiyatta vampir imgesine, sinema ve dizilerdeki uzantılarına, hatta türe düşkün düşük bütçeli girişimlere de kitabında yer açıyor. Gülay Er Pasin ile insanın ölümsüzlük takıntısı üzerinden büyüyen vampirizm kavramını, popüler dünyaya yansımalarını ve değişen vampir bakışını Nazlı Berivan Ak konuştu.

Klasik filoloji eğitiminizin devamında, radyo, televizyon ve sinema bölümünde yüksek lisansınızı tamamladınız. Mitolojide ve eskiçağ metinlerinde ölümsüzlük, ölüm sonrası hayat baskın bir temadır, sinemada ise zaten en sık sorgulanan meselelerin başında geliyor. Akademik geçmişiniz “Vampirin Kültür Tarihi”ni yazmanızda etkili oldu mu?
Özellikle korku edebiyatı Poe’dan Lovecraft’a sevdiğim bir alan. Mitolojiyse hem kendisi ‘dipsiz bir kuyu’ hem de peşinden kültür tarihini, gnostizmi ve kaçınılmaz olarak inanç sistemlerini sürüklüyor. Vampirde bedenlenen temalar tam da bunların kesişme noktasında yer alıyor: Ölüm, ölüm ötesi, yeniden doğum, başka yasaların geçerli olduğu bir varlık kipinde ama bu dünyada olmak gibi. Dolayısıyla, bambaşka bir konuyla yola çıkmış olsam da vampire yönelmek sanırım kaçınılmazdı.

MANKEN GİBİ
Son dönemde ardı ardına yayınlanan vampir romanlarını, başrolünde kurtadamların, düşmüş meleklerin, ölümsüzlerin olduğu dizi ve filmleri nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bugün gerçekçiliğini ardında bırakmış fantastik karakterler olarak yollarına devam ediyor türün canavarları. Hatta çoğu yerde sıradan bir roman kişisi, film karakteri. “Being Human”da hayalet, vampir ve kurtadam ev arkadaşı, “True Blood”da vampirler, periler, şekil değiştirenler, kurtadamlar bir arada. Aslında tek başlarına filmlerin, çizgi romanların kahramanları olan karakterlerin bir arada kullanılması yeni değil. Sinemada da sıklıkla yer alıyor ama eskiden beri bunun uygulandığı asıl mecra çizgi roman. Örneğin “Misfits” dizisinde ölümsüzlük, diğer yetenekler gibi bir yetenektir. Korku ve bilimkurgunun unsurlarını eklektik şekilde kullanan dizide göndermeler kadar klişe anlamlar da izlenmesini sağlıyor. Hatta karakterler filmlerden, çizgi romanlardan hareketle ne yapacaklarına karar verirken kendilerinin de kurmaca bir tüketim ürünü olduğunu söylüyorlar izleyiciye. Anaakım sinemadan bilinen anlatı yapısının dışına çıkılmadığında, pazarlamanın da gücüyle izleyicisi önceden garantilenmiş bir alan. Postmodernizmin bildik tarzıyla seyirci kitlesini yakalamaya çalışıyor denebilir kısaca. Amaç ticarilikle kısıtlandığında çarpıcı olan her tema bir bardak su içmek gibi sıradanlaştırılıyor, her konu yüzeyselleştirilerek izleyinin üzerinden ona hiç dokunmadan akıp gidiyor. Tabii oyuncular da güncel modaya göre seçiliyor, genç, güzel, yakışıklı, zayıf, güçlü, sağlıklı görünen...

Hep genç, hep güzel, ölümsüzlüğü yakaladığı halde yine de tuhaf bir yalnızlık ve mutsuzluk içindeki vampirler, çoğunlukla erkekler. Avları ise ölümlü, hayat dolu ama bir öpücükle ölümü tadacak olan kadınlar. Erkek vampir imgesini nasıl değerlendirmeli?
Hiçbiri Bela Lugosi’nin eline su dökemez. Vogue için modellik yapmaları daha yerinde bir davranış olurdu kanımca. Vampir erkeklerin sonunda bir kadına ihtiyaç duymadan çocukları oluyor işte. Her ne kadar doğuramıyorlarsa da anne ile bebeğinin arasındaki ilk üç yıl çok güçlü olan bağ belki daha da güçlü olarak vampirle dönüştürdüğü kişi arasında var. Bu, olay örgüsüne de hizmet eden bir işlev. Tabii ki kan emmek hem bebeğin meme emmesi hem de cinselliğin ikamesi olarak yer aldığından ve güçlü bir görsel imge olmasının da katkısıyla izleyici için etkileyici. Vampir adeta bugünün karizmatik bireyini temsil ediyor dizi ve filmlerde. Artık hipnotik bakışlarını kullanmaya ihtiyaç duymayacak kadar hem de. Sonuç olarak genç, sağlıklı, kültürlü, cesur, deneyimli, bedenen güzel, insanüstü nitelikleriyle güçlü olmasıyla çekici ama bir o kadar da tehlikeli oluşu vampiri arzu nesnesi haline getiriyor.

Vampirin arzu nesneliğini nasıl anlamalı? Neden zombi, kurtadam değil de vampir?
Zombi kapitalizmin, tüketim kültürünün eleştirisinde metafor olarak kullanılan, kökeni sömürgeciliğe dayanan bir varlık. Bilincini yitirmiş, özgür irade sahibi olmayan zavallı bir yaratık. Kurtadamın dönüşmüş halinin pek cinsel çekiciliğe sahip olduğu söylenemez. Vampir, edebiyatın da etkisiyle lanetinden kurtulmuş durumda, günışığında gezebiliyor artık. Hatta teknolojinin desteğiyle de kan içmek zorunda değil, şirketler üretiyor besinini. Oysa kurtadam en çok iradi olarak dönüşüyor, bu da beden gücü için, bedenini silah olarak kullanmak için. En net örnek “Underworld” filmidir. Kötü bir yazgı onunki, şehre uyumlanması çok güç. Tabii kurda dönüştüğünde dürtülerinin esiri oluyor, vampir gibi özgür irade sahibi değil. Bu da önemli bir etken bence kurtadamın değil de vampirin başköşeye oturmasında.

ÖLÜMÜ YENENLER
Haç, sarımsak, ateş vs. Vampiri uzaklaştırma yollarının kökeni nedir?
Temelinde ölen kişinin ruhundan sakınmak, onu kızdırmamak, hoşnut etmek için gerekli ritüelleri yerine getirmek ve ölümünden duyulan üzüntüyü göstermek var. Ölenin ruhunun güvenli bir şekilde öte dünyaya ulaşması gerekiyor.
Bu ritüellerde zamanla, özellikle inanç sistemlerinin etkisiyle, ortaklıklar gözlemleniyor. Vampire dönüşeceğinden korkulan ya da vampir olduğuna inanılan kişiden sakınmak için uygulanan yöntemler o zamanın bilgisi ve kültür pratikleri uyarınca gelişmiş. Daha eski geleneklere bakıldığında da mezarın ve cesedin ölenin öte dünya ve yeniden doğumuyla ilişkilendirildiğini görüyoruz. Cesedin mezara doğuya bakacak şekilde ya da cenin pozisyonunda yerleştirilmesi gibi.

Genel kanı İslami kültürde vampir figürünün olmadığı yönündedir. Sizse yaptığınız çalışmada adı vampir olmasa da çok benzer efsanelere konu olmuş birtakım doğaüstü güç inanışlarını anlatıyorsunuz. Vampir insanoğlunun ortak bilinçaltının bir ürünü mü sayılmalı?
Ölümden sonra başına ne geleceği insanın büyük sorularından biridir. Ama sorunun kendisi bile ruhun varlığı, biricikliği ve ölümden sonra bir başka yaşam öngörüyor. Ne kadar küstah olduğu açık değil mi insanın? Oysa hiçbir şey bilmiyoruz. Bilmemeye dayanamayarak kendi söylediğine inanmış, inandığı da insanı umuda olduğu kadar korkuya da bağlamıştır.
Bu noktada da öte dünyanın varlığı, ruhun ölümsüzlüğü, ölüden duyulan korku ve bu konuda geliştirilmiş gelenekler kolektif bilinçaltı olarak görülüyor. Adına hortlak, hayalet, intikamcı ruh, vampir ne dersek diyelim bunlar ölüm deneyimini yaşamış olmalarıyla öngörülmüş varlıklar. İnsanın adeta kendini ölümden sonra ruhunun yok olmayacağına, bir öte dünya olduğuna ikna çabası.

“Kesin olan vampirin sadece korku türünün bir canavar karakteri olmadığı, insanlığın arzuları ve korkuları üzerine inşa edilmiş bir yansıması olduğudur” diyorsunuz. En çok da insanlığın ölüm karşısındaki zavallığının yansıması diyebilir miyiz?
Zaman kilit öneme sahip bir kavram. Yüzyıllarca yaşadığınızda tanıklık ettiğiniz tarih kadar bireysel yaşantılar da vampir için bilgeliğin olduğu kadar nihilizmin yolunu açıyor. İnsanoğlunun başedemediği, bilmemek.
Bu denli çeşitli inanç, gelenek, din felsefeleri insanlığın tutunduğu dal ve kimi zaman da mazereti bence. Aslında vampir olarak doğmamış olmak ve başka birini dönüştürmek bir bakımdan aidiyetle de ilişkili. Biyolojik ailesinin sadece anısına sahip olan vampir, insanın evrendeki yerini sorgulamak için de biçilmiş kaftan. Vampir, insanın temel sorunsallarının bedenlendiği bir varlık adeta.
Vampir filmlerinde esas alınan yine insanın kendi sorunları. Ama yüzeysel bir okumayla ölümü yenmiş biri olarak çizildiğinde karakter cazibesini arttırıyor.

Türkün vampirle imtihanı
Geçtiğimiz günlerde Journal of Psychotherapy and Psychosomatics dergisinde dünyanın ilk vampiri olduğu tespit edilen 23 yaşındaki bir Türk’ün tıbbi hikâyesine yer aldı. Dünya tıp literatürüne “vampirizm” belirtileri gösteren ilk vaka olarak geçen bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Aslında kan içme ihtiyacının görüldüğü ya da kan arzusunun cinselliğe eşlik ettiği çok sayıda örnek gösterilebilecek vaka var.
Kan, yaşam gücü barındıran unsur olarak görülmüş tarih boyunca. Dolayısıyla çeşitli psikosomatik rahatsızlıklarda kanla bağlantılı semptomların görülmesi şaşılacak bir durum değil.
Kan, meme emmek, öpücük, ısırık, acı, haz, şiddet; cinsellik ve ölüm bir arada olan ve yer değiştirebilen ya da diğerinin eşliğiyle mümkün olan durumlar olabiliyor. Sorduğunuz örnekteyse ağır travmalara maruz kalmış biri var sadece.

Paylaş

Yeni sayı yeni heyecanBu ay kapağımıza Türk edebiyatının yaşayan en büyük yazarlarından Selim İleri'yi aldık. Selim İleri, edebiyatta 51 yılı geride bıraktı ve bu yıl karşımıza iki yeni romanla çıktı.

Devam