VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
14 Ocak 2014 Salı | Anasayfa > Haberler > Vampirlerin atasının kayıp günlüğü
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Vampirlerin atasının kayıp günlüğü

“Dracula”nın yaratıcısı Bram Stoker’ın 2012’de torunun oğlu tarafından keşfedilen günlüğü; “Bram Stoker’ın Kayıp Günlüğü” Türkçede. Günlük, “Dracula”nın kahramanlarının yaptığı gibi notlardan oluşuyor. Not: Kazıklı Voyvoda ile ilgili tek bir bilgi yok!

BUKET AŞÇI

Televizyon dizilerinin, Hollywood’un pohpohladığı tüm yakışıklı ve gizemli vampirler, lütfen bir adım geri çekilin. Çünkü hepinizi pelerininden çıkaran atanızın yaratıcısından bahsedeceğim. Beyaz, solgun tenli, uzun boylu, aynaya sureti yansımayan, geceleri uyanık, gündüzleri kayıp, asla kontrol edilemeyen, tutkulu ve gizemli “Dracula”nın yazarı Bram Skoter’dan... Daha doğrusu onun 2012 yılında bulunan ve Türkçeye yeni çevrilen “Kayıp Günlüğü”nden...
Gotik edebiyatın kilometre taşı olan, yarattığı erkek karakterle sadece dünya edebiyatını değil insan psikolojisini de derdinden etkileyen “Dracula”nın bir günlük gibi yazıldığını dikkate alırsak, “Bram Stoker’ın Kayıp Günlüğü”nün yazın tarihi için önemi daha iyi anlaşılacaktır. Çünkü “Darcula” sadece konusuyla değil yazım tekniği ve kurgusu ile de roman sanatının başyapıtlarındandır.
Günlük, Bram Stoker’ın torununun oğlu Noel Dobbs tarafından keşfedilene kadar kayıptı. Hatta neredeyse çürümek üzereydi, zor kurtarıldı. Neyse ki şu anda Dobbs’un Wight Adası’ndaki kütüphanesinde güvenli bir yerde duruyor. Peki bu günlükte ne bulacağız? Hemen söyleyeyim, Dracula’nın Kazıklı Voyvoda olup olmadığı ile ilgili bilgi yok. Batıl itikatlar da.



NOT ALMA SAPLANTISI
Elizabeth Miller ve Bram Stoker’ın varislerinden Dacre Stoker, günlüğü yayına hazırlarken “sıradan bir okurun” aralarında asla bağ kuramayacağı notları sadece çevirmekle yetinmemiş, bu bilgilerden hareket ederek Stoker’ın hayatına ve eserlerine ilişkin makaleler kaleme almışlar. Böylece adım adım “Dracula”ya giden yol ortaya çıkmış.
Günlüğe en son Haziran 1882’de yazılmış. Yani Stoker’ın “Dracula” için not almaya başlamasından sekiz yıl önce... Ama günlükteki birçok madde “Dracula”ya belirgin bir şekilde yansımış. Mesela notlar almış ki, bazen hatırlatıcı notlarını “Not” yazarak vurgulamış.
Not: Zavallı Duff ’ın cenazesini yaz.
Not: Kısa öyküler dizisi yaz.
Not: Hikâye. Kedi kürklerinden battaniyenin altında uyumaya git.
“Dracula”yı sadece sinemadan değil asıl kaynağı olan romanından da tanıyanlar romanın kahramanlarından Jonathan Harker’ın da not alma saplantısı olan biri olduğunu bilir. Mesela günlüğüne Klausenburgh’da oteldeki tavuk yemeğini kaydederken parantez arasında aceleyle ekler: “Not, Mina için tarifini al” ya da Transylvania’nın içlerine yolculuk ederken bu bölgeyi batıl inancın merkezi olarak tanımladıktan sonra da not ediyor: (yine parantezlerle) “Not, bütün bu boş inançları Kont’a sormalıyım.” Üstelik Dracula’da sürekli not olan tek karakter Harker değildir. Sevgilisi Mina, Lucy’ye mektubunda şöyle der: “Bir günlük tutacağım.
Dilediğim zaman yazabileceğim bir tür günlüğü kastediyorum. Başka insanları ilgilendirecek fazla bir şey olacağını sanmıyorum; ama zaten onlar düşünülerek tutulmayacak. Aslında bir alıştırma defteri olacak. Hanım gazetecilerin yaptığını gördüğüm şeyi yapmaya çalışacağım: Röportaj yapmak, tasvirleri yazmak ve konuşmaları hatırlamaya çalışmak. Bir miktar alıştırmayla insanın gün boyunca olan bitenleri ve işittiklerini hatırlayabildiğini duydum.”
Günlükte beklentilerin aksine nasıl Kazıklı Voyvoda hakkında hiçbir bilgi yoksa, vampirler hakkında da yok. Ama Stoker’ın gotik edebiyata ilgisini gösteren bazı veriler var. Edgar Allan Poe’ya, “Usher Evi’nin Çöküşü”nü sahneye uyarlama önerisinde bulunması gibi.
Günlüğü yayına hazırlayan Miller ve Stoker’ın da belirttiği ya da edebiyat tutkunlarının bildiği üzere Bram Stoker sadece Poe’nun değil Shakespeare’nin de hayranıdır ve “Dracula”da bol bol onun oyunlarına göndermeler vardır.
En çok da “Hamlet”e. Romanda Harker, Transilvanya tarihi ve Kont’un soyunu tartışarak geçirdiği uzun bir gecenin sonunda birden şatoda tutsak olduğunu fark eder. Güneşin doğuşuna doğru Dracula’nın anlattığı anılar (Binbir Gece Masalları’na da selam olsun!) biter ve Harker günlüğünü “Hamlet’in babasının hayaleti gibi” birden bire keser. Romanın ilerleyen sayfalarında ise Harker huzurunu kaçıran bir deneyime maruz kalır: Şatoda üç vampir kadınla karşılaşır. Olayı hatırladığında ilk işi aklının başında olup olmadığını kontrol eder ve Hamlet’i alıntılayarak bağırır: “Yazmalıyım bunu!”


HASTALIK VE ÖLÜMSÜZLÜK
Günlükler çoğu kez kişiseldir hatta kişisel tarih kitaplarıdır. Ancak “Bram Stoker’ın Kayıp Günlüğü”nde (pek çok yazarınkinde olduğu üzere) çok az kişisel bilgi var. Ancak Miller ve Stoker’ın değindikleri zere yer buradaki bilgileri Stoker hakkında bilinenlerle birleştirdiğimizde çok daha fazlasına ulaşıyoruz. Mesela Stoker’ın eski notların çoğu yalnızlıkla ilgili. “İşte bu da” diyor yazarlar; “Çocukluğundan kaynaklanıyor olmalı”. Malum yedi kardeşin üçüncüsü olan Bram yedi yaşına kadar sebebi bilinmeyen bir hastalıktan muzdaripti. Hatta pek çok kez ölüm tehlikesi atlatmıştı.
Bu durumu 1906’da hatırladığında ise şöyle yorumluyor: “Bebekliğimde, anlıyorum ki, sık sık ölmek üzere olmaya alışıktım. Yedi yaşıma kadar kesinlikle dik durmanın ne olduğunu bilmiyordum.” Ya da “Gece çocuk odasının zili çaldığında annem beni ölürken bulmayı umarak odaya koşardı. Eskilerden hatırladıklarımın hepsi insanların kollarında taşınmak ve evdeysek ya bir yerlere ya yatağa ya da kanepeye, hava güzelse battaniye üzerine ya da çimenlerde minderlerin arasına yatırılmak.”
Peki hastalık neydi? Stoker ailesinde çok sayıda tıp doktoru vardı ama hiçbiri bu gizemli hastalığa açıklama getirememiş. Romatizma ateşi denmiş, ya da İrlanda’daki açlık ve salgın hastalıkların gölgesinde saklanan tanımsız bir hastalık... Kim bilir belki de psikosomatikti; belki Byron tarzında şiirden beslenen sonradan canlanan romantik bir düş...

Hal böyle olunca kardeşleri etrafta özgürce oynarken o, yatağa bağlı bir çocukluk geçirmiş. Bu uzun hastalık günlerinde annesinin anlattığı içinde hastalık ve ölümle ilgili doğaüstü masalların da yer aldığı hikayeler ise zaman içinde onda bir gotik duyarlılık geliştirmiş. Bir yerde şöyle diyor: “Sanki kendi kendimin çocuğuymuşum gibi hissediyordum. Kendime sonsuz bir acıma hissediyorum. Zavallı, küçük, yalnız çocuk.” Bir başka notunda ise açık açık yalnızlıktan bahsediyor: “İnsanlar güçlü bir adamın bir kadının kalbine ve yalnız bir çocuğun isteklerine sahip olabileceğine hiç inanır mı? Zaman bir kere bile geri gelirse alacakaranlıktan bir anı herhangi bir çocuğun kulağına dua fısıldamak isterim. Böylece fısıltımı duyduğunda mutlu hissedebilsin ve bir daha asla yalnız hissetmesin.”
Dracula’nın şatosundaki yalnızlığı, ailesizliği, alacakaranlık içindeki kayboluşu... Ya da hasta bir çocuğun bedeninin acılarını, ölümlülüğünü keşfi ve insan bedenine olan merakı... Tıbba olan artan ilgisi, kadavra odalarında geçirdiği vakitler. Belki de orada acı ve yalnız geçen çocukluğuyla şekillenen ölümsüzlük arayışıydı. Nitekim bir notunda “Kadavra inceleme odasında beklenmedik, yeni bir gücün uygulanmasıyla hayata geri getirilen adamın hikâyesi”nden bahsediyor. İlk bakışta bu Mary Shelley’nin “Frankenstein”ı olarak algılınsa da bahsedilen Dracula’dan başkası değildir.

Bram Stoker´ın Kayıp GünlüğüBram Stoker´ın Kayıp Günlüğü

Kolektif

Detay için tıklayın

KİTAPTAN
“Bram Stoker’ın Kayıp Günlüğü” Dracula’nın yazarının çoğu zaman göz ardı edilen bir özelliğini, onun mizah gücünü açığa çıkarıyor . Akademisyenler çoğunlukla onun bu özelliğini atlamışlardı. Yazarı ve karakterlerini psikanaliz yapmaktan, hem yazısındaki hem de ömür boyu süren arkadaşlıklarındaki gizli cinsel anlamları durmadan tartışmaktan memnundular. Bu günlüğün açığa çıkardıkları, Stoker’ın gergin, genellikle şakadan anlamayan biri olduğu görüşünü yeniden değerlendirmeye teşvik etmeli. Mizah, “hayatın uyuşmazlıklarını derin düşünme” olarak tanımlandığında, genellikle sıradan ve beklenmedik olanın yan yana karşılaştırılmasıyla üretilir: kutsal evlilik bağıyla yanlış insanları birleştiren baş rahip, opera dürbünüyle daha iyi “duyduğunu” iddia eden doktor ve burnunu masa örtüsüne silen Kuzey İskoçya giysisi içinde bir İskoç. Bu gibi durumlar kahkahalara yol açıyor çünkü her biri durumun normalliğiyle çarpışan bir şaşkınlık unsuru içeriyor. Stoker’ın kendisi mizahı üç bileşene sahip olarak tanımlamıştır: “Abartı, uyumsuzluk ve karşıtlık” (69). Üç unsurun hepsi kendilerini günlük boyunca gösteriyorlar. Şüphesiz, Bram Stoker keskin bir komedi anlayışına sahipti. Etrafındaki uyumsuzlukları fark etmede ve diğerlerine sözlü ve yazılı anlatı şeklinde aktarmada sivrildi. Bu konuda başı çekerdi. Gülmekten hoşlanırdı ve etrafındakilere de kahkaha attırırdı. Hem Dublin’deki hem de (sonraları) Londra’daki akşam yemeklerinde her zaman hoşa giden bir konuşmacıydı. Henry Dickens (Charles Dickens’ın oğlu), “Kulağa hoş gelen bir gülüşü vardı,” diye not etmiştir.”

Paylaş