VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
15 Haziran 2013 Cumartesi | Anasayfa > Haberler > Var mısın Korkmaya?
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Var mısın Korkmaya?

Hortlaklar, olağan dışı cadılar, apansız yok oluşlar, gözü kara cinayetler, psişik bağlantılar ve daha pek çoğu… “Tekinsiz Kitap”, korku ve gerilim düşkünleri için çok sesli, renkli bir karnaval!”

"Dünyanın gerçekleri bana hayal gibi, sadece ve sadece hayal gibi görünürken, buna karşılık, düş ülkesinin çılgınca fikirleri her günkü varoluşumun gıdası değil, bu varoluşun ta kendisi oldu." Edgar Allan Poe


Tekin Budakoğlu
tekinbudakoglu@hotmail.com

Yapılan edebiyatın türü ve niteliği, genel anlamda, yazarın dünyayı ve gerçekliği algılayışına göre değişir: Kimileri gerçekliği salt duyusal olarak okur ve metinlerinde çevresindeki insanlardan duyduğu veya sokakta, iş yerinde ya da yaşamın herhangi başka bir anında bizzat yaşadığı dünyayı; aklın hâkim olduğu dünyayı resmetmeye çabalar. Kimileri de gotik edebiyatın ustası, kurgu ve zekâ abidesi Poe gibi, duyuların çok ötesinde bir dünyaya dokunur, hisseder ve onu anlatır: Gerçekliğin sıradanlaşarak hayal gibi uzaklaştığı ve onun yerine düşlerden devşirilen korkuların, sezgilerin, huzursuzlukların gelip yanı başımızda belirdiği sınırsız bir âlem.
Küçük bir çocukken bile olağanüstü olanlara karşı tarifsiz bir haz duyan “Tekinsiz Kitap”ın yazarı Jeremy Dyson, ikinci gruptakilerden: Beş-altı yaşlarında doğaüstü olayların yer aldığı öyküleri okumaya başlayan Dyson’ın ilerleyen yaşlarda da bilinmeyene, gizemli olana duyduğu merak ve ona ulaşma isteği son bulacak gibi değildir: Korku antolojileri, sıra dışı öyküler ve tekinsiz yazarların yol göstericiliğindeki âleme dair izlerin peşi sıra gider Dyson; sözün gelişi on üç yaşındayken gezi bahanesiyle kandırdığı ailesinin yanında Anthony D. Hippisley Coxe’un Tekinsiz Britanya kitabından bahsettiği Whitby Müzesi’ni, bu müzede asılarak idam edilmiş bir katilin elini, ‘Şan Eli’ni bulmaya çalışır.
Gezinin sonunda, elbette ne böyle bir müzenin ne de ‘Şan Eli’nin gerçek olmadığını anlar Dyson: “(…) İçim düş kırıklığıyla doluyordu. Özlemini çektiğim, gözlerimle görmeyi arzuladığım heyecan ve gizem, aleladelik ve hüsran sisine dönüşmek üzereydi. Şan Eli veya sergilendiği müze, elbette yoktu. Elbette görecek hiçbir şey yoktu. Hiçbir şey yoktu.”
Müze ve Şan Eli, sınırları herkesçe belirlenen, aklın hüküm sürdüğü dünyada yoktur; oysa Dyson gerçek hayatın körlüğünden uzak, “bir sızı, bir istek, bir hasret” olarak gördüğü doğaüstüne ulaşacağı bir başka âlemin, kendi içinde gerçekliğe sahip ve kuralsız, sınırsız bir düş dünyasının var olduğunun farkındadır.
Obsesif kahramanlar, arayışlar ve tabii ki bolca gerilim
Dyson’ın olağanüstü olana duyduğu takıntılı ruh hali kahramanlarına da yansıyor ve birbirinden bağımsız oluşturduğu gerilim ve korku öykülerinin kurgusunu başı beladan kurtulmayan, sıkıntılı ve nevrotik karakterler üzerine kuruyor.
Takıntılı karakterler deyince “Lunapark” öyküsündeki Swain ailesini es geçmek olmaz: Dört kişilik çekirdek bir aile olan Swain’ler, yolları üzerinde oldukça cezbedici bir lunapark görürler. Lunapark her ne kadar ilgilerini çekse de geri dönüşte bolca vakitleri olacağı için durmazlar; oysa aynı gün dönerken lunaparkın gördükleri yerde olmadığını fark ederler, üstelik böyle bir parkı ne gören ne duyan vardır. O günden sonra Swain’ler dünyanın dört bir yanında fellik fellik lunaparkı bulmaya çabalarlar ve 250. arayışlarından da hüzünle dönen ailenin büyük oğlu Alex, adeta gerçeğin kalıplarından uzak ikinci bir dünyanın olduğunu bilen Dyson gibi, annesine “Bulacağız!” diye mırıldanır.
Swain’lerin lunaparkı belirsiz bir yer, aranmasına rağmen bulunamayan ve yokluğu huzursuzluğa neden olan bir mekân. “Nealon’dan Kitson’a” öyküsündeyse durum tam tersi: Kıdemli pazarlama uzmanı Greg’in başındaki uğursuzluğun kaynağı, düzenleme işlerinin ardından yaşamaya başlayacağı yeni evi. Peyzaj şirketi evin düzenlemesini bitirip Greg yeni evine yerleştiğindeyse, evdeki telefondan garip sesler duymaya başlar. Önceleri, ara ara duyduğu bu ses ahizedeki hiçlik sesi gibi gelir ona, derken gerilim artar; Greg telefondan artık belli belirsiz bazı sözler duyduğundan emindir. Ahizeden “Beni kurtar!” seslerini duyan Greg hemen arka bahçeye yönelir ve delirmiş vaziyette taş duvarları söker, tahtaları paramparça eder, bir kulp ve bir duvar daha: Greg sonunda aradığını bulmuştur: Duvarların arasına gizlenmiş bir ceset!
Evin eski sahibi Bay Nealon’un gittiği geziden dönmediği efsanesi nihayet son bulmuştur; duvardan çıkan onun cesedidir. Fakat akıbeti ve oraya canlı mı ölü mü konduğu da bir türlü çözülemez: Çünkü birlikte yaşadığı ve onun kayboluşunun ardından bakımevine kapatılan oğlu Isaac de birkaç hafta önce ölmüştür.

Yardımsever cadı Ann Tennant
Dyson’ın düş dünyası gizemli; hissedilen ürpertiler, ortadan kaybolmalar, cinayetler üzerine kurulu. Epizotlara ayırdığı ve zaman zaman iç içe kitaplar görünümü verdiği hikâyelerinin belki de en ürpertici olanı, ismini vermeyen kütüphanecinin başından geçenlerin anlatıldığı hikâye: Her şeyin sakin gittiği kütüphanede bir gün çarpıcı bir şey olur ve kütüphaneci kitaplıkta bir karaltı, korkutucu bir yüz görür. Bu karaltının Bay Burness ismindeki bir katilin ruhu olduğu anlaşıldığında medyum çağırtılarak onun kütüphaneden kovulması sağlanır: Buna karşın kütüphanedeki gölgelerin, ruhların ardı arkası kesilmez. Medyum tekrar kütüphaneye geldiğinde bu seferki ruhların oldukça güçlü olduğunu ve kendisinin yapacağı bir şey kalmadığını söyler.
Kütüphaneci bazı malzemeler hazırlar, medyumdan işine yarayacak ritüeller öğrenir, harekete geçer ve bıçak gibi keskin, Poe’nun Amontillado Fıçısı’nı andıran bir son: Kütüphaneci, kanını akıttığı çemberi geçemeyen ruhun üzerine önceden hazırladığı taşlarla, yavaş yavaş duvar örer!
Gerilim ve dehşet deyince cadılardan bahsetmemek olmaz: Dyson, annesi ve ninesi cadı olan Ann Tennant’ın hikâyesini anlatırken korkuyu sinir uçlarına kadar yaklaştırır: Ann’ın hastaları tedavi etmek gibi bir yeteneği vardır. Cadılık yetenekleri sayesinde pek çok hastayı iyileştirir ve bir gün yaşlı William Cowley’nin bükük belini de düzeltir. Ölüm döşeğindeki küçük bir çocuğu kurtarmak için annesine söz verdiği zaman ise her şey bambaşka bir hâl alır ve onu yakalayan zangoç Ann’ın cadı olduğunu söyleyerek vaize götürür ve vaiz de iki gün zindanda oruç tutarsa ancak günahlarından arınabileceğini söylediği Ann’ı hapsettirir. İki gün sonra çocuğu ölen anne, kasabalıyı peşine takarak Ann’ı yakalar ve onu kör bir kuyuya attırır. Görgü tanıklarının anlattıklarına göre yaşananlara engel olamayan ihtiyar William Cowley’nin, Ann’ın görüntüsüyle birlikte görünmesi üzerine Dyson, dehşetli bir öyküden sevgiyle yoğrulmuş bir son çıkartmış olur: “Belki Cowley öte tarafta kızla birlikte olmayı seçmiş ve sevgisiz hayatın kavuruculuğuna dayanamayarak dünyadan ve kasabadan ayrılmayı seçmişti. Çünkü sevgi, tadına bir kez varıldı mı tek gerçeğe dönüşür ve sevgiye sırtını dönmeyen, buradaki gibi kasabadan ve yalanlardan kurtulup parıltılı gerçeği, götürdüğü yere kadar takip eder…”

Her yer tekinsiz!
Dyson hikâyeleri arasında bir sarmal oluşturuyor: Tehlike, tekinsizlik ve açıklanamayan olaylarla dolu bu sarmaldaki en ilginç hikâyelerden biri, çözmeye çalıştığı cinayetlerin sonucunda, soruşturduğu Doktor Deitch’in rüya kontrol seansları sırasında, psişik etkilerle kâhyanın kızını öldürdüğünü öğrenen Komiser Baird’in başından geçenler. Bunun yanında, memleketindeki su kıyısında yıllar sonraki haliyle karşılaşan umutsuz cerrahın gelecekteki kendi görüntüsüyle diyalog halinde geçirdiği yürüyüş, akıl hastanesinde iki gün boyunca gönüllü olarak çalışan Hal ve Mara’nın yaşadığı gerilim yüklü olaylar, yıllar sonra toplanan müzik grubu Zurau’nun eskiden küçük çocukların çalıştırıldığı eski fabrika-yeni stüdyodaki ürpertili anıları ve yaşadığı toplumdan, insanlardan, dayatılmış düşüncelerden uzaklaşarak iç huzura ulaşacağına inandığı teknesiyle günlerce süren gezintiye çıkan ve nihayetinde teknesindeki bütün camlar ve yansıtıcı yüzeyler kırılmış halde, bomboş bulunan Ramon Huld’un trajik sonu, sarsıcı hikâyelerin bazı satırbaşları.
Tekinsiz Kitap’ın sonunda okuru bekleyen, kitaba yakışır şekilde siyah fon üzerinde bir okur-metin hesaplaşması da var. Dyson gibi korkudan haz duyanlara!



Paylaş

Bir VatanKitap’ın perde arkasıBu ay üç özel röportajla çıkıyoruz okur karşısına. Bunlardan ilki Türk tiyatro tarihine sahneleye çıkan ilk kadın oyuncu Afife Jale'nin yaşamını romanlaştıran Osman Balcıgil'le bu büyük değer üzerine Ece Erol'un yaptığı şöyleşi oldu. Diğer bir özel röportajımızı Cemre Nur Meleke, Aslı Perker'le yeni romanı Flamingolar Pembedir üzerine gerçekleştirdi. Sinemaya da uyarlanan Kocan Kadar Konuş kitabıyla büyük çıkış yakalayan Şebnem Burcuoğlu ise özlenen sıcak mahalle özlemimizi, Cemal Süreya'ya gönderme yaparak Cemal ve Süreyya aşkı üzerinden giderdiği yeni romanı Süreya Kuaför Salonunu anlattı.

Devam