VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
21 Nisan 2010 Çarşamba | Anasayfa > Haberler > Ve insan çiçeğe dokunduğunda...
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Ve insan çiçeğe dokunduğunda...

Bahar gelmişken okuması keyif verecek bir kitap...

Fügen Ünal Şen

İngiliz antropolog, yazar Jack Goody “Çiçeklerin Kültürü” kitabında insan-çiçek-kültür ilişkisini, farklı toplumlarda çiçek kullanımı ve çiçek sembolizmi örnekleriyle anlatıyor. Bir sayfada kendimizi Bali’de bir tapınak ayinde buluyoruz, Tanrılara çiçek sunarken, bir başka satırda Afrika’nın kurak ikliminde...

Tam da bahar gelmişken, çayır çimen yeşermiş, toprağın bağrından sarı, beyaz papatyalar fışkırmışken... Sümbüller, lalelere nazire yapıyorken ve elbette güller, minik tomurcuklarını taze kırmızı yapraklarının arasında saklıyorken... Tam da bahar gelmişken, meraklı gözler “Ha açtı, ha açacak” diye erguvanları bekler, gelincikler “Ay hava biraz daha ısınsın,” diye kendini naza çekerken, sardunyalar, camgüzelleri, kamelyalar, mor menekşeler, saymakla bitmez meyve ağaçları tarifi mümkün olmayan çiçeklerini bal arılarına sunmuşlarken...

Tam da bahar gelmişken okudum antropolog, yazar Jack Goody’nin “Çiçeklerin Kültürü” isimli kitabını. ‹tiraf ediyorum bir antropolog olarak içten içe kıskanarak, gıpta ederek ve hatta hayıflanarak okudum. Yazarın insan-coğrafya-kültür ilişkisini, “çiçek” gibi narin ve renkli bir ortak payda üzerinden anlatımı son derece etkileyici bir o kadar da sadeydi...

Sevgili okur, hayır bir bilimsel kitap değil Goody’nin “Çiçeklerin Kültürü” kitabı. Aksine yaşamı boyunca (Yazarımız 1919 doğumludur) yaptığı geziler ve tuttuğu notlar yardımıyla satırlarında bizi farklı toplumlara götürüp, oradaki çiçek kültürünü son derece basit ve içten cümlelerle anlatıyor. Sevgili okur, ama hayır bu bir gezi kitabı da değildir elbette. Aksine Sir Jack Rankine Goody, Cambridge Üniversitesi’nin önde gelen hocalarından biri olmasının yanı sıra, British Academy ve US National Academy of Sciences’in de üyesi sıfatıyla bilim... Ve kitabın büyüsü de burada saklıdır zaten. Yazar satırlarında büyük bir ustalıkla, okuru hiç sıkmadan, bir yandan değişik toplum ve coğrafyadaki çiçek kültürünü anlatmaktadır, bir yandan da çiçeği bahane edip kültürler arası farklılıkları çiçek kullanımı ve çiçek sembolizmi örnekleri verip etnografik bir çalışmaya ortak etmektedir.

ÇŞÇEK KÜLTÜRÜ EVRENSEL MİDİR?
Evet, kitabın baştan sona cevabını aradığı soruyu yukarıda okudunuz. Bu sorunun peşine takılan yazarımızın bir tespiti var: “Çiçekler kültürün parçasıdır. Onları yetiştirilebilir kılan insanoğludur. Toplumsal yaşamın pek çok alanında kullanılmaktadırlar; dekorasyonda, tedavide, yemek pişirmede, hepsinden önemlisi de hem canlılarla hem de ölülerle, hem ilahi varlıklar hem insanlarla ilişki kurmada, ilişkiyi
sürdürmekte ve sona erdirmekte...”

Çiçekler ve toplumlar değişiyorsa da çiçeğe yüklenen görev değişmiyor. Kitabın sayfalarında ilerledikçe, satırlar sanki bir çiçeğe dönüşüyor ve ağır ağır açılarak yukarıdaki tespitin farklı kültürlerdeki örnekleri karşımıza çıkıyor.
Bir sayfada Bali’de tapınak ayininde buluyoruz kendimizi ve Tanrılara çiçek sunanlarla birlikte sunağa yürüyoruz, bir başka satırda Afrika’nın kurak ikliminde çiçeksizliğin eksikliğini duyup yerine ağaç köklerini, kabukları kullanıyor, Mısır’da Firavunların kudretine lotus çiçeğinin eşlik etmesine tanık oluyoruz. Eski Mısır’da en itibarlı işin bahçıvanlık olduğunu zira şatafatlı İskenderiye modası için bol çiçeğe ihtiyaç
duyulduğunu öğrenip gülümsüyoruz.

Satırlar bizi Yunanistan’a taşıdığında bahçelerde çiçeklerle heykellerin aşkına tanık oluyoruz, yetmiyor Roma’da çiçeklerimizin şekli değişiyor; zira Roma’da bahçeler “budama sanatının” hâkimiyetine giriyor. Eski Mısır’da lotus çiçeği saltanat sürerken bir de bakıyoruz ki Yunan ve Roma kültüründe hem sanatta, hem yaşamda, hem de bahçelerde gül başköşeye oturmuş.

Çiçek, toprak, doğa, insan ilişkisini okurken birden “Lüks kültürü” yani “turfanda tarımı” kavramlarıyla karşılaşıyoruz. Karakışta çilek yemek günümüzde hiçbirimizi şaşırtmıyor olabilir ama asırlar önce Roma ‹mparatorluğu’nda kuşkonmaz ve enginar gibi sebzelerin güneşin altında hareket ettirilen yük arabalarında turfanda olarak yetiştirildiğini okumak ilginç geliyor. Roma’nın çöküşüyle Avrupa’daki çiçek kültürünün nasıl gerilediğini, hekimlik mesleğinin neredeyse ortadan kalktığını, bitkilerle tedavinin zar zor canlı tutulduğunu söylüyor yazarımız.

BAHÇE eşittir CENNET ?
“Çiçeklerin Kültürü”nün kimi sayfaları İslam’da çiçek konusuna ayrılmış. Sir Goody, “İslam’da bahçe en baştan beri çok önemliydi. Zira Arapça’da cennet, (El- Cenne) bahçe demektir. Kur’an da müminlere ebedi bahçelerin nimetlerini vadetmektedir” diyerek çiçek, bahçe ve ‹slam ilişkisine örnek veriyor.

Çiçek düzenlemesi, parfümler, baharatlar, resim ve edebiyatta çiçek, taçlar, heykeller, halılar, dinsel çiçek sembolizmi, çiçekçi kızın gündelik yaşamdaki rolü... Sıraladığım bu konular için “Çiçeklerin Kültürü” kitabında Goody onlarca sayfa ayırmış.

Şu sıralar İstanbul’un parkları, bahçeleri renk renk lalelerle şenlenmişken eh biz de son satırları Goody’in kitabında lalenin anlatıldığı bölüme bırakalım: “Lale’, (Tulip) adı Türkçe ‘Tülbent’ sözcüğünden geliyor. Bu çiçek İngilizce’de ‘Türk Takkesi’, ‘Turk’s cap’olarak da bilinirdi. İmparator I: Ferdinand’ın ‹stanbul elçisi olan De Busbecq, 1554’te ‹stanbul’dan Viyana’ya lale soğanı getirmişti.” Tam da bahar gelmişken, bahçeler, balkonlar, saksılar çeşit çeşit çiçeklerle bezenmişken bu kitabın sayfalarına karışıp, çiçeklerle başka dünyalara, kültürlere yol alırsanız sakın şaşırmayın, insan çiçeğe dokunduğunda gönlü uçup gitmiyor mu zaten?

***

ÇİÇEKLERİN DİLİ:
Şimdi sıkı durun. Jack Goody Çiçeklerin Kültürü kitabında “Çiçeklerin dili anlayışının Avrupa’da bilinmesi 1718’de, İstanbul’dan yazan Lady Mary Wortley Montagu’nun ’Özellikle dış dünyadan kopuk kadınlar, gizli duygularını anlatabilmek için çiçeklerin dilini kullanıyorlar’ dediği mektuplarıyla olmuştur,” saptamasını yapıyor. Burada ”Hangi çiçek neyi anlatır?“ listesini yapmak yerine Şair Mollevaut’un dizelerine yer verelim:
”Çiçeklerin dilini bilin,
Onu Doğu’da öğrenin,
Aşkın onu hoş amaçlar için kullandığı yerde...“”

Paylaş

Öyleyse ‘Yaşasın edebiyat!’ Geçen ay Grand Pera Emek Sineması’nda çok önemli bir edebiyat davetine katıldım. Davet önemliydi çünkü,Türk edebiyatının “yaşayan” 50 şairinin/yazarının, kendini, edebiyatını ve hayata bakışını anlattığı “Yüz Yüze Konuşmalar, Yaşayan Edebiyat” projesi tanıtıldı.

Devam