VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
15 Ocak 2018 Pazartesi | Anasayfa > Haberler > Veda Divanı: Diyalektik görgüsü
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Veda Divanı: Diyalektik görgüsü

Söz konusu şair Ahmet Telli’yse rüzgâr teferruat değildir. Tanışıklıkları, yakınlıkları, uzakları, buluşmaları, tanıklıkları da kattığımızda ortaya çıkan şeydir. O şiirden bize gelen, kalan, süren şeydir bir de. Kokusu, tadı, rengi, dokunuşuyla, şiirin bir rüzgâr olma hali.

HAYDAR ERGÜLEN




Bazen şiirleri toplamak da zaman alır. Elbette toplanacak zamanın gelmesi de etkilidir bunda ama, şairin zamanı daha belirleyicidir kanımca. O şiirlerini topladı, bu toplu şiirlerini çıkardı, erkendi, geç bile kaldı, toplayacak kadar şiiri var mıymış derken, bir bakarsın şiirin rüzgârlarından biri de rüzgârlarını toplar...

Rüzgâr. Ki şiirin rüzgârı demek bile fazladır aslında. Öyle ya, hani şu güzel klişeyi şiire de uyarlarsak, “şiir yalnızca şiir değildir” diye bir cümleyi de olanaklı kılan şey. Bazılarının şiiri ev olur, bazıları şiirle bahçeye çıkar, duvardan atlayan şiir de vardır, mahpusta tünel kazan şiir de. Bazı şiirlerinse başı hep diktir, bakışları hep ileride ve biz onlara uyku nedir bilmeyen şiirler de diyebiliriz, Nazım Hikmet’in “Güneşin Sofrasında Söylenen Türkü”sünü de akortsuz sesimize aldırmadan, yalnızca birlikte söylemenin coşkusuyla söyleyip kendimizden de geçebiliriz. Zira şiir yalnız okunduğunda birlikte olmanın iyiliğiyle, birlikte söylendiğinde ise yalnızlığın yaratıcılığıyla dopdolu o şeydir. O şeyin adını bilemediğimiz için şiir deyip geçiyoruz işte! Rüzgâr da öyle.

Bir şeye ad koymama biçimi. Hiç kimsenin aldırmadığı şeylere derinden, fazlasıyla, sonuna dek, bıkıp usanmadan, soluğu tükenene kadar aldırma, herkesin fazlasıyla aldırdığı şeyler karşısındaysa oralı bile olmama biçimi.

Şair, biyografisinden ibaret değil
Başı dik ve ileri bakışlı bir şairi ise, “Rüzgârlarım Konuşuyor” diyen bir şairi, Cahit Irgat’ı da hatırlayarak, rüzgârıyla, rüzgârlarıyla konuşabiliriz. Rüzgâra karışmış bir şair de diyebiliriz. 50 yıldır esen, yorulmayan, dinmeyen bir rüzgâr olarak da.

Rüzgâr olmanın bütün hallerini de taşıyarak elbette. Poyrazından lodosuna, imbatından meltemine, fırtınasından kasırgasına, karayeline, rüzgârları konuşan o şair Ahmet Telli’dir.
Rüzgâr, madem şiirden konuşuyoruz, hem bir metafordur hiç kuşkusuz, hem de şairin yaşamına değindir. Şairin yaşamı, biyografisinden ibaret değildir. Hatta daha çok efsanesidir. Yani ona yakıştırılan, uygun görülen şeydir. Özellikle şairlerin yaşamları için geçerli bu dediğim. Kimse romancıların, sinema oyuncularının, müzik insanlarının yaşamlarına dair efsane üretmek yoluna gitmiyor ya da pek az yapılıyor bu.

Şairler mi efsaneye uygun yoksa efsane üretmek de mi şiirin bir hali, bilemedim. O nedenle şairler hakkında konuşurken, o şairin yaşamadığı şeyler için, “yalan yanlış” dememek gerekiyor. Yakıştırılan şey, yaşanmamış olabilir ama yalan olmaz, yanlış hiç olmaz!

Söz konusu şair Ahmet Telli’yse rüzgâr teferruat değildir. Telli’nin yaşamını ve şiirini efsanesiyle buluşturan şeydir. Tanışıklıkları, yakınlıkları, uzakları, buluşmaları, tanıklıkları da kattığımızda ortaya çıkan şeydir. O şiirden bize gelen, kalan, süren şeydir bir de. Kokusu, tadı, rengi, dokunuşuyla, şiirin bir rüzgâr olma hali.

“Vedâ Divânı” (Everest, Ocak 2018), Ahmet Telli’nin 1966-2016, tam 50 yıllık rüzgar toplamı, rüzgar alfabesi. İlk kitabı, “Yangın Yılları”, 1979’da yayımlanır ama Telli’nin ilk şiirleri 1966 tarihini taşır. Bir köy öğretmeni olan şairin günlüğü de şiirdendir ve uzun yıllardır ülkemize çöreklenmiş olan karanlığın acılarını da ta o günden taşır. Günlükteki şiirlerden birinin adı “Parasız Yatılı Dinbazlık”tır, şimdilerde dilimizde olan bu kavram 50 yıl öncesinden şairin öngörüsü ve sezgisiyle şiire taşınmıştır.

Ahmet Telli şiirlerini ilk kitabından beri severek okuyan biri olarak, bir okur olarak şöyle düşündüm, düşünürüm: “Yangın Yılları’ndan ‘Bakışın Senin’e kadar karşılığını bulmuş şiirlerdir. Bu ülkede, her şey kaybolabilir, insan, hayvan, doğa, tuhaftır, şiir kaybolmaz. İyi şiir, zamanında ya da daha sonra karşılığını bulur, değerlendirilir, okunur ve sürer. Şiirin saati, başka bir saattir, zamanı başka çalışır, farklı işler. Bazen o anın kaydını tutar gibi görünür yalnızca. Küçük bir izlenim, esinti, duygu, anı, çakım. Ve o anı, belki sıradan olan, öyle görünen anı, insanı, durumu, olayı unutulmaz kılar. Tıpkı şaire de her zaman büyük yaşantılar gerekmediği gibi. Büyük yaşantı gerekiyorsa, şiir ne güne duruyordur? Şair biraz da onunla tamamlar yaşantısını. Ahmet Telli’de şiirin büyük saati de, Tanpınar’ın dizelerinden küçük bir uyarlama yaparak söylersek, “hem içindeyim zamanın/hem de büsbütün dışında” biçiminde işler. Hem şiirin, hem hayatın, hem herkesin, hem de kendinin içinde olmak, hem hepsiyle iç içe olmak hem de başta kendisi olmak üzere, herkesin her şeyin uzağında olmak. Kendini çekmek değil bu dediğim, kendine çekilmek hiç değil, kendinden de çekilmek.

Ahmet Telli’nin işi zordur çünkü. Bir bakıma şaire ilişkin o romantik arzuyu temsil eder. Şehrin saat kulesi zamanı en doğru gösterir düşüncesiyle, ona bakılır. Ondan beklenir. Bunun şiirini o yazar, yazmıştır. Şaire de “zaman sensin” denmiştir. Oysa şair zaten çoktandır oradadır, kendisinden bile önce oradadır, şiiri gitmiş orada yazılmaya başlanmıştır. Sadece yakın zamanı, yakın tarihi kapsamaz onun şiirleri, evvel zaman içindedir, sadece bir ülkeyi, bir dönemi de kapsamaz, kadim olana dek uzanır. Çünkü kadim olan bizi bizden evvel var eden tabiattır. Bazen bir şölen sunan, bazen bir yangın yeri olan tabiat. Aslında bilgiye de çok ihtiyacımız yoktur, bir bakıma her şey kuruludur, hazırdır, ihtiyacımız olan şey bilinçtir, ondan da önce farkına varmaktır, sezmektir. Şiir de o sezginin söze dönüşmesidir.

Ahmet Telli şiiri; kadim olanın sürekliliği, masalsı dilin gerçekliği, kayıplara karşı belleğin direnişi, unutmanın kolaylığı ve rahatlığına karşı hatırlamanın, hatırlatmanın lezzeti, evinden, yurdundan, tarihinden, dilinden sökülenlerin yanında yurtsuzluğun, dilsizliğin bilinciyle davranması, toplum ve birey arasında değil yalnızca, toplumla tabiat, insanla hayvan, ağaçla su, yaprakla zaman, yalnızlıkla beraberlik, arkadaşlıkla dostluk, yoldaşlıkla aşk arasında işleyen inancı ve dünya görüşüyle “diyalektik görgü”nün şiirdir.

Diyalektik görgüsü; şiirin ne’liğini insanın kendi içinde, dünya içinde, hayat içinde, toplum içinde, tabiat içinde ve rüya içinde, görerek, merak ederek, hissederek, sezerek anlamasının ve yazmasının, şair tarafından bulunmuş yolu, biçimidir. Her kitabıyla bizi rüzgarın halleriyle buluşturan Ahmet Telli şiiri, diyalektik görgüsüyle bizi 50 yıldır büyüler. Bizden ve şairinden sonra da sürecek bir büyük büyüdür bu.




Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayfa : 163