VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
12 Kasım 2011 Cumartesi | Anasayfa > Haberler > Wikileaks’ın en tartışmalı belgesi: “Onaylanmamış Otobiyografi”
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Wikileaks’ın en tartışmalı belgesi: “Onaylanmamış Otobiyografi”

Hakkında çok az şey bilinen Julian Assange’ın hayat hikâyesi tüm dünyayla aynı anda Türkiye’de de yayımlandı.

Emel Lakşe

“Onaylanmamış Otobiyografi” kulağa bir oksimoron gibi gelebilir ama kitabın serüvenini takip edenler bilecektir, durum tam anlamıyla böyle: Dünyanın Wikileaks belgeleriyle tanıdığı Julian Assange’nin, kendi ağzından hayatını anlattığı hikâyesinden son anda vazgeçince kitabı da kaçınılmaz olarak bu adla yayımlandı.

Beyaza yakın sarı saçları ve gizemli duruşu ile Julian Assange kimine göre 21. yüzyılın sisteme meydana okuyan kahramanı, kimine göreyse bir siber anarşist. Bazıları onun büyük bir gazeteci olduğuna ve yaptığı yayınlarla gazeteciliğe yeni bir anlam kazandırdığına inanıyor, bazılarıysa iktidardaki siyasetçilere ve hükümetlere meydan okuduğu için hedef tahtasına konduğunu, hakkındaki tecavüz davasının da onu susturmaya yönelik bir komplo olduğunu söylüyor. Ondan nefret edenler, hatta öldürülmesini isteyenler bile mevcut. Ancak hakkında kim ne düşünürse düşünsün ortada bir gerçek var: Assange’ın her yaptığı, her söylediği olay oluyor, kameralar onu takip ediyor, İngiltere’de ev hapsinde tutulduğu malikanenin kapısının önünde bir basın ordusu nöbet tutuyor. Herkes, daha şimdiden tarihe Wikileaks belgelerini yayınlayan adam olarak geçen ve zaman zaman sırada yeni belgelerin de olduğu açıklamasını yapan Assange’ın bir sonraki hamlesini merak ediyor. Ve doğruyu söylemek gerekirse galiba dünya ondan biraz çekiniyor.
Hal böyleyken Assange geçtiğimiz aylarda bambaşka bir konuyla, geçen Aralık ayında yazılmaya başlanan otobiyografisi ile gündeme geldi: Neredeyse basılma aşamasına gelen anılarını yayınlamaktan vazgeçmişti. Gerekçesi ise kitaptaki bilgelerden bazılarının, deyim yerindeyse “kanlı-bıçaklı” olduğu ABD hükümeti tarafından kendisine karşı kullanabileceğini düşünmesiydi. Assange vazgeçmişti vazgeçmesine ama yayınevi vazgeçmiyordu. Aralarındaki sözleşmeden doğan paranın Assange’a ödendiğini, kitabı yayınlayacaklarını açıkladılar. Assange’ın fırsatçılık ve ikiyüzlülükle suçladığı yayınevi Eylül ayı sonunda “Julian Assange: Onaylanmamış Otobiyografi” adıyla kitabı İngiltere’de piyasaya sürdü. İşte bu kitap şimdi dünyanın 38 ülkesiyle aynı anda Türkiye’de de piyasaya çıktı.
Kitap 14 bölümden oluşuyor. İlk 13 bölüm Assange’ın onaylamadığı ancak kendi anlattığı yaşam öyküsü. Kitabın ana iskeletini oluşturan bu bölümde doğumundan, Wikileaks’in kuruluşuna, ünlü “Bağdat” ya da bilinen adıyla “Kardeş Cinayeti” videosuna ve kendi tutuklanışına kadar şimdiye dek bilinmeyen pek çok olaya yer verilmiş. Son kısımda ise adı Assange’le neredeyse özdeşleşen Wikileaks’te şimdiye kadar yayınlanmış en önemli “Sızıntılar” yer alıyor. Kitap Assange’ın 7 Aralık 2010’da İngiltere’de tutuklanarak Wandsworth Ceza ve Tutukevi’ne konulması sırasında yaşadıklarını anlattığı bölümle başlıyor ve sonra çocukluk yıllarına dönüyor.
Assange’ın çocukluğuna dair anıları arasında annesiyle biyolojik babasının Avustralya’da Vietnam Savaşı karşıtı bir gösteri sırasında tanışmaları ve 3 Temmuz 1971’de bu birlikteliğin meyvesi olarak dünyaya gelişi, Mıknatıs Adası’nda geçen ilk yılları ve ardından annesinin, Brett Assange’la tanışması gibi ilginç ayrıntılar var. Assange burada, sonradan soyadını aldığı ve öz babası olarak kabul ettiği üvey babasını şu cümlelerle anlatıyor: “Benim için harika bir baba olacak bir müzisyen ve gezgin bir tiyatrocu. Öz babam hayatımda hiç olmadı ve ancak büyüdüğüm zaman bir parçası oldu. Böylece, akraba olduğum ergil figür, iyi baba Brett Assange oldu. Brett, gitarları ve müzikle ilgili her şeyiyle dolaşan, 1970’lerin şu müthiş insanlarından biriydi. Onun adını taşıyorum. Assange. Alışılmamış bir isim, Bay Sang’dan geliyor -yani Kantonca ah-sang’dan: Büyük-büyük-büyükbabası Tayvanlı bir korsanmış.” Assange’ın söylediği ilk kelimenin “Neden?” olması sonraki hayatı düşünüldüğünde ironik bir detay gibi. Assange bu kelimeyi neden bu kadar sevdiğini de şöyle anlatıyor: “Bir yerden diğerine, benim için daima bir keşif ruhuyla yürüyüş yaparken, o sonu gelmez ‘Neden?’ sözcüğü dilimden düşmezdi.” Wikileaks belgeleri ile tüm dünyaya pek çok olayın “nedeni”ni açıklalayan Assange’nin hayatına dair ilginç diğer detaylar ise şöyle:

BİLGİSAYARLARIN DÜNYAYI
DEĞİŞTİRECEĞİNİ BİLİYORDUK

Düşüncelerinizin gerçekten ne olduğunu bilmek onların ötesine geçmek, başkalarının düşüncelerine erişebilmek, çok tatlı bir unutulma hali- zihninizin büyük bir kısmını bilgisayarınızın uzamına yerleştirmekle ilgilidir. Olayı fazla abartmaksızın, bunun dünyada yeni bir varoluş biçimi oluşturmakla kalmayıp, kendi bedeninizde de yeni bir varoluş bicimi olduğunu söylemek istiyorum. İnsanlar bundan hep rahatsız oldu, egonun eski ihtiyaçlarını yerine getirmemizi arzu ettiler, şimdi bile bunu istiyorlar. Fakat bizler bilgisayar çağında teslimiyetin nasıl işlediğini genç yaşımızda öğrendik. Damarlarınızda dolaşan kanı size bağımlı olan ve sizin de bağımlı olduğunuz bir zeka sistemine nakledersiniz. Eskiden bu bilimkurguydu, bugünse gündelik gerçeklik hâline geldi. Ve sanırım pek cok insana uzaylı gibi görüneceğim hep, çünkü ben bilgisayarlara gömülmüş bir neslin parçasıydım. Adalet için savaşırken o bilgisayarların bize yardım etmelerini istiyorduk. Günün birinde bilgisayarların dünyayı değiştireceğini biliyorduk, değiştirdiler de. Eski kafalılar alay etmek için taktıkları isimlerle ve medyalarıyla, gizli “ulusal çıkar” ve vatanseverlik anlayışlarıyla, ihanet suçlamalarıyla üzerimize geleceklerdi ama biz, dünyanın onların bildiklerinden çok daha modern olduğunun hep farkındaydık. Kahire bekliyordu. Tunus bekliyordu. Hepimiz teknolojimizin, özgürlüğün gitgide artan bir evrenselliğe olanak vereceği günün gelmesini bekliyorduk. Gelecekte, iktidar bir tüfeğin namlusundan değil, iletişimden doğacaktı ve insanlar küçük ve güçlü bir zümrenin onayıyla değil, büyük bir siyasal potansiyele sahip olan bir sosyal ağın icinde kaybolup gidebilmeleriyle kendilerini tanımlayacaklardı.”

BAĞDAT VİDEOSU İLE
GELEN ŞÖHRET

Bizim posta kutusuna bir video gönderilmişti. İçinde Irak’taki bir sokakta yürüyen bazı adamların görüntüleri vardı. Bunlardan ikisi gazeteciydi. Bir dakika içinde, hepsi ölüyor, bir ABD savaş helikopterinin açtığı ateşle paramparça ediliyorlardı. Yeni bir şeye kamuoyunun dimdik bakışlarını olduğu gibi çevirdiği bir döneme girdiğimizi bilerek, videoyu tekrar tekrar izledim. Bunun bizim bugüne kadar yapacağımız en önemli sızıntı olduğuna karar vermiştik ve videonun analiz edilmesi, anlaşılması ve kamuya sunulmaya hazırlanması gerekiyordu. Bütün dünyanın bu videoyu görmesini istiyordum. Yalnız genel olarak savaşı anlamak için değil, Irak’taki savaşın geldiği halin ahlaki bir kavrayışı ve gündelik yaşamları nasıl etkilediğini görmek açısından önemliydi. Haftalar boyunca bilgisayarımın başından nadiren kalkıyordum. Videonun statik gürültülerden ve hışırtılardan mümkün olduğunca arındırılması ve son versiyonun olabildiğince berrak olması icin zamanla yarışarak çalıştığım bilgisayar başında kestiriyordum saçımı bile. Eski işlerimizden bildiğimiz çılgınca iş planlarımız ve hamlelerimizin hiçbiri, bu Kardeş Cinayeti videosuyla boy ölçüşemezdi. Sanırım, sahip olduğum işkoliklik ve nadiren banyo yapma şöhretim orada başlamış olmalı; yapmak zorunda olduğumuz onca işle ve her şeyden önemlisi, bu sızıntının tüyler ürpertici bir savaşa dair insanların algısını değiştireceği ve bu korkunç istilaya bir son verilmesinde rol oynayabileceği hissiyle, bu kaçınılmazdı. Video kaydı, şimdi Youtube’da on bir milyonu aşkın görüntülenmesinin yanı sıra, televizyonda bir milyon kez yayınlandı. Çağımızın en ünlü belgesi. Fakat bu kaydı ilk gördüğüm zaman, tam olarak neler döndüğünü anlamak zordu. Çok dikkatli bir araştırma yaparak videodaki kişilerin kim olduğunu, videonun ne zaman çekildiğini, çekimin hangi açılardan yapıldığını ve güpegündüz gerçekleştirilen bu toplu cinayetin hikayesini nasıl anlattığını yavaş yavaş buldum.”
GUANTANAMO KÖRFEZİ
TALİMNAMESİ’NİN SIZIŞI
Guantanamo Körfezi icin hazırlanan talimnameyi yayınlayarak büyük bir başarı yakaladık. Akıl almaz güncellikte bir belgeydi; günümüzün ideolojik mücadelelerini anlamak isteyen kişiler tarafından yüzlerce yıl sonra okunduğunu hayal edebileceğiniz bir şey. Üstelik yalnız ideolojik değil, zihniyet mücadeleleri de. Gizlilik sınıflandırması düşüktü, bu yüzden açıkcası yetkililer bu talimnamenin esir kampı dışında kimse tarafından okunabileceğini asla düşünmemişlerdi; gizli belgelerle ilgili sorunun bir parçası bu değil mi zaten? Çoğu zaman çok güçlü önyargıları, neredeyse fetişist denebilecek nefretleri olan kişilerce ve bu önyargıları meslektaşlarına aşılamaya yönelik şiddetli bir arzuyla kaleme alınıyorlar. Guantanamo talimnamesi, tutukluların tesise nasıl getirileceğinden, orada nasıl tutulacakları ve onlara ne olacağına varıncaya kadar tüm işlemleri kapsıyordu. Attila veya Kazıklı Voyvoda’nın yazdırdığı bir şeye benziyordu: Acımasızca zalim, canavarca, paranoyakça, dramatik ve aşırı olmasıyla, en mahmur bir vergi mükellefinin bile, masrafları tümüyle vergilerden karşılanan bu kılavuzun ve bu çılgın gözaltı merkezinin hangi temel zaaf, hangi ölümcül ihtiyaca cevap verdiğini merak edeceği bir belgeye...
ÜNLÜ CABLEGATE’İN
PERDE ARKASI
Gerçek şu ki, yayınlamaya hazır değildik ve haftalardır başımızın etini yiyen ve şimdi son darbeyi indirmeye hazırlanan bu adamların saldırısı altındaydık. Heybetli, lekeli kibirlerinin tam göbeğinde, bizim kim olduğumuzu ve bu odaya nasıl girdiğimiziunutmuşlardı. Bizi artık bir avuç çatlak hacker’lar ve cinsel suçlular olarak görüyorlardı. Fakat biz kendi materyalimizi biliyor ve teknolojimizi tanıyorduk; bu adamlar iş aleminin en eski kurallarına göre oynuyorlardı. Derhal bütün materyali Associated Press, El Cezire ve News Corp’a vereceğimi ima ettim. Akılları başlarına geldi ve yayının nasıl yürütülmesi gerektiği konusunda daha mantıklı laflar etmeye başladılar.
Sonunda bir aylık gecikmenin bize hazırlanmak icin yeterli zamanı vereceğinde anlaştık. Önce en önemli haberler gelecekti, İsrail hakkında, Küba hakkında hiç bir şey olmayacaktı ve bu da ABD’nin Cablegate’e bir bütün olarak aşırı tepki göstermesini önleyecekti. Onlar da yapmaları gerektiği, aslında hepimizin yapması gerektiği gibi, her seferinde bir sızıntıyı vereceklerdi.
Bundan başka, ilişkimizin bu zorunlu yeniden şekillenmesinin bir parçası olarak, New York Times’ın bana ve çılgın, kötü ve zavallı olarak gösterdikleri Bradley Manning’e karşı o rezilce, kendi çıkarını gözeten haberler yazma kampanyasına bir son vermelerinde ısrar ettim. Bu, hiç kuşkusuz Pentagon’un tepelerine binmesine neden olacaktı. Neyse ki, ertesi gün Keller bu tip şeylere son veren bir anlaşmayla geldi ve bir süre boyunca bunu yaptılar. Gizli diplomatik yazışmaları düzene sokmak için bir ayımız vardı. Bu benim en coşkuyla yaşadığım ay olacaktı. Gizli yazışmalar modern dünyanın kendisi hakkındaki düşüncelerini gösterecekti ve bir İngiliz kır evinde teslim tarihine yetiştirmek için geceler boyunca çalıştık. Kar yağmaya başlamıştı ve Norfolk kırsalını tümüyle kaplamıştı. O günlerde, bu evin yakın gelecekte benim hapishanem olacağını bilmem imkansızdı.

Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayfa : 163