VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
14 Ağustos 2016 Pazar | Anasayfa > Haberler > Yahve’nin şifrelerini piramitler ülkesinde aramak
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Yahve’nin şifrelerini piramitler ülkesinde aramak

Ejiptolog Jan Assman, “Mısırlı Musa”da tektanrıcı düşüncenin kökenindeki olası Mısır etkilerini kolektif bellek, psikanalitik düşünceler, felsefe ve elbette teoloji açısından ele alıyor.

BURAK ELDEM



Felsefe, teoloji ve Eski Çağ tarihinin kesişme noktasındaki belki de en popüler tartışmalardan biri, tektanrıcı düşüncenin mümkün olan en eski kaynak ya da esin noktalarını, kadim tarihin derinliklerinde aramak üzerinde düğümlenir. Arkasındaki temel motivasyon ve kullanılan yöntem ya da argümanlardan bağımsız olarak bu konuda en çok gündeme gelen soru ise, kutsal metinler ve tektanrıcı inanç sistemlerinin merkezinde yer alan varsayımsal Musa karakteriyle, günümüzden yaklaşık 3350 yıl önce kısa bir dönem Eski Mısır’a krallık eden Akhenaton (IV. Amenhotep/Amenofis) arasında elle tutulur bir bağlantının bulunup bulunmadığıdır genellikle. Kimileri bunu Eski Ahit’le başlayan inanç geleneğindeki ana düşünceyi çok daha eski kaynaklara yaslanarak doğrulama kaygısı uzantısında yaparken, kimileri de Akhenaton bağlantısı üzerinden tektanrıcı düşünce açısından İbrahimî dinlerin “en eski ve özgün” referans noktası olmadığına dikkat çekmeye çalışır. Yirminci yüzyıl boyunca “teolojinin karanlık suları” sınırlarında kalan bu konu ve birlikte getirdiği tartışmalar üzerine çok sayıda kitap ve makale yayımlandığını söyleyebiliriz. Bunların (Türkçeye çevrilen) en yeni örneği, ejiptolog Jan Assman’ın “Mısırlı Musa” adlı tartışmalı kitabı. Neden “tartışmalı” olduğuna biraz sonra değiniriz ama ilk aşamada “Kimdir bu Akhenaton” sorusu üzerinden gidip biraz bilgi tazelemekte yarar var.

Adı değiştirilen tanrılar
Mısır tarihi, bugün ejiptologlarca belli bir sıra içinde numaralanmış hanedanlar ve bunlara ait kral grupları üzerinden ele alınarak nispeten düzgün bir kronoloji içinde incelenmeye çalışılır. Günümüzden yaklaşık 3350 yıl önce, ülkeyi güneydeki başkent Teb’den yönetmekte olan 18’inci Hanedan kralları tahttaydı. Bunlardan biri de, adını kraliyet ideolojisinin en önemli tanrısından alan IV. Amenhotep (Amen Hoşnuttur) olmuştu. Ancak kral, yönetiminin ilk yılından itibaren, ülkenin dinsel (ve doğal olarak yönetsel) örgütlenmesiyle ilgili oldukça radikal bir değişim hamlesine girişti. Mısır’ın inanç sisteminin merkezinde olan büyük tanrılardan Amen, bilinçli bir şekilde ihmal edilip gölgede bırakılıyor ve onun yerine, adı “güneş diski” anlamına gelen Aton öne çıkarılıyordu. Eski tapınakların çoğunun ödenekleri kesilir ve rahip kadroları bir biat töreninin ardından yeni inşa edilen Aton tapınaklarına aktarılırken, kral daha da şaşırtıcı bir hamleyle adını değiştirip, bundan böyle Akhenaton olarak anılacağını duyuruyordu halka. Teb’in girişindeki görkemli İpetsut (Karnak) tapınak kompleksine, alanın dışında kalacak şekilde bir Aton tapınağı inşa ettirmiş, bütün dinsel bayram ve ritüelleri buraya yönlendirmişti. Eski Mısır’ın günlük hayatında oldukça büyük öneme sahip Opet şenlikleri terk edilmiş, ibadet gelenekleri hatırı sayılır bir değişikliğe uğramıştı.
Kral bunlarla da yetinmedi. Ülkenin başkenti olan, Amen’e adanmış Teb şehrini bir kenara itip, ücra bir noktada kendine yeni bir başkent inşa ettirdi ve yalnızca yönetsel değil, dinsel kurumları da Amarna adını verdiği bu yeni kente taşıdı. Başkentin en görkemli yapısı, “Aton’un ufku” anlamına gelen Akhetaton adlı tapınaktı. Bu hamlelerle Amen tapınağı başta olmak üzere tüm diğer tapınak kurumlarındaki rahiplerin güçlerini iyiden iyiye yok ederken, kendi geliştirdiği Aton kültünü ülkenin merkezine yerleştirdi ve “ibadet edilmesi gereken tek tanrının Aton olduğu” düşüncesini halka benimsetmeye çalıştı. Bunun için de, geleneksel hegemonya mekanizmalarını, baskıyı ve cezalandırmayı kullanmaktan hiç çekinmedi.

Eskiye dönüş
Ancak en az 2000 yıl geriye giden köklü bir kozmik anlayışı ve ritüel sistemini yok edip yerine yenisini yerleştirmek, hiç de kolay değildi elbette. Mısır halkı, bu beklenmedik köklü değişim ve baskı politikalarıyla ciddi biçimde travmatize olmuş, elinden alınan tapınaklar ve ritüeller nedeniyle giderek mutsuz ve karamsar bir hâle gelmişti. Buna karşın, Akhenaton’un despotik gücü, onun sağlığında herhangi bir ayaklanma girişimi olmasının önüne geçti ve tahtta kaldığı 17 yıl boyunca Mısır’ın tamamı, bir Aton kültü üzerinden yönetildi. Merkezinde elbette kralın kendisinin yer aldığı bu kült, Akhenaton’u da tanrılaştırıyor ve onu “Güneş’in Oğlu” konumuna yerleştiriyordu (tıpkı daha önceki dönemde kralların “Ra’nın Oğlu” olmaları gibi). Ne var ki, onun ölümüyle birlikte baskı mekanizmaları ortadan kalkınca, Mısır bir kâbustan uyanırcasına silkindi ve eski tapınak sistemlerine, inanç ritüellerine hızla geri döndü. Başkent yeniden Teb’e taşındı, Amarna yıkılıp terk edildi, hatta Akhenaton’dan nefret o boyutlara ulaştı ki kral listelerinden adı silindi, resim ve ikonları yok edildi, deyim yerindeyse Mısır tarihinden jiletle kazındı.
Eğer 19. yüzyıldaki kazılarda Amarna yeniden keşfedilip günışığına çıkarılmasaydı, Akhenaton’dan ve onun dönemindeki gelişmelerden hiç haberdar olamayacaktık. Kent kalıntıları ve ünlü “Amarna mektupları” bulunduktan sonra, Mısır tarihindeki bu garip evre yalnızca tarihçilerin değil, ilahiyatçıların, filozofların, hatta psikolojinin babası Freud’un bile ilgisini çekti. Acaba, varlığına dair en küçük bir kanıt bile olmayan Musa, bu dönemde Akhenaton tarafından tektanrıcı düşünceye “inisiye” edilmiş biri olabilir miydi? Yoksa Musa, bizzat Akhenaton muydu? Tektanrıcı düşüncenin ideologları ve ilahıyatçılar, bu fazlasıyla tartışmalı konuya hevesle sarıldılar.

Alanındaki başarılı isimlerden biri olan ejiptolog Jan Assman da, elimizdeki kitabında bu konuyu ağırlıklı olarak kolektif bellek, psikanalitik düşünceler, felsefe ve elbette teoloji açısından ele alarak, tektanrıcı düşüncenin kökenindeki olası Mısır etkilerini sorguluyor. “Tartışmalı” dememin nedeni, Asmann’ın da, tıpkı bu konuya eğilen diğerleri gibi, işin siyasi/toplumsal boyutunu ve hegemonya mekanizmalarıyla ilişkisini göz ardı ederek, aslında Akhenaton’un bir “tektanrıcı dinsel devrim” değil, Amen rahiplerinin siyasi gücünü kırarak iktidarını mutlaklaştırmak amaçlı “siyasi manevra” yaptığını (tıpkı Konstantin’in 4. yüzyılda Roma’da yaptığı gibi) fark etmekten kaçınması. Her şeye rağmen, el altında bulunması ve okunması gereken bir kitap.




Paylaş