VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
14 Temmuz 2016 Perşembe | Anasayfa > Haberler > Yakamıza yapışan Âşık Bir Adam!
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Yakamıza yapışan Âşık Bir Adam!

Karl Ove Knausgaard, “Kavgam” serisine “Âşık Bir Adam” ile devam ediyor. İçinde hiçbir olağanüstülük olmayan bir aşk bu. Bir kadına âşık oluyor, peşinden koşuyor, onun için kendini kesip, yaşadığı ülkeyi bile değiştiriyor. Ama bir merak kurdu da içimizi kemirip duruyor.

OYLUM YILMAZ



Bir kitabı elimize alıp sayfalarını çevirmeye başladığımız ilk anda, yazarla aramızda bir anlaşma yaparız. Yazar bize, “Ben şimdi sana bir şeyleri sanki gerçekten olmuş gibi anlatacağım, sen de bütün bunlara gerçekmiş gibi inanacaksın,” der. Eğer bu anlaşmayı daha en başından itibaren imzalamamışsak iş yürümez, sayfalar akmaz, o kitap bitirilemez. Ama imzayı atmışsak eğer, küçük bir inanç evreni kurmuşuz demektir aramızda. Yazar bize ne anlatırsa anlatsın onu gerçek gibi kabul ederiz. Daha doğrusu gerçekmiş gibi. Yazar bizimle bu “-mış gibi” oyununu oynuyorsa biz de az değilizdir çünkü. Biz de “-mış gibi” yaparız ona. Anlattıklarının gerçek olmadığını bildiğimiz hâlde inanıyormuş gibi yaparız. Gelgelelim edebiyat, biraz da kendini kaptırmaktır. Oyun oynadığını unutmak isteyen yığınlarca okur vardır. Ondandır ki, en postmodern (bkz. Orhan Pamuk) hatta en fantastik (bkz. Ursula K. LeGuin) kurgulara imza atan yazarlara bile, “Yazdıklarınız gerçek mi,” diye ısrarla sorulduğunu görürüz. Bu bir okur sorusu değildir aslında, bu bir okur arzusudur.

Okuduklarının gerçek olmasını istemenin, oyun oynama keyfinin önüne geçmesidir. Hatta neredeyse aklın bile önüne! Hayalin değil gerçeğin büyüsüne kapılmayı tercih ettiğimizi mi gösterir bu? Belki de öyle. Tüm hayallerini insanın elinden alan bu modern sonrası zamanla ilgilidir söz konusu gerçeklik büyüsü. Ve işte tam da burada Karl Ove Knausgaard, bir gerçeklik büyücüsü olarak çıkagelir. Romanın yüz elli-iki yüz sayfa aralığına sığıştığı, novellaların ve öykünün yükselişe geçtiği bir zamanda, sayısı binleri bulan sayfalarla dolu bir hayatı, gerçek bir hayatı milyonlarca insana okutmaya başlar.

Ölümden aşka...
Evet, bir hayatı yazıyor Knausgaard. Kendi hayatını. “Kavgam” serisinin ilk cildi olan “Kavgam”ın ardından “Âşık Bir Adam”la şimdi Türkçe okurunun yeniden karşısında. “Kavgam”ı okumaya başladığımızda, çocukluktan günümüze uzanan bir hayatı okuyacağımız izlenimini ediniyoruz ama, ikinci ciltle birlikte ortaya çıkıyor ki Knausgaard aslında temalar üzerine yazıyor. “Kavgam”da ölüme, “Âşık Bir Adam”da ise aşka yoğunlaşıyor temelde. “Kavgam”ın kahramanı yazarın babası, “Âşık Bir Adam”ın kahramanı ise kendisi gibi bir yazar olan karısı Linda. Tabii Knausgaard’ın kendisini bir kahraman olarak saymıyorsak. Aslına bakarsanız son zamanlarda iyice yüzeye çıkan, tartışmalara konu olan kahraman-yazar imgesini de imgeden alıp bir tür gerçekliğin içine yerleştiriyor yazar. Oraya da kendince bir nokta koyuyor. Hayal yok, kurmaca yok, dil sorunu, biçem sorunu yok, kendimi yazıyorum, diyor.

James Wood, “Kurmaca Nasıl İşler”de romancının üç tane dili olduğunu söyler. Yazarın dili, karakterin dili ve bir de dünyanın dili. Bu bağlamda romancı üçlü bir yazardır ve çağdaş yazarlar özellikle bu üçlü durumun baskısını üzerinde hissederler. Bu baskının temelinde de Wood’a göre dünyanın dilinin her şeyi yutan, silip süpüren varlığıdır, dünyanın dili öznelliğimizi, mahremiyetimizi ele geçirmiştir çünkü. Romancı ise bunu aşmaya çalışır var gücüyle. Knausgaard’ın bu gerginliği de üzerinde taşımadığını görüyoruz. Karakterin dilini, kendi dilini, dünyanın dilini ayırt etmiyor, hepsini kendinde birleştiriyor ve o ele geçirilmiş mahremiyetini yazıp gözler önüne seriyor. Bu noktada, ailesinin ve arkadaşlarının özel hayatlarını, cinsel deneyimlerini deşifre ettiği gerekçesiyle ona açtığı davaları hatırlayabiliriz.

Gelelim aşka… İçinde hiçbir olağanüstülük olmayan bir aşk anlatımı var Knausgaard’ın. Bir kadına âşık oluyor, peşinden koşuyor, onun için kendini kesip, yaşadığı ülkeyi bile değiştiriyor, birkaç ay çok parlak zamanlar geçiriyorlar ve sonra sorgulamalar ve kavgalar başlıyor. Hemen herkesin yaşadığı bu deneyimi tekrar başkasından okumaya ne gerek var peki? Ama bir merak kurdu içimizi kemirip duruyor. Karl Ove, bu ilişkiyi rayına oturtabilecek mi? Sancılar yaşanan bir ilişkiden aşk dolu bir evliliğe evrilebilecekler mi Linda’yla ikisi? Daha da önemlisi, bunu nasıl yapacaklar? Karl Ove, kendisinin de dediği gibi munis bir âşık. Karısın karşısında çok da güçlü duramıyor. Belki de bu yüzden arka arkaya gelen dört çocuğun babası olarak buluyor kendini!
Karl Ove Knausgaard, Avrupalı, beyaz, Hıristiyan, entelektüel, yakışıklı bir adam olarak kendini ortaya koyuyor. Avrupalı ve entelektüel olması, sosyal devlet şartlarının içselleştirilmiş dünyasında yaşıyor olması, onu bizim erkeklik anlayışımıza göre çok yumuşak kılıyor belki ama “Kavgam” serisi baştan sona eril dilin hakim olduğu bir anlatı. Karl Ove bunun önüne geçmiyor. Büyük ihtimalle de pek umurunda değil. O, hem aşkla dolu bir aile kurmak hem de yazarlığının sınır çizgilerini gündelik hayata çizmek isteyen bir adam. Belki de sadece bu kadar. Bu nedenle sözgelimi Linda’nın yazarlık mücadelesini okumuyoruz, Linda’nın aşkını da yine aynı şekilde ancak gölgeler içinde hissedebiliyoruz.

Anlatının göze çarpan bir diğer özelliği de Avrupa’ya, sosyal devlet anlayışına ve medeniyetin geleceğine dair yapılan tartışmalar ve yazarın bize aktardığı gözlemleri, düşünceleri, eleştirileri. Yazar, aklının ve bedeninin mekânla, şehirlerle, ülkelerle kurduğu ilişkiler üzerinden içinde bulunduğumuz dünyayı, en azından ait olduğu Avrupa’yı çıplak gözle ortaya koyuyor. Sözün kısası; varoluş sıkıntısı, sanat, edebiyat, aşk, evlilik, ölüm, devlet, gündelik hayat… “Kavgam” serisinde ne ararsanız var… Karl Ove Knausgaard, bir gerçek hayat anlatısı kurarak hiçbir okur türünü ihmal etmiyor, hiçbir türden okurun yakasını bırakmıyor. Bize de onu okumaktan başka çare!...




Paylaş

Öyleyse ‘Yaşasın edebiyat!’ Geçen ay Grand Pera Emek Sineması’nda çok önemli bir edebiyat davetine katıldım. Davet önemliydi çünkü,Türk edebiyatının “yaşayan” 50 şairinin/yazarının, kendini, edebiyatını ve hayata bakışını anlattığı “Yüz Yüze Konuşmalar, Yaşayan Edebiyat” projesi tanıtıldı.

Devam