VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
04 Kasım 2017 Cumartesi | Anasayfa > Haberler > Yalnız, uzak ama çok yakın bir kasabanın sakinleri
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Yalnız, uzak ama çok yakın bir kasabanın sakinleri

Everest Yayınları’nın düzenlediği “İlk Roman” yarışmasının 2017 yılı kazananı olan Ayhan Koç, “Sırlıçeşme” ile bizlere hepimizin tanıdığı, bildiği, aşina olduğu bir kasabayı anlatıyor. Çok uzağımızda gibi duran, yalnız ama yakınımızdaki bir yeri.

CANER ALMAZ


Everest Yayınları’nın edebiyatımıza yeni soluklar kazandırmak amacıyla her sene gerçekleştirdiği ve artık gelenekselleşen “İlk Roman” ödülü, 2016 yılında “Kitab-ı Siyah Kalem” isimli romanıyla Gülfem Pamuk’un olmuştu. Pamuk, ödülünü geçtiğimiz sene İstanbul Kitap Fuarı’nın açılış gününde almıştı. Ödülün böylesine önemli bir organizasyonun açılış gününde verilmesinin, ödül kazanmış olmanın yanında oldukça cesaretlendirici ve özgüven aşılayıcı olduğunu düşünüyorum. Böyle bir yarışma organize etmesinin yanında, verdikleri ödülü yazarı motive edecek şekilde teslim eden Everest Yayınları’nı kutlamak gerekiyor. 2006 yılından bu yana, bu amaçla özgün sesler arıyor Everest. Böylesine zor bir işi (yapmak zorunda olmamalarına rağmen) hakkıyla, layıkıyla yerine getiriyorlar.

2017 yılının “İlk Roman” ödülünün sahibi de geçtiğimiz Ekim ayında yayınevince duyuruldu. Cemil Kavukçu, Semih Gümüş, Müge İplikçi, Selim İleri ve Handan İnci’nin seçici kurulunu oluşturduğu ödül, “Sırlıçeşme” isimli dosyasıyla Ayhan Koç’un oldu. Koç’un ödülü, yine İstanbul Kitap Fuarı’nda verilecek. Kendisini kutluyorum.
İlk kitaplar, okur için oldukça zor kabullenilen kitaplardır. Hiç tanımadığınız, daha önce hiç okumadığınız bir yazarın ilk romanını, öykü kitabını okuyacak olmanız, içinizde bir stres yaratır ister istemez. Kitaba ısınmak uzun zaman alabilir, ilk kitap toyluklarla dolu olabilir. Bilmediğiniz bir dünyaya ve dile giriş yapmak, yorucu dahi olabilir. Ama edebiyatın güzelliği buradadır işte: Çok severek okuduğunuz nice yazar, ilk kitaplarıyla bunu başarmıştır. Orhan Pamuk, senelerce ilk kitabı “Cevdet Bey ve Oğulları”nı yayınlatmak için yayıncı yayıncı dolaşmıştır. Keza, Buket Uzuner de ilk kitabının oldukça fazla reddedildiğini anlatır. Örnekleri çoğaltabiliriz, üstelik dünya edebiyatından da örnekler verebiliriz. Öze gelmek gerekirse, edebiyat şans vermeyi gerektirir. İlk kitaplar önemlidir bu yüzden. Hem yazarı için de ayrı heyecan vericidir, artık yeni bir yolculuğa resmen başlamış olur.

Telaşsız, güdümsüz, artniyetsiz
“Sırlıçeşme”, Ayhan Koç’un bu yolculuğunun ilk adımı. Biraz önce zikrettiğim herbiri birbirinden kıymetli bir jüri tarafından seçilen ve Everest gibi bir yayınevinden çıkacak olan kitap, edebiyat yolculuğuna hazır. Hacmiyle, anlattıklarıyla, içinde barındırdığı toy sesleriyle, gözlerinizin önüne bir Türkiye panoraması sunuyor. Başlangıcından sonuna, hiç sır saklamadan, esrarsız, bazen heyecanlı, bazen gür, çokça hınçlı, hüzünü ve sevinci, üzüncü sayfalarında hissettiren bir roman. Ayhan Koç, ilk romanın ağırlığı altında ezilmiyor; kulak tırmalamayan sesiyle, telaşsız, güdümsüz, artniyetsiz ama ne yaptığını bilen bir üslup oturtarak bizleri selamlıyor.

Anlatıcımız Sadık, bizlere “Sırlıçeşme”nin geçmişten günümüze öyküsünü anlatıyor. Sırlıçeşme, İstanbul’un gözden uzak bir köşesinde var olan, haritalarda dahi gösterilmeyen, tarih boyunca yalnızca insanlarda kaçmak, kurtulmak isteyenlerin bir şekilde yolunun düştüğü ve geldiklerinde doğru yerde olduklarını anladığı bir yerdir. Öyle kendine özgü bir yerdir ki, Osmanlı zamanında yüzyıllar boyunca hiçbir devlet adamı burayı fark etmemiş, Balkan Savaşları sonrasında savaştan dönenlerin keşfetmesiyle beraber gün yüzen çıkan, adeta “Paris Komünü” gibi bir yerdir. Sonralarında devlet oraya el koymuş, çeşitli yollarla önce köy sonra da kasaba olmuştur. Dönem dönem günümüze gelişinin aktarıldığı bölümler içerisinde, kasabanın sakinlerini, oraya geliş hikâyelerini, yaşadıklarını kısa öykülerini dinliyoruz. Anlatıcı rolündeki Sadık, hazırladığı roman için geçmişten günümüze Sırlıçeşme’nin sakinlerini araştırmış ve onların hikâyelerini bizlere anlatmıştır. Kitabın diğer başat karakteri olan Fikret’in fikridir Sırlıçeşme’nin romanını yazmak. Fakat sonradan bu yazma işini Sadık’a bırakmıştır. Bol karakterli romanının herbir kişisi, fazlasıyla güncel konularla ilintilendirilerek okunabilir. Öyle ki Türkiye’nin panoramik bir fotoğrafına bakıyor gibi hissedebilirsiniz. 6-7 Eylül olaylarından, Sivas Katliamı’na, Cumartesi Anneleri’nden Gezi olaylarına kadar birçok olay satırların arasında bizlere hatırlatılıyor. Karakterler aracılığıyla anlatılan hikâyeler bize geçmişin ne çabuk unutulduğunu, yaşananların nasıl yok sayılmaya başlandığını anlatıyor. Unutmak her ne kadar insani bir durum olsa da, varlığımızın acımasız köşelerinden biri. Bunu görmek ayrı bir mesele. Sırlıçeşme’de Rum meyhaneciden, Sadık’ın babasında gördüğümüz gibi tır şoförüne, hayatın sillesini yemiş insanların hikâyeleri var. Tüm bu hikâyeler, Sadık’ın çocukluğundan başlayarak, dönem dönem, acı tatlı birçok kurgu olup olmadığını bilmediğimiz olaylardan oluşuyor. Kitabın sıcak tarafı da burası: İçinde yaşadığımız toplumun bir yansıması Sırlıçeşme. Sırlıçeşme’de yaşanılan her şey, herbirimizin yaşam alanının içerisinde de vuku bulmuş, bulabilen, bulabilecek olaylar. Sağcı-solcu çatışması, çocukluk aşkları, aile kavgaları, işe yaramamış çabalar, boşa geçen yıllar, sonuç vermeyen girişimler, yoluna, düzene girmeyen hayatlar... Ayhan Koç, zor bir işe kalkışıyor. Herkese dair, herkese dokunabilecek hikâyeler, karakterler yaratıyor.

Sırlıçeşme’nin son Rum sakini, meyhaneci Yanni Efendi’nin aşırı acıklı hikâyesi yüreğinize dokunacak mesela. Fikret’in körkütük âşık olduğu Zeynep’in babasını geneleve gelen adamların yüzüne bakarak araması... Sadık’ın hepimizin tanıdığı bir dost olması. Sırlıçeşme’nin artist fotoğrafçısı Reha. Kasabanın en akıllısı deli suretli Köse Hişam Dede. Ülkücü Serdar... Çok sakinli, her sakini birbirinden gerçek bir yer Sırlıçeşme. Tek başına iktidarlığını kurmuş kaymakama karşı en ufacık muhalefetin insan içine umut tohumlarını serptiği, unutulmuş, yalnız bir yer Sırlıçeşme.

Ayhan Koç, bizlere “Sırlıçeşme”yi anlatarak belki hiç bilmediğimiz bir yeri anlatıyormuş gibi duruyor. Fakat hiç öyle değil. Sırlıçeşme yakınımızda. Çok uzağımızda değil. Romanda da Sadık’ın bahsettiği gibi: “Kitap bittiğinde okurun zihninde bir Sırlıçeşme tablosu yaratmak istiyordu. Roman o tablo olacaktı. Yalnız, uzak, ama çok yakın bir kasabanın resmi...”





Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayfa : 163