VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
15 Nisan 2018 Pazar | Anasayfa > Haberler > Yaptığım müzikleri insanlar sevmez zannediyordum
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Yaptığım müzikleri insanlar sevmez zannediyordum

Teoman, Türkiye’nin en merak edilen isimlerinden. Babasını 2 yaşındayken kaybeden, onu bıraktığı kitaplıktaki kitaplar sayesinde tanımaya çalışan, annesi ve anneannesiyle büyüyen, günün birinde bir star olacağını hiç düşünmeyen Teoman’la hayatını tüm açıklığıyla kaleme aldığı “Faso Fiso”yu konuştuk.

İPEK CEYLAN ÜNALAN


Teoman bir kitap yazdı, hemen gözler ona çevrildi. Ne yazmıştı, kimlerden söz etmişti, eski eşlerinden nasıl bahsetmişti? Hemen bu sorular dönmeye başladı. Oysaki bir magazin figürü değil Teoman. Bir müzik emekçisi, gerçek bir müzik adamı o.

Kitabın ön sözünde söylediklerinden de ne kadar dolu biri olduğu anlaşılıyor: “Peki bu kitabı niye çıkardığımın pek çok cevabı var. Ben yeni yetişirken, bu tarz kitapları yalayıp yutardım. Sevdiğim bir sanatçıya dair her şeyi bilmek isterdim. Röportaj okumayı ve olaylara farklı gözlerle bakan birilerinin fikirlerini duymayı da çok severdim. Sadece etkilenmek için değil, kendi bakış açımı oluşturmama da yardım ederdi bu tarz röportajlar. En önemli nedenlerden birini sona sakladım. Sanatçının kişiliğinin, yaptıklarına bir başka boyut daha kazandırdığını düşünüyorum. Bu işe de yarasın isterim elinizdeki kitap.”
Teoman henüz 2 yaşındayken kaybetmiş babasını. Annesi ve anneannesiyle birlikte büyümüş. Dar gelirli bir ailelermiş. Müziğe lisede okul grubu vesilesiyle adım atmış. Hiçbir zaman çok ünlü bir star olmak gibi bir hayali de yokmuş düşüncesi de. Babasını ondan kalan kitaplar sayesinde tanıyabileceğini düşündüğü için okumuş da okumuş. Sadece edebiyatı değil çizgi romanları da severmiş. Ancak küçükken bazen karton kapaklı kitapları “pahalı” olduğundan alamadıklarından ama “Büyüyünce hepsinden alacağım” diye düşündüğünden bahsetmiş kitabında. Şöhrete ulaşana kadar geçtiği çetin yolları da anlatmış kız arkadaşlarını da parasızlık çektiği günleri de. En iyisi sözü daha fazla uzatmadan Teoman’la yaptığımız söyleşiye geçelim.

*Teoman ismini duyunca “kibirli, burnu Kaf Dağı’nda” imajınız geliyor akıllara. Oysa kitapta Teoman’ın bambaşka bir yüzüyle karşılaşıyoruz. Gayet samimi, sıcak ve en önemlisi sözünü sakınmayan, kendini saklamayan…
Her şeyi açık açık anlatmayacak olsam, bu kitabı yazmazdım. İnsani bir hikâye olsun istedim yazdığım şey, bir rock yıldızının kendini pohpohladığı bir şey olmasın istedim. Eski karım yazdıklarımı okuyunca bana bir soru sordu; kendimi insanlara karşı çok transparan yapmaktan rahatsız olup olmayacağımı. Bir sürü kusurumu, hatamı, beceriksizliğimi anlatmak benim için onur kırıcı değil. O yüzden de içten, yakın bir arkadaşla olabilecek samimi bir dili, yakınlığı hedefledim. Bir de yazdığım kişi artık bana bir başkası gibi geliyor, eskide kaldı. Çok farklı insanlarız artık.

*Yazmayı sevmenizin çok küçük yaşta okuduğunuz kitaplar, üstelik babanızın kitapları sayesinde olduğuna kanaat getirdim kitabı okuyunca. Ne dersiniz?
Yazmak çocukken beni hayal dünyasına taşırdı ama öyle sürekli yazan biri filan değildim. Çocukluğun sıkıcılığını alan şey kitaplardı benim için, yazmak da onun küçücük bir parçasıydı. İçe kapanık biriydim, çok severdim okumayı. Ama benim zamanımda kitaplar insanlar için çok daha önemliydi, şu anın veri bombardımanı yoktu, neredeyse ne bulsam seve seve okurdum. Kitap okumak hayatın çok içinde bir şeydi.

*Babanızı iki yaşındayken kaybettiniz. “Anlayacağımdan değil ama babamdan kalan kitapları sırf onu tanıyabilmek için okurdum” diyorsunuz. Hiç tanıyamadığınız babanızı onun “okuduklarıyla”, üstelik o yaşlarda tanımaya çalışmak nasıl bir duygu yarattı sizde?
Bilgi Yayınları’nın senaryoları vardı babamdan kalan: Yurttaş Kane, Bergman’ın Yedinci Mühür’ü, Antonioni’nin Gece’si, Faust, vs. Bir çocuk için anlaması imkânsız şeyler. Ama yine de okudum defalarca. Ölümle satranç oynayan şövalyenin fotoğraflarına bakardım senaryo kitabında. Okuduğum şeyi Meydan Larousse’ta araştırır, detaylarını öğrenirdim. Nâzım Hikmet’in Kurtuluş Savaşı Destanı, Ecevit’in Bu Düzen Değişmelidir’i gibi, karmakarışık, anlaşılmaz okumalar bir çocuk için. Yine de etkilenirdim o kitaplardan. Babam beğendiyse, bu kişiler önemli kişilerdir diye düşünürdüm.

*Kitapta Tommiks, Asteriks, Zagor gibi çizgi romanları çok sevdiğinizden, ancak “dar gelirli” bir aile olduğunuz için özellikle kalın kapaklıları “büyüyünce” alacağınızdan bahsediyorsunuz... Nasıl bir aileydi sizinki?
Orta-alt diyebileceğim bir sınıftaydık herhalde. Dar gelirli olarak tanımlardık kendimizi, ama bunu doğal sayardık. Büyük bir yoksulluk hissetmiyorduk, zaten genelde etrafımızdaki insanlar da aynı sınıftandı. Sadece hiçbir gereksiz harcama yapmayacak şekilde yaşardık. Tasarruflu olmak zorunluluktu, ayrıca da ahlaken insanın öyle olması gerektiği yönünde yetiştiriliyorduk. Görgüsüzlük en büyük insanlık suçlarından biriydi büyüklerimize göre.

* Bir de geç gelen şöhret durumu var. Ben bunu daha çok bir başarı hikâyesinin çok çok sonraları karşılığını almanız olarak yorumladım. Çok da çabalamışsınız, neden şöhret bu kadar geç geldi sizce?
Kafam dağınıktı, ne yapacağıma karar veremiyordum. Bir de o yılların Türkiye’si kendi adıma bana pek umut vermiyordu. Yaptığım müzikleri insanlar sevmez zannediyordum. Onlar başka tarz şarkıları seviyorlardı. Ama eninde sonunda bir karar verdim, sürünsem de sadece bu işi yapacaktım. Doğru, şöhret ve başarı geç geldi ama bir de şu var: Ben süründüğüm yıllarda mutsuzken, bir çok arkadaşım benimle aynı durumda olmalarına rağmen gayet mutlu yaşıyorlardı. Karakter meselesi. Ben onlardan fazla gelecek endişesi taşıyordum, kolay tatmin olan biri değildim, ayrıca da hırslıydım.


Müziği bırakma kararımın nedenini okur bulsun

Şarkı sözleri, film ve yorumculuk. Bu kadar üretkenken bir gün bir anda müziği bıraktığınızı duyduk. Neden öyle bir şey yapmak istediniz?
Okuyucudan almak isterim cevabı. Kitapta uzun uzun o dönemi anlatıyorum çünkü. İnsan hayatında neden-sonuç ilişkisi, matematikteki gibi kolay kurulmuyor. Birçok parametre birden işliyor. Dikkatli okuyucunun kafasında pek soru kalmayacağını umuyorum bu kitap sonrasında.



Eskisi gibi değilim

“Çocukken de şimdinin aynısıydı, o zaman evim yoktu, odamda takılırdım. Televizyon adam gibi değildi, sokağa çıksak ne yapacağım? Ben de kendimi odaya kapardım; kitap okuyup, müzik dinlerdim” diyorsunuz. Şimdi durum nasıl?
Durum eh. Çok az şeyden zevk aldığım için zaman konusunda problemlerim var. Günü geçirmekte zorlanıyorum. Birkaç saat kitap okuyorum, spor yapıyorum, seyrek olarak film seyrediyorum ve geri kalan saatlerde de vakit geçirecek şeyler bulmaya çalışıyorum. Eski ofis ve prodüksiyon işlerimi çoktan bıraktım. Müzikleyse hiç uğraşmıyorum, elime gitar bile almıyorum. Ama bu durumu kabullenmeye karar verdim. Artık eskisi gibi inançlı, hırslı ve çalışkan biri olmadığım anlaşıldı. Ona göre güncelliyorum hayat planlarımı.

Paylaş